وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلۡبُرُوجِ
1,2,3. Burçlar sahibi göğe; vaad edilen o güne; tanık olan ve tanık olunana yemin olsun ki,
Burçlarla (takımyıldızlarla) dolu göğe,
O burçlara sahip gökyüzüne,
The Mansions of the Stars · Mekkî · 22 âyet · Nüzul sırası 27
The Surah is so designated after the word al buruj appearing in the first verse.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلۡبُرُوجِ
1,2,3. Burçlar sahibi göğe; vaad edilen o güne; tanık olan ve tanık olunana yemin olsun ki,
Burçlarla (takımyıldızlarla) dolu göğe,
O burçlara sahip gökyüzüne,
وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡمَوۡعُودِ
1,2,3. Burçlar sahibi göğe; vaad edilen o güne; tanık olan ve tanık olunana yemin olsun ki,
O vaad olunan (kıyamet) gün(ün)e,
O söz verilen, (kıyamet) gününe,
وَشَاهِدࣲ وَمَشۡهُودࣲ
1,2,3. Burçlar sahibi göğe; vaad edilen o güne; tanık olan ve tanık olunana yemin olsun ki,
Kıyamet günü şahitlik eden peygamberlere ve onların şahitlik ettiği ümmetlere andolsun ki;
(O kıyamet gününe) şâhitlik edene ve edilene yemin olsun.
قُتِلَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡأُخۡدُودِ
4,5. Kahrolsun! Ateşi olan o çukuru kazanlar.
4-5. (İnananları yakmak için) hendek kazıp (içini) ateşle dolduranlar kahrolmuş ve lanetlenmiştir.
4,5. Kahrolsun o tutuşturulan alevli ateşle doldurulmuş, hendek1 sahipleri.2
ٱلنَّارِ ذَاتِ ٱلۡوَقُودِ
4,5. Kahrolsun! Ateşi olan o çukuru kazanlar.
4-5. (İnananları yakmak için) hendek kazıp (içini) ateşle dolduranlar kahrolmuş ve lanetlenmiştir.
4,5. Kahrolsun o tutuşturulan alevli ateşle doldurulmuş, hendek1 sahipleri.2
إِذۡ هُمۡ عَلَيۡهَا قُعُودࣱ
6,7. Onlar da o ateş çukurunun etrafında oturmuş, müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.
6-7. Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuş, (ateşe attıkları) mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
6,7. Bir zamanlar onlar, o (ateşin) çevresine oturmuşlar ve Müslümanlara yaptıklarını seyrediyorlardı.
وَهُمۡ عَلَىٰ مَا يَفۡعَلُونَ بِٱلۡمُؤۡمِنِينَ شُهُودࣱ
6,7. Onlar da o ateş çukurunun etrafında oturmuş, müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.
6-7. Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuş, (ateşe attıkları) mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
6,7. Bir zamanlar onlar, o (ateşin) çevresine oturmuşlar ve Müslümanlara yaptıklarını seyrediyorlardı.
وَمَا نَقَمُواْ مِنۡهُمۡ إِلَّآ أَن يُؤۡمِنُواْ بِٱللَّهِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَمِيدِ
8,9. Müminlerden, sadece, göklerin ve yerin mülkü/iktidarı kendisine ait olan, ‘sonsuz kudret sahibi ve övgüye layık olan Allah'a iman ettiklerinden dolayı intikam aldılar/alıyorlar. Oysaki Allah her şeyi görür.
Mü’minlerden öç almalarının tek sebebi mutlak galip ve övgüye lâyık olan Allah’a inanmaları (ve O’nun istediği şekilde yaşamaları)ydı.
8,9. O (kâfirler) onlardan sadece yüceliğinin sonu olmayan, her türlü övgüye layık olan, göklerin ve yerin hâkimiyeti kendisine ait olan Allah’a îman ettikleri için, intikam alıyorlardı. Ve (şunu iyi bilin ki) Allah, (yaptığınız) her şeyi görüp durmaktadır.
ٱلَّذِي لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ شَهِيدٌ
8,9. Müminlerden, sadece, göklerin ve yerin mülkü/iktidarı kendisine ait olan, ‘sonsuz kudret sahibi ve övgüye layık olan Allah'a iman ettiklerinden dolayı intikam aldılar/alıyorlar. Oysaki Allah her şeyi görür.
O (Allah) ki göklerin ve yerin mutlak mülkiyet ve hâkimiyeti Kendisine aittir ve üstelik Allah, olup biten her şeye şahittir.
8,9. O (kâfirler) onlardan sadece yüceliğinin sonu olmayan, her türlü övgüye layık olan, göklerin ve yerin hâkimiyeti kendisine ait olan Allah’a îman ettikleri için, intikam alıyorlardı. Ve (şunu iyi bilin ki) Allah, (yaptığınız) her şeyi görüp durmaktadır.
إِنَّ ٱلَّذِينَ فَتَنُواْ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ ثُمَّ لَمۡ يَتُوبُواْ فَلَهُمۡ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمۡ عَذَابُ ٱلۡحَرِيقِ
Şüphesiz, inanan erkekler ile inanan kadınlara işkence edenlere ve sonra tövbe etmeyenlere, cehennem azabı ve orada yanma cezası vardır.
İnanan erkeklere ve inanan kadınlara işkence edip, sonra yaptıklarına tevbe etmeyenler var ya, işte onlar için cehennem azabı vardır ve yakıcı azap onlaradır.
Şüphesiz inanan erkek ve kadınlara işkence yapıp sonra tevbe etmeyenlere, hem cehennem azabı hem de yakıcı bir azap vardır.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُمۡ جَنَّٰتࣱ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۚ ذَٰلِكَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡكَبِيرُ
İman edip iyi amel yapanlara ise, içinden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte, büyük kurtuluş budur.
İnandıktan sonra faydalı ve iyi işler yapanlar için de altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.
Şüphesiz (Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlar için, zemîninden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte en büyük kurtuluş da budur.
إِنَّ بَطۡشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ
12,13,14,15,16. Şüphesiz, Rabbinin yakalaması son derece çetindir. İnsanı yoktan yaratan ve sonra yeniden diriltecek O'dur. O, çok bağışlayandır; çok sevendir. Şanlı kudret tahtının sahibidir. Dilediği şeyleri mutlak yapandır.
Gerçekten Rabbinin (zalimleri azapla) yakalaması çok şiddetlidir.
Rabbinin intikamı çok şiddetlidir.
إِنَّهُۥ هُوَ يُبۡدِئُ وَيُعِيدُ
12,13,14,15,16. Şüphesiz, Rabbinin yakalaması son derece çetindir. İnsanı yoktan yaratan ve sonra yeniden diriltecek O'dur. O, çok bağışlayandır; çok sevendir. Şanlı kudret tahtının sahibidir. Dilediği şeyleri mutlak yapandır.
(İnsanı) yaratan da (sonra öldürüp tekrar) diriltecek olan da O’dur.
13,14. (Her şeyi) başlangıçta yaratan da sonra onu (âhirette) tekrar yaratacak olan da O (Allah)’tır. Ve O çok bağışlayan (ve kullarını) çok sevendir.
وَهُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلۡوَدُودُ
12,13,14,15,16. Şüphesiz, Rabbinin yakalaması son derece çetindir. İnsanı yoktan yaratan ve sonra yeniden diriltecek O'dur. O, çok bağışlayandır; çok sevendir. Şanlı kudret tahtının sahibidir. Dilediği şeyleri mutlak yapandır.
O, çok bağışlayandır, çok sevendir ve sevilendir.
13,14. (Her şeyi) başlangıçta yaratan da sonra onu (âhirette) tekrar yaratacak olan da O (Allah)’tır. Ve O çok bağışlayan (ve kullarını) çok sevendir.
ذُو ٱلۡعَرۡشِ ٱلۡمَجِيدُ
12,13,14,15,16. Şüphesiz, Rabbinin yakalaması son derece çetindir. İnsanı yoktan yaratan ve sonra yeniden diriltecek O'dur. O, çok bağışlayandır; çok sevendir. Şanlı kudret tahtının sahibidir. Dilediği şeyleri mutlak yapandır.
O, ulu arşın sahibidir, evrenin mutlak hâkimidir.
15,16. Bütün kâinat mülkünün sahibidir, şânı yücedir. Dilediği her şeyi eksiksiz yapandır.
فَعَّالࣱ لِّمَا يُرِيدُ
12,13,14,15,16. Şüphesiz, Rabbinin yakalaması son derece çetindir. İnsanı yoktan yaratan ve sonra yeniden diriltecek O'dur. O, çok bağışlayandır; çok sevendir. Şanlı kudret tahtının sahibidir. Dilediği şeyleri mutlak yapandır.
O, dilediği her şeyi yapandır.
15,16. Bütün kâinat mülkünün sahibidir, şânı yücedir. Dilediği her şeyi eksiksiz yapandır.
هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلۡجُنُودِ
17,18. Orduların, Firavun ve Semûd'un uğradıkları helâkın haberi sana geldi mi?
17-18. (Ey Resul!) Sana Firavun ve Semûd’a ait orduların (uğradıkları felâket) haberi geldi mi?
17,18. Sana o, Firavun ve Semud’un ordularının haberi geldi mi?
فِرۡعَوۡنَ وَثَمُودَ
17,18. Orduların, Firavun ve Semûd'un uğradıkları helâkın haberi sana geldi mi?
17-18. (Ey Resul!) Sana Firavun ve Semûd’a ait orduların (uğradıkları felâket) haberi geldi mi?
17,18. Sana o, Firavun ve Semud’un ordularının haberi geldi mi?
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فِي تَكۡذِيبࣲ
Doğrusu, inkârcılar hakikati yalanlayıp durmaktalar.
Doğrusu (o felâket haberlerine rağmen), inkârcılar hala (Hakk’ı) yalanlamaktadır.
Doğrusu, (bunlar anlatıldığı halde) kâfirler, hâlâ inkâr edip duruyorlar.
وَٱللَّهُ مِن وَرَآئِهِم مُّحِيطُۢ
Allah onları arkalarından kuşatmıştır.
Oysa Allah, onları arkalarından kuşatmıştır.
Oysa Allah onları arkalarından (ilmiyle) kuşatmıştır.
بَلۡ هُوَ قُرۡءَانࣱ مَّجِيدࣱ
21,22. Hakikatte o, korunmuş levhada/Levh-ı Mahfûz'da bulunan şerefli Kur'ân'dır.
Hiç şüpheniz olmasın ki bu kitap o, çok şerefli bir Kur’an’dır.
21,22. Hayır! (Kâfirler yalanlasalar bile) o, Levh-i Mahfuz’dan indirilen çok şerefli bir Kur’ân’dır.
فِي لَوۡحࣲ مَّحۡفُوظِۭ
21,22. Hakikatte o, korunmuş levhada/Levh-ı Mahfûz'da bulunan şerefli Kur'ân'dır.
(O) Levh-i Mahfuz’da; ilahi ilmin koruması altındadır.
21,22. Hayır! (Kâfirler yalanlasalar bile) o, Levh-i Mahfuz’dan indirilen çok şerefli bir Kur’ân’dır.