İçeriğe atla
Untold Serenity

18. Al-Kahf

The Cave · Mekkî · 110 âyet · Nüzul sırası 69

الكهف

This Surah takes its name from v. 9 in which the word (Al-Kahf) occurs.

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

18:1

ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِيٓ أَنزَلَ عَلَىٰ عَبۡدِهِ ٱلۡكِتَٰبَ وَلَمۡ يَجۡعَل لَّهُۥ عِوَجَاۜ

Bayraktar Bayraklı

Bütün övgüler, kuluna kitabı indiren ve ona hiçbir eğrilik koymayan Allah'a aittir.

Cemal Külünkoğlu

Bütün övgüler Allah’ın hakkıdır. O (Allah) ki, kuluna bu Kitabı indirdi ve onun anlaşılmasını zorlaştıracak hiçbir tutarsızlığa yer vermedi.

Mehmet Türk

Hamd kulu (Muhammed’e) bu Kitabı indiren ve onda birbirine ters düşen hiç bir ifâde kullanmayan Allah’a aittir.

18:2

قَيِّمࣰ ا لِّيُنذِرَ بَأۡسࣰ ا شَدِيدࣰ ا مِّن لَّدُنۡهُ وَيُبَشِّرَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٱلَّذِينَ يَعۡمَلُونَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أَنَّ لَهُمۡ أَجۡرًا حَسَنࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

2,3,4. Onu dosdoğru bir kitap olarak indirdi ki Allah'ın katından gelecek şiddetli azaba karşı uyarsın; iyi işler yapan müminlere de, kendileri için, içinde süreli bulunacakları güzel bir ödül olduğunu müjdelesin ve “Allah çocuk edindi” diyenleri de uyarsın.

Cemal Külünkoğlu

2-3-4.(Allah onu) katından gelecek şiddetli bir azap ile (inanmayanları) uyarmak, faydalı eylemlerde bulunan mü’minleri içlerinde ebedi kalacakları güzel mükâfat yurdu olan (cennet) ile müjdelemek ve “Allah, bir çocuk edindi” diyenleri de (korkutup) sakındırmak için dosdoğru bir kitap kıldı.

Mehmet Türk

O dosdoğru (bir Kitaptır) ve (Allah onu, insanları) kendi katından (gelecek) şiddetli bir azapla uyarmak ve (inandıkları) iyi işleri yapan mü’minlere güzel bir mükâ-fat olduğunu müjdelemek için (indirdi.)

18:3

مَّٰكِثِينَ فِيهِ أَبَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

2,3,4. Onu dosdoğru bir kitap olarak indirdi ki Allah'ın katından gelecek şiddetli azaba karşı uyarsın; iyi işler yapan müminlere de, kendileri için, içinde süreli bulunacakları güzel bir ödül olduğunu müjdelesin ve “Allah çocuk edindi” diyenleri de uyarsın.

Cemal Külünkoğlu

2-3-4.(Allah onu) katından gelecek şiddetli bir azap ile (inanmayanları) uyarmak, faydalı eylemlerde bulunan mü’minleri içlerinde ebedi kalacakları güzel mükâfat yurdu olan (cennet) ile müjdelemek ve “Allah, bir çocuk edindi” diyenleri de (korkutup) sakındırmak için dosdoğru bir kitap kıldı.

Mehmet Türk

Ki onlar, orada (cennette) sürekli kalacaklardır.

18:4

وَيُنذِرَ ٱلَّذِينَ قَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

2,3,4. Onu dosdoğru bir kitap olarak indirdi ki Allah'ın katından gelecek şiddetli azaba karşı uyarsın; iyi işler yapan müminlere de, kendileri için, içinde süreli bulunacakları güzel bir ödül olduğunu müjdelesin ve “Allah çocuk edindi” diyenleri de uyarsın.

Cemal Külünkoğlu

2-3-4.(Allah onu) katından gelecek şiddetli bir azap ile (inanmayanları) uyarmak, faydalı eylemlerde bulunan mü’minleri içlerinde ebedi kalacakları güzel mükâfat yurdu olan (cennet) ile müjdelemek ve “Allah, bir çocuk edindi” diyenleri de (korkutup) sakındırmak için dosdoğru bir kitap kıldı.

Mehmet Türk

(Allah o Kur’an’ı), “Allah çocuk edindi” diyenleri (de) uyarmak için (indirdi.)

18:5

مَّا لَهُم بِهِۦ مِنۡ عِلۡمࣲ وَلَا لِأٓبَآئِهِمۡۚ كَبُرَتۡ كَلِمَةࣰ تَخۡرُجُ مِنۡ أَفۡوَٰهِهِمۡۚ إِن يَقُولُونَ إِلَّا كَذِبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Bu hususta ne kendilerinin ne de atalarının bir bilgisi vardır. Ağızlarından ne büyük söz çıkıyor! Onlar yalandan başka bir şey söylemiyorlar.

Cemal Külünkoğlu

(Allah çocuk edindi diyenlerin) bu konuda ne kendilerinin bilgisi vardır ne de atalarının. Bu ağızlarından çıkan ne ağır bir sözdür! (Gerçekte) onların söyledikleri ancak yalandan ibarettir.

Mehmet Türk

Bu söz hakkında kendilerinin de babalarının da bildikleri hiçbir şey yoktur. Ağızlarından çıkan bu kelime ne (kadar da) büyük oldu. Onlar sadece yalan söylüyorlar.

18:6

فَلَعَلَّكَ بَٰخِعࣱ نَّفۡسَكَ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمۡ إِن لَّمۡ يُؤۡمِنُواْ بِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ أَسَفًا

Bayraktar Bayraklı

Herhalde sen, onlar bu söze inanmıyorlar diye üzüntüden kendini helâk edeceksin.

Cemal Külünkoğlu

Şimdi onlar bu söze (Kur’an’a) inanmıyorlar diye üzülerek kendini helâk mi edeceksin?

Mehmet Türk

(Ey Muhammed!) Sen (de); “ya onlar bu Kur’an’a inanmazlar (da helâk olurlar)sa” (diye) arkalarından duyacağın üzüntü sebebi ile yoksa kendini mahvedecek misin?

18:7

إِنَّا جَعَلۡنَا مَا عَلَى ٱلۡأَرۡضِ زِينَةࣰ لَّهَا لِنَبۡلُوَهُمۡ أَيُّهُمۡ أَحۡسَنُ عَمَلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Biz yeryüzündeki şeyleri, kendisine süs olsun diye yarattık ki, onların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim.

Cemal Külünkoğlu

İnsanların hangisinin eylem bakımından daha güzel olduğunu tespit edelim diye, yeryüzünde olan şeyleri, ona süs yaptık.

Mehmet Türk

Şüphesiz Biz insanların hangisinin daha güzel işler yapacağını denemek için yeryüzündeki her şeyi, dünyanın kendine has bir süsü yaptık.

18:8

وَإِنَّا لَجَٰعِلُونَ مَا عَلَيۡهَا صَعِيدࣰ ا جُرُزًا

Bayraktar Bayraklı

Biz, elbette yerin üzerindekileri kupkuru bir toprak yapacağız.

Cemal Külünkoğlu

Muhakkak ki biz, zamanı gelince yeryüzünün bütün göz alıcı yeşilliklerini kesinlikle kupkuru bir toprak haline getireceğiz.

Mehmet Türk

Ve gerçekten Biz, ondaki her şeyi (istersek) çorak bir toprak da yaparız.

18:9

أَمۡ حَسِبۡتَ أَنَّ أَصۡحَٰبَ ٱلۡكَهۡفِ وَٱلرَّقِيمِ كَانُواْ مِنۡ ءَايَٰتِنَا عَجَبًا

Bayraktar Bayraklı

Yoksa sen, sadece Kehf ve Rakîm sahiplerinin, bizim şaşılacak âyetlerimizden olduğunu mu sandın?

Cemal Külünkoğlu

Ne o, (Ey Resul!) yoksa sen, (sadece) Ashâb-ı Kehf ve Rakım’ı mı bizim ibret verici delillerimizden sandın?

Mehmet Türk

Yoksa sen mûcizelerimizden olan Ashâb-ı Kehf ve Rakîm’i çok mu şaşırtıcı buldun?

18:10

إِذۡ أَوَى ٱلۡفِتۡيَةُ إِلَى ٱلۡكَهۡفِ فَقَالُواْ رَبَّنَآ ءَاتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحۡمَةࣰ وَهَيِّئۡ لَنَا مِنۡ أَمۡرِنَا رَشَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

O gençler mağaraya sığınmışlar ve “Rabbimiz, bize katından rahmet ver ve bize şu durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla!” demişlerdir.

Cemal Külünkoğlu

Hani o genç yiğitler mağaraya sığınmışlardı da “Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluşa ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır” demişlerdi.

Mehmet Türk

O gençler mağaraya sığındıklarında: “Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bizi bu işimizde başarılı kıl.” diye duâ ettiler.

18:11

فَضَرَبۡنَا عَلَىٰٓ ءَاذَانِهِمۡ فِي ٱلۡكَهۡفِ سِنِينَ عَدَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Bunun üzerine biz de o mağarada onların kulaklarına nice yıllar perde koyduk/onları uykuya daldırdık.

Cemal Külünkoğlu

Bunun üzerine biz de nice yıllar onların kulaklarını (dış dünyaya) kapatmış ve onları uyutmuştuk.

Mehmet Türk

Biz de hemen onları mağarada yıllarca sürecek, derin bir uykuya yatırdık.

18:12

ثُمَّ بَعَثۡنَٰهُمۡ لِنَعۡلَمَ أَيُّ ٱلۡحِزۡبَيۡنِ أَحۡصَىٰ لِمَا لَبِثُوٓاْ أَمَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Sonra da iki gruptan hangisinin kaldıkları müddeti daha iyi hesap edeceğini görelim diye onları uyandırdık.

Cemal Külünkoğlu

Sonra iki gruptan hangisinin ne kadar uyuduklarını doğru olarak hesap edebileceğini belirlemek üzere onları uyandırmıştık.

Mehmet Türk

Daha sonra bu iki gruptan hangisinin bekledikleri gayeyi daha iyi hesap ettiğini belirtmek için onları (uykularından) uyandırdık.

18:13

نَّحۡنُ نَقُصُّ عَلَيۡكَ نَبَأَهُم بِٱلۡحَقِّۚ إِنَّهُمۡ فِتۡيَةٌ ءَامَنُواْ بِرَبِّهِمۡ وَزِدۡنَٰهُمۡ هُدࣰ ى

Bayraktar Bayraklı

Biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz. Gerçekten onlar, Rabblerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetini arttırdık.

Cemal Külünkoğlu

Biz (şimdi) sana onların kıssalarını doğru olarak anlatıyoruz. Onlar Rablerine inanmış bir grup gençti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.

Mehmet Türk

Sana onların haberlerini en doğru şekilde, ancak Biz anlatırız. (Şöyle ki) gerçekten onlar, Rablerine îman eden ve Bizim de îmanlarını arttırdığımız gençlerdi.

18:14

وَرَبَطۡنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ إِذۡ قَامُواْ فَقَالُواْ رَبُّنَا رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ لَن نَّدۡعُوَاْ مِن دُونِهِۦٓ إِلَٰهࣰ اۖ لَّقَدۡ قُلۡنَآ إِذࣰ ا شَطَطًا

Bayraktar Bayraklı

Onların kalplerini sağlamlaştırdık. O yiğitler, o ülkenin hükümdarı karşısında ayağa kalkarak dediler ki: “Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz O'ndan başkasına tanrı demeyiz. Yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz.”

Cemal Külünkoğlu

Kalplerini öyle sağlamlaştırmıştık ki, doğrulup (birbirlerine): “Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. Biz asla O’ndan başkasına kulluk etmeyeceğiz, yalvarıp yakarmayacağız, (eğer böyle bir şey yaparsak) çok çirkin bir şey yapmış oluruz!”

Mehmet Türk

Ve Biz, onların kalplerine metanet de verdik. Onlar kıyam ettiklerinde: “Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbi’dir; biz Ondan başkasını ilâh kabul edip asla tapmayız. (Eğer bunun tersini) söyleyecek olursak işte o zaman, gerçekten saçmalamış oluruz.” dediler.

18:15

هَٰٓؤُلَآءِ قَوۡمُنَا ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةࣰۖ لَّوۡلَا يَأۡتُونَ عَلَيۡهِم بِسُلۡطَٰنِۭ بَيِّنࣲۖ فَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّنِ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Şu bizim toplumumuz Allah'tan başka tanrılar edindiler. Bâri bu tanrılar konusunda açık bir delil getirseler. Öyle ise, Allah hakkında yalan uydurandan daha zâlim var mı?”

Cemal Külünkoğlu

“Şu bizim halkımız var ya, işte onlar O’ndan (Allah’tan) başka tanrılar edindiler. Onların tanrı olduklarına dair açık (ve ikna edici bir) delil göstermeleri gerekmez miydi? Öyleyse Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?”

Mehmet Türk

(Ve devamla): “Şu bizim kavmimiz olacaklar (var ya); Ondan başkasını ilâhlar edindiler. Onların (ilâh olduklarına dâir) açık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Yalanlarını Allah’a yakıştırandan daha zâlim kim olabilir?” (dediler.)

18:16

وَإِذِ ٱعۡتَزَلۡتُمُوهُمۡ وَمَا يَعۡبُدُونَ إِلَّا ٱللَّهَ فَأۡوُۥٓاْ إِلَى ٱلۡكَهۡفِ يَنشُرۡ لَكُمۡ رَبُّكُم مِّن رَّحۡمَتِهِۦ وَيُهَيِّئۡ لَكُم مِّنۡ أَمۡرِكُم مِّرۡفَقࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

İçlerinden biri şöyle demişti: “Madem ki siz onlardan ve onların Allah'ın dışında tapmakta oldukları varlıklardan uzaklaştınız, o halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve işinizde sizin için fayda ve kolaylık sağlasın.”

Cemal Külünkoğlu

(İçlerinden biri dedi ki:)” Mademki onlardan ve Allah dışındaki taptıklarınızdan yüz çevirip kenara çekildiniz, hadi mağaraya sığının ki, Rabbiniz rahmetini size ulaştırsın ve sizi durumunuza göre ruhlarınızın ihtiyaç duyabileceği şeylerle donatsın!”

Mehmet Türk

(İçlerinden biri onlara): “Mademki siz, onlardan ve onların Allah’ın dışında taptıklarından ayrıldınız, haydi hemen şu mağaraya sığının da Rabbiniz size rahmetini yaysın ve işinizde size bir kolaylık sağlasın.” dedi.

18:17

۞وَتَرَى ٱلشَّمۡسَ إِذَا طَلَعَت تَّزَٰوَرُ عَن كَهۡفِهِمۡ ذَاتَ ٱلۡيَمِينِ وَإِذَا غَرَبَت تَّقۡرِضُهُمۡ ذَاتَ ٱلشِّمَالِ وَهُمۡ فِي فَجۡوَةࣲ مِّنۡهُۚ ذَٰلِكَ مِنۡ ءَايَٰتِ ٱللَّهِۗ مَن يَهۡدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلۡمُهۡتَدِۖ وَمَن يُضۡلِلۡ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ وَلِيࣰّ ا مُّرۡشِدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Güneş doğduğu zaman mağaradakilerin sağından meylederek geçtiğini ve battığı zaman da sol taraflarından geçtiğini görürdün. Onlar da mağaranın içinde boşlukta bulunuyorlardı. Bu, Allah'ın âyetlerindendir. Allah kimi doğru yola koymuşsa o, doğru yoldadır. Kimi de şaşırtmış ise, ona yol gösterecek yakın bir dost bulamazsın.

Cemal Külünkoğlu

(Eğer orada olsaydın) görecektin ki, doğan güneş mağaralarının sağına sapıyor, batan güneş ise sol tarafa kayıyordu. Böylece mağara tabanının geniş bir alanına dağılmış olarak uyudukları halde güneşten rahatsız olmuyorlardı. Bu olay, Allah’ın mucizelerinden biridir. Allah kimi (iyi niyetinden dolayı) doğru yola iletirse, o doğru yolu bulur. O kimi de (kötü niyet ve eyleminden dolayı) sapıklıkta bırakırsa, artık onun için asla yol gösteren bir dost bulamazsın.

Mehmet Türk

(Eğer onlar o mağarada iken bir baksaydın;) güneşin doğduğunda mağaralarının sağına yöneldiğini, batarken de onların sol tarafından geçtiğini ve onların da o (mağaranın) geniş boşluğunda olduklarını görürdün. İşte bu, Allah’ın mûcizelerindendir. Allah kime yol gösterirse o, hak yolu bulmuştur, kimi de saptırırsa artık onlara, Allah’tan başka hak yolu gösteren dostlar bulamazsın.

18:18

وَتَحۡسَبُهُمۡ أَيۡقَاظࣰ ا وَهُمۡ رُقُودࣱۚ وَنُقَلِّبُهُمۡ ذَاتَ ٱلۡيَمِينِ وَذَاتَ ٱلشِّمَالِۖ وَكَلۡبُهُم بَٰسِطࣱ ذِرَاعَيۡهِ بِٱلۡوَصِيدِۚ لَوِ ٱطَّلَعۡتَ عَلَيۡهِمۡ لَوَلَّيۡتَ مِنۡهُمۡ فِرَارࣰ ا وَلَمُلِئۡتَ مِنۡهُمۡ رُعۡبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Mağaradakiler uykuda iken sen onları uyanık sanırdın. Biz onları sağa ve sola döndürüyorduk. Köpekleri de dirseklerini eşiğe uzatmıştı. Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın ve için korku ile dolardı.

Cemal Külünkoğlu

Uykuda oldukları halde, sen onları uyanık sanırdın. Biz onların sağa sola dönmesini sağlıyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu (ön ayaklarını) uzatmış (yatmakta idi.) Onlarla aniden karşılaşsaydın, (heybetlerinden dolayı) mutlaka yüz çevirip kaçardın ve (gördüklerin yüzünden) için korku ile dolardı.

Mehmet Türk

(Hatta) Sen onları uyurlarken (görseydin) uyanık sanırdın. Biz, onları sağ ve sol taraflarına çeviriyorduk. Köpekleri de girişte ön ayaklarını uzatmış yatıyordu. Eğer sen onları görseydin, hemen geriye dönüp kaçardın ve onlardan çok korkardın.

18:19

وَكَذَٰلِكَ بَعَثۡنَٰهُمۡ لِيَتَسَآءَلُواْ بَيۡنَهُمۡۚ قَالَ قَآئِلࣱ مِّنۡهُمۡ كَمۡ لَبِثۡتُمۡۖ قَالُواْ لَبِثۡنَا يَوۡمًا أَوۡ بَعۡضَ يَوۡمࣲۚ قَالُواْ رَبُّكُمۡ أَعۡلَمُ بِمَا لَبِثۡتُمۡ فَٱبۡعَثُوٓاْ أَحَدَكُم بِوَرِقِكُمۡ هَٰذِهِۦٓ إِلَى ٱلۡمَدِينَةِ فَلۡيَنظُرۡ أَيُّهَآ أَزۡكَىٰ طَعَامࣰ ا فَلۡيَأۡتِكُم بِرِزۡقࣲ مِّنۡهُ وَلۡيَتَلَطَّفۡ وَلَا يُشۡعِرَنَّ بِكُمۡ أَحَدًا

Bayraktar Bayraklı

Birbirine sorsunlar diye onları böylece uyandırdık. İçlerinden biri, “Ne kadar kaldınız?” dedi. “Bir gün veya bir günden az kaldık” dediler. “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Birinizi şu para ile şehre gönderin de, yiyeceklerin en iyisine baksın ve size yiyecek getirsin, nazik davransın ve sakın sizi kimseye duyurmasın!”

Cemal Külünkoğlu

Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar (ve diğer insanlara ibret olsunlar) diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: “Ne kadar kaldınız?” Dediler ki: “Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık.” Dediler ki: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi(n bulunduğunuz yer)i hiç kimseye sezdirmesin.”

Mehmet Türk

Böylece Biz aralarında bir sorgulama yapmaları için onları uyandırdık. Onlardan biri: “Burada ne kadar kaldınız?” dedi. Bir kısmı: “Bir gün veya bir günden daha az kaldık.” dediler. Bir kısmı da: “(Burada) ne kadar kaldığımızı en iyi Rabbiniz bilir, şimdi hemen birinizi şu gümüş paranızla şehre gönderin de en temiz yiyeceği arasın ve size o yiyecekten getirsin. Ancak çok dikkat ve nezaketle hareket etsin ve sakın sizi kimseye sezdirmesin.” dediler.

18:20

إِنَّهُمۡ إِن يَظۡهَرُواْ عَلَيۡكُمۡ يَرۡجُمُوكُمۡ أَوۡ يُعِيدُوكُمۡ فِي مِلَّتِهِمۡ وَلَن تُفۡلِحُوٓاْ إِذًا أَبَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Doğrusu, eğer onlar sizi ele geçirirse ya taşlayarak öldürürler veya kendi yollarına döndürürler ve bu durumda asla kurtulamazsınız” dedi.

Cemal Külünkoğlu

“Çünkü onlar sizi ele geçirirlerse ya öldüresiye taşlarlar yahut kendi inanç sistemlerine döndürürler. O zaman da bir daha asla kurtuluşa eremezsiniz.”

Mehmet Türk

(Ve devamla): “Çünkü onlar, sizi ellerine geçirirlerse muhakkak ya öldürürler ya da kendi dinlerine döndürürler. İşte o zaman asla kurtuluşa eremezsiniz.” (dediler.)

18:21

وَكَذَٰلِكَ أَعۡثَرۡنَا عَلَيۡهِمۡ لِيَعۡلَمُوٓاْ أَنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقࣱّ وَأَنَّ ٱلسَّاعَةَ لَا رَيۡبَ فِيهَآ إِذۡ يَتَنَٰزَعُونَ بَيۡنَهُمۡ أَمۡرَهُمۡۖ فَقَالُواْ ٱبۡنُواْ عَلَيۡهِم بُنۡيَٰنࣰ اۖ رَّبُّهُمۡ أَعۡلَمُ بِهِمۡۚ قَالَ ٱلَّذِينَ غَلَبُواْ عَلَىٰٓ أَمۡرِهِمۡ لَنَتَّخِذَنَّ عَلَيۡهِم مَّسۡجِدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Böylece Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu ve kıyametin kopacağından şüphe edilemeyeceğini bilmeleri için, insanların onları bulmalarını sağladık. Çünkü, halk onların durumunu aralarında tartışıyorlardı. “Onların adına bir bina yapın” diyorlardı. Oysa, onları en iyi Rabbleri bilir. Tartışmayı kazananlar, “Onlar adına elbette bir mescit yapacağız” dediler.

Cemal Külünkoğlu

Böylece, (insanları) onların durumundan haberdar ettik ki Allah’ın (insanları yeniden yaratacağı) sözünün gerçek olduğunu ve kıyametin kopmasından şüphe edilmeyeceğini bilsinler. (Fakat onlar meseleyi böyle ele alacakları yerde) kendi aralarında o (mağarada uyuyanların) durumunu tartışmaya başladılar. Bazıları: “Onların üzerine (hatırasına) bir bina (anıt) yapın. Çünkü (onların durumunu biz bilemeyiz) Rableri onları daha iyi bilir” dediler. Fakat görüşleri ağır basanlar ise: “Mutlaka onların üstüne (hatırasına) bir mescid yapacağız” dediler (ve mağaranın kapısının önünde bir mescid yaptılar).

Mehmet Türk

Böylece (sonunda) onları Allah’ın sözünün gerçek olduğunu ve kıyametin geleceğinden asla şüphe olmadığını bilmeleri için, (şehir halkına) buldurduk. Bir de ne görelim (onlar) kendi aralarında onların durumunu tartışmaya başladılar. Bazıları: “Onların (anısına) üzerlerine bir (anıt) bina yapın.” dediler. -Rableri bunları söyleyenleri çok iyi bilir.- Sözlerinde üstün gelen (mü’min)ler ise: “Biz onların üzerine kesinlikle bir mescid yapacağız” dediler.

18:22

سَيَقُولُونَ ثَلَٰثَةࣱ رَّابِعُهُمۡ كَلۡبُهُمۡ وَيَقُولُونَ خَمۡسَةࣱ سَادِسُهُمۡ كَلۡبُهُمۡ رَجۡمَۢا بِٱلۡغَيۡبِۖ وَيَقُولُونَ سَبۡعَةࣱ وَثَامِنُهُمۡ كَلۡبُهُمۡۚ قُل رَّبِّيٓ أَعۡلَمُ بِعِدَّتِهِم مَّا يَعۡلَمُهُمۡ إِلَّا قَلِيلࣱۗ فَلَا تُمَارِ فِيهِمۡ إِلَّا مِرَآءࣰ ظَٰهِرࣰ ا وَلَا تَسۡتَفۡتِ فِيهِم مِّنۡهُمۡ أَحَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Karanlığa taş atar gibi, kimi “Onlar üç kişidir, dördüncüleri köpekleridir” der. Kimi de “Beş kişidir, altıncıları da köpekleridir” der. Kimi “Yedi kişidir, sekizincileri köpekleridir” der. De ki: “Onların sayısını en iyi Rabbim bilir. Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. Onlar hakkında bu yüzeysel anlatılanların dışında kimseyle tartışma ve onlar hakkında başkalarından bilgi isteme!”

Cemal Külünkoğlu

Kimileri (Ashâb-ı Kehf ’in sayıları hakkında): “Onlar üç kişi idi, dördüncüleri köpekleridir” diyecekler, kimileri “beş kişi idiler, altıncıları köpekleridir” diyecekler. (Bu sözler) karanlığa taş atmaktır. Kimileri de “yedi kişi idiler, sekizincileri köpekleridir” diyeceklerdir. De ki: “Onların sayısını hepimizden daha iyi Rabbim bilir. Onları pek az (insan) dışında kimse bilemez.” O hâlde, onlar hakkında (Kur’an’ın sana aktardığının) dışında kimse ile münakaşa etme ve bu konuda ileri geri konuşanlardan da hiçbir bilgi isteme!

Mehmet Türk

(İnsanlardan pek çoğu, onlar hakkında) ğayba taş atarak: “(Onlar) üç (kişi) idiler, dördüncüleri köpekleri idi.” diyecekler. Bazıları da: “Beş (kişi) idiler, altıncıları köpekleri idi.” diyecekler. (Hatta) bazıları da: “(Onlar) yedi kişi idiler, sekizincileri köpekleri idi.” diyecekler. (Sen de): “Onların sayısını en iyi Rabbim bilir.” de. Onların sayısını hakkıyla bilen çok azdır, öyleyse onlar hakkında (Kur’an’da) açıkça anlatılanların dışında tartışma ve bunlar hakkında onlardan kimseye de bir şey sorma.

18:23

وَلَا تَقُولَنَّ لِشَاْيۡءٍ إِنِّي فَاعِلࣱ ذَٰلِكَ غَدًا

Bayraktar Bayraklı

23,24. Allah'ın dilemesine bağlamadıkça, hiçbir şey için, “Bunu yarın yapacağım” deme! Bunu unuttuğun takdirde Allah'ı an ve “Umarım Rabbim beni doğruya bundan daha yakın olan bir yolla iletir” de!

Cemal Külünkoğlu

Hiçbir şey hakkında sakın: “Yarın şunu yapacağım” deme!

Mehmet Türk

(Ey Muhammed!) Hiç bir şey hakkında: “Ben bunu yarın mutlaka yapacağım.” deme.

18:24

إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُۚ وَٱذۡكُر رَّبَّكَ إِذَا نَسِيتَ وَقُلۡ عَسَىٰٓ أَن يَهۡدِيَنِ رَبِّي لِأَقۡرَبَ مِنۡ هَٰذَا رَشَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

23,24. Allah'ın dilemesine bağlamadıkça, hiçbir şey için, “Bunu yarın yapacağım” deme! Bunu unuttuğun takdirde Allah'ı an ve “Umarım Rabbim beni doğruya bundan daha yakın olan bir yolla iletir” de!

Cemal Külünkoğlu

(Bunun yerine:) “İnşaallah (ancak Allah dilerse yapacağım de). Böyle (İnşaallah) demeyi unuttuğunda ise Rabbini an ve: “Umarım ki, Rabbim beni şimdikinden daha doğru davranışa muvaffak kılar” de.

Mehmet Türk

“Ancak Allah dilerse (yapacağım.)” de. Unuttuğun zaman da Rabbini an. Ve “Rabbimin beni bundan daha yakın bir zamanda başarıya ulaştıracağını umuyorum.” de.

18:25

وَلَبِثُواْ فِي كَهۡفِهِمۡ ثَلَٰثَ مِاْئَةࣲ سِنِينَ وَٱزۡدَادُواْ تِسۡعࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Onlar mağaralarında üç yüzyıl ve buna ilâveten dokuz yıl kalmışlardır.

Cemal Külünkoğlu

(Bazıları) onların mağaralarında üç yüz yıl kaldı(ğını) söyledi, bazıları da buna dokuz yıl daha ilâve etti.

Mehmet Türk

(Bazıları yine ğayba taş atarak): “Onlar, mağaralarında üç yüz yıl kaldılar.” (dediler, hatta) dokuz yıl da ilave ettiler.

18:26

قُلِ ٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا لَبِثُواْۖ لَهُۥ غَيۡبُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ أَبۡصِرۡ بِهِۦ وَأَسۡمِعۡۚ مَا لَهُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَلِيࣲّ وَلَا يُشۡرِكُ فِي حُكۡمِهِۦٓ أَحَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

De ki: “Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gizlisi O'na aittir. O ne kadar güzel görür ve ne kadar güzel işitir! Onların, O'ndan başka bir yöneticisi yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.

Cemal Külünkoğlu

De ki: “Onların (orada) ne kadar kaldığını en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gizli gerçekleri (yalnızca) O’nun elindedir. O ne güzel görür ne güzel işitir! Onların O’ndan başka koruyucusu, kayırıcısı yoktur. O egemenliğine hiç kimseyi ortak etmez!”

Mehmet Türk

(Ey Muhammed!): “Onların orada ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gizli bilgileri Ona aittir. Onun görmesi de işitmesi de çok mükemmeldir. Onun dışında onların bir yardımcısı da yoktur. Kendi hükmüne de kimseyi karıştırmaz.” de.

18:27

وَٱتۡلُ مَآ أُوحِيَ إِلَيۡكَ مِن كِتَابِ رَبِّكَۖ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَٰتِهِۦ وَلَن تَجِدَ مِن دُونِهِۦ مُلۡتَحَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Rabbinin kitabından sana vahyolunanı oku! O'nun kelimelerini değiştirecek kimse yoktur. O'ndan başka bir sığınak da bulamazsın.

Cemal Külünkoğlu

Sana vahyedilen Rabbinin kitabını oku. O’nun sözlerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. O’nun dışında sığınabileceğin başka bir kimse de bulamazsın.

Mehmet Türk

Sen Rabbinin sözlerini kimsenin değiştiremeyeceği Kitabından sana vahyedileni oku ve (zâten) kesinlikle Onun dışında sığınacak (bir makam da) bulamazsın.

18:28

وَٱصۡبِرۡ نَفۡسَكَ مَعَ ٱلَّذِينَ يَدۡعُونَ رَبَّهُم بِٱلۡغَدَوٰةِ وَٱلۡعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجۡهَهُۥۖ وَلَا تَعۡدُ عَيۡنَاكَ عَنۡهُمۡ تُرِيدُ زِينَةَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۖ وَلَا تُطِعۡ مَنۡ أَغۡفَلۡنَا قَلۡبَهُۥ عَن ذِكۡرِنَا وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ وَكَانَ أَمۡرُهُۥ فُرُطࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Sabah akşam Rabblerine O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sabret! Dünya hayatının süsünü arayarak gözlerini onlardan ayırma! Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme!

Cemal Külünkoğlu

Ve Rablerinin hoşnutluğunu umarak sabah akşam O’na dua eden (mazlum, dışlanmış, ezilmiş, fakir ve fakat erdemli kimse)lerle beraber sen de candan sabret ve dünya hayatının cazibesine kapılıp da sakın gözlerini onların üzerinden ayırma! (İyi ve güzel olanı terk ederek yalnızca) bencil arzularının peşine düştüğü için kalbini zikrimize karşı duyarsız kıldığımız, işinde aşırı giden kimseye uyma!

Mehmet Türk

(Ey Muhammed!) Sen, sabah akşam Rablerine sadece Onun rızasını kazanmak isteyerek duâ edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek sakın onlardan gözlerini ayırma. Nefsinin kötü arzularına uyması ve işi hep aşırılık olması sebebiyle kalbini Bizi anmaktan gafil kıldığımız, kimse(ler)e itaat etme.

18:29

وَقُلِ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكُمۡۖ فَمَن شَآءَ فَلۡيُؤۡمِن وَمَن شَآءَ فَلۡيَكۡفُرۡۚ إِنَّآ أَعۡتَدۡنَا لِلظَّٰلِمِينَ نَارًا أَحَاطَ بِهِمۡ سُرَادِقُهَاۚ وَإِن يَسۡتَغِيثُواْ يُغَاثُواْ بِمَآءࣲ كَٱلۡمُهۡلِ يَشۡوِي ٱلۡوُجُوهَۚ بِئۡسَ ٱلشَّرَابُ وَسَآءَتۡ مُرۡتَفَقًا

Bayraktar Bayraklı

De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin. Biz, zâlimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Susuzluktan imdat dileyecek olsalar imdatlarına, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir kalma yeri!”

Cemal Külünkoğlu

Ve de ki: “(Kur’an) Rabbinizden gelen bir Haktır. Artık dileyen iman etsin, dileyen küfre sapsın.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatacaktır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, erimiş maden tortusu gibi yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilecektir. O ne kötü bir içecektir! Orası ne kötü bir barınaktır!

Mehmet Türk

Ve: “Mutlak doğru (olan bu Kur’an,) Rabbinizdendir. Artık dileyen (ona) îman etsin, dileyen (de onu) inkâr etsin.” de. Şüphesiz Biz, duvarları içerisindekileri çepeçevre kuşatacak olan cehennemi, zâlimler için hazırladık. Eğer onlar, orada feryat edip yardım isterlerse, onlara erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile yardım edilir. O ne kötü bir içecek ve (cehennem) ne kötü bir makamdır.

18:30

إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجۡرَ مَنۡ أَحۡسَنَ عَمَلًا

Bayraktar Bayraklı

İman edip de iyi davranışlarda bulunanlar bilmelidirler ki biz, güzel iş yapanların ödülünü vermemezlik etmeyiz.

Cemal Külünkoğlu

Fakat iman edip de imanın gereklerini yerine getiren dürüst ve erdemli davrananlara gelince; elbette biz güzel iş yapanların mükâfatını asla zayi etmeyeceğiz.

Mehmet Türk

(Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlara gelince; gerçekten Biz, en güzel davranışta bulunan(lar)ın mükâfatını eksiksiz veririz.

18:31

أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ جَنَّٰتُ عَدۡنࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهِمُ ٱلۡأَنۡهَٰرُ يُحَلَّوۡنَ فِيهَا مِنۡ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبࣲ وَيَلۡبَسُونَ ثِيَابًا خُضۡرࣰ ا مِّن سُندُسࣲ وَإِسۡتَبۡرَقࣲ مُّتَّكِـِٔينَ فِيهَا عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِۚ نِعۡمَ ٱلثَّوَابُ وَحَسُنَتۡ مُرۡتَفَقࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

İşte onlara, içinde ırmaklar akan adn cennetleri vardır. Onlar ‘Adn cennetlerinde tahtlar üzerinde kurularak orada altın bileziklerle bezenecekler; ince ve kalın ipeklerden yeşil elbiseler giyecekler. Ne güzel karşılık ve ne güzel bir kalma yeri!

Cemal Külünkoğlu

İşte bu kimseler için; altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bilezikler takınırlar, ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyerek tahtlar üzerinde otururlar. O ne güzel bir ödüldür ve orası ne güzel bir barınaktır.

Mehmet Türk

Onlara, altın bileziklerle süslenecekleri, ince ve kalın ipekten işlenmiş yeşil elbiseler giyecekleri, tahtlar üzerine kurulup oturacakları, zemîninden ırmaklar akan, Adn cennetleri vardır. İşte (bu da) ne güzel bir karşılık ve ne güzel bir makamdır.

18:32

۞وَٱضۡرِبۡ لَهُم مَّثَلࣰ ا رَّجُلَيۡنِ جَعَلۡنَا لِأَحَدِهِمَا جَنَّتَيۡنِ مِنۡ أَعۡنَٰبࣲ وَحَفَفۡنَٰهُمَا بِنَخۡلࣲ وَجَعَلۡنَا بَيۡنَهُمَا زَرۡعࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Onlara şu iki adamı örnek alarak anlat! Birine iki üzüm bağı vermiş, bu bağların etrafını hurmalarla donatmış, aralarında da ekinler bitirmiştik.

Cemal Külünkoğlu

Onlara şu iki adamı örnek olarak anlat: Adamlardan birine iki üzüm bağı vermiştik, bağlarını hurma ağaçları ile çevirmiş ve iki bağın arasına bir tahıl tarlası koymuştuk.

Mehmet Türk

Onlara, şu iki adamı örnek olarak ver. Bunlardan birisine iki üzüm bağı vermiş, her ikisinin (de etrafını) hurma ağaçlarıyla donatmış, aralarında da ekinler bitirmiştik.

18:33

كِلۡتَا ٱلۡجَنَّتَيۡنِ ءَاتَتۡ أُكُلَهَا وَلَمۡ تَظۡلِم مِّنۡهُ شَيۡـࣰٔ اۚ وَفَجَّرۡنَا خِلَٰلَهُمَا نَهَرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbirini eksik bırakmamıştı. İkisinin arasından bir de ırmak fışkırtmıştık.

Cemal Külünkoğlu

Her iki bağ da meyvelerini vermiş ve ürünlerinden hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. Bu iki bağın arasından bir de nehir fışkırtmıştık.

Mehmet Türk

Bu iki bağ da ürünlerini (verim bakımından) eksiksiz vermişti. Biz de onların arasından bir ırmak fışkırtmıştık.

18:34

وَكَانَ لَهُۥ ثَمَرࣱ فَقَالَ لِصَٰحِبِهِۦ وَهُوَ يُحَاوِرُهُۥٓ أَنَا۠ أَكۡثَرُ مِنكَ مَالࣰ ا وَأَعَزُّ نَفَرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Bu adamın başka geliri de vardı. Bu yüzden arkadaşı ile konuşurken ona şöyle dedi: “Ben servetçe senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da senden daha güçlüyüm.”

Cemal Külünkoğlu

(Bu adamın ayrıca) başka geliri de vardı. Bundan dolayı bu kişi arkadaşıyla tartışırken (kibirli bir eda ile): “Ben senden daha zenginim ve çoluk çocuğum, kalabalık kabilem, güçlü kuvvetli adamlarımla nüfus olarak da daha güçlüyüm!” dedi. (Ve böyle konuşarak bahçelerine vardılar.)

Mehmet Türk

Ve o adamın başka geliri de vardı. (İşte bu adam) kendi aralarında konuşurlarken arkadaşına: “Ben malca senden daha zenginim, insan sayısınca da senden daha güçlüyüm.” demişti.

18:35

وَدَخَلَ جَنَّتَهُۥ وَهُوَ ظَالِمࣱ لِّنَفۡسِهِۦ قَالَ مَآ أَظُنُّ أَن تَبِيدَ هَٰذِهِۦٓ أَبَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Böylesine bir gurur ve kibirle kendisine yazık edip, bahçesine girerken şöyle dedi: “Bu bahçenin batacağını hiç sanmam.”

Cemal Külünkoğlu

(Böylece zenginliğiyle övünen ve küstahça davranışıyla) kendisine zulmeden bu kişi bağına girdi ve dedi ki: “Bu bahçenin bir gün yok olacağını asla düşünmüyorum!”

Mehmet Türk

(Daha sonra) o kendi kendine zulmeden adam, bahçesine girerken: “Bu bahçenin batacağını hiç sanmıyorum.” demişti.

18:36

وَمَآ أَظُنُّ ٱلسَّاعَةَ قَآئِمَةࣰ وَلَئِن رُّدِدتُّ إِلَىٰ رَبِّي لَأَجِدَنَّ خَيۡرࣰ ا مِّنۡهَا مُنقَلَبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Kıyametin kopacağını da zannetmiyorum. Eğer Rabbime götürülürsem, andolsun, orada buradan daha iyi bir sonuç bulurum.”

Cemal Külünkoğlu

“Kıyametin kopacağını (insanların yeniden dirilip hesaba çekileceğini ve yeni bir hayatın başlayacağını) da sanmıyorum. (Ama iddia ettikleri gibi yeniden dirilerek) Rabbime döndürülsem bile Andolsun bundan daha iyisini bulurum” dedi.

Mehmet Türk

(Hatta): “Ben kıyametin kopacağını da sanmıyorum, ama şâyet (kıyamet kopar da) Rabbimin huzuruna götürülürsem şüphesiz (orada) bundan daha hayırlı bir makamı da kesinlikle bulurum.” (demişti.)

18:37

قَالَ لَهُۥ صَاحِبُهُۥ وَهُوَ يُحَاوِرُهُۥٓ أَكَفَرۡتَ بِٱلَّذِي خَلَقَكَ مِن تُرَابࣲ ثُمَّ مِن نُّطۡفَةࣲ ثُمَّ سَوَّىٰكَ رَجُلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Kendisiyle konuşan arkadaşı ona dedi ki: “Seni topraktan, sonra da meniden yaratan, sonra da seni adam kılığına koyanı mı inkâr ediyorsun?”

Cemal Külünkoğlu

Kendisiyle konuşmakta olan arkadaşı ona dedi ki: “Seni (insanı önce) topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da (aşamadan aşamaya geçirerek) seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir insan şeklinde düzenleyene nankörlük mü ediyorsun?”

Mehmet Türk

37,38. (Yine) aralarında konuşurlarken arkadaşı ona: “Seni önce topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni insan haline getiren (Allah)’ı inkâr mı ediyorsun? İşte O Allah, benim Rabbimdir ve ben, Rabbime kimseyi asla ortak koşmam.” demişti.

18:38

لَّٰكِنَّا۠ هُوَ ٱللَّهُ رَبِّي وَلَآ أُشۡرِكُ بِرَبِّيٓ أَحَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Fakat, O Allah, benim Rabbimdir. Rabbime kimseyi ortak koşmam.”

Cemal Külünkoğlu

“Bana gelince (ben biliyorum ki) O Allah benim Rabbimdir. Ben Rabbime hiç kimseyi (serveti, kibri, bencilliği) ortak koşmam.”

Mehmet Türk

37,38. (Yine) aralarında konuşurlarken arkadaşı ona: “Seni önce topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni insan haline getiren (Allah)’ı inkâr mı ediyorsun? İşte O Allah, benim Rabbimdir ve ben, Rabbime kimseyi asla ortak koşmam.” demişti.

18:39

وَلَوۡلَآ إِذۡ دَخَلۡتَ جَنَّتَكَ قُلۡتَ مَا شَآءَ ٱللَّهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِٱللَّهِۚ إِن تَرَنِ أَنَا۠ أَقَلَّ مِنكَ مَالࣰ ا وَوَلَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Bağına girdiğinde, her ne kadar sen beni mal ve çocuk bakımından daha az görüyorsan da, ‘Allah dilemiş! Her güç Allah iledir' demeli değil miydin?”

Cemal Külünkoğlu

39-40-41.“Her ne kadar beni kendinden mal ve evlat bakımından zayıf görüyorsan da bahçene girdiğin zaman ’Maşaallah (Allah’ın dilediği olur), bütün güç sadece Allah’ındır’ demen gerekmez miydi? Belki Rabbim senin bağından daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten yakıp yıkan bir afet gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir. Veya bağının suyu çekilir de ondan artık büsbütün ümidini kesersin.”

Mehmet Türk

(Devamla): “Her ne kadar beni mal ve çocuk bakımından kendinden daha az (güçte) görüyorsan da bahçene girince maşaallah, Allah’tan başka güç (ve kuvvet) sahibi yoktur’ demen gerekmez miydi?”

18:40

فَعَسَىٰ رَبِّيٓ أَن يُؤۡتِيَنِ خَيۡرࣰ ا مِّن جَنَّتِكَ وَيُرۡسِلَ عَلَيۡهَا حُسۡبَانࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَتُصۡبِحَ صَعِيدࣰ ا زَلَقًا

Bayraktar Bayraklı

40,41. “Umulur ki Rabbim bana senin bahçenden daha iyisini verir ve seninkinin üzerine de gökten hesap görecek bir yıldırım gönderir de, orası kaygan, kuru bir yer olur. Yahut suyu çekilir de, artık, onu bir daha elde edemezsin” dedi.

Cemal Külünkoğlu

39-40-41.“Her ne kadar beni kendinden mal ve evlat bakımından zayıf görüyorsan da bahçene girdiğin zaman ’Maşaallah (Allah’ın dilediği olur), bütün güç sadece Allah’ındır’ demen gerekmez miydi? Belki Rabbim senin bağından daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten yakıp yıkan bir afet gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir. Veya bağının suyu çekilir de ondan artık büsbütün ümidini kesersin.”

Mehmet Türk

“Rabbim bana da senin bahçenden daha hayırlısını verebilir ve senin bahçeni de gökten gelen bir afete uğratarak, kupkuru bir toprak haline getirebilir.”

18:41

أَوۡ يُصۡبِحَ مَآؤُهَا غَوۡرࣰ ا فَلَن تَسۡتَطِيعَ لَهُۥ طَلَبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

40,41. “Umulur ki Rabbim bana senin bahçenden daha iyisini verir ve seninkinin üzerine de gökten hesap görecek bir yıldırım gönderir de, orası kaygan, kuru bir yer olur. Yahut suyu çekilir de, artık, onu bir daha elde edemezsin” dedi.

Cemal Külünkoğlu

39-40-41.“Her ne kadar beni kendinden mal ve evlat bakımından zayıf görüyorsan da bahçene girdiğin zaman ’Maşaallah (Allah’ın dilediği olur), bütün güç sadece Allah’ındır’ demen gerekmez miydi? Belki Rabbim senin bağından daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten yakıp yıkan bir afet gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir. Veya bağının suyu çekilir de ondan artık büsbütün ümidini kesersin.”

Mehmet Türk

“Yahut bahçenin suyu dibe çekilir de bir daha onu arayıp bulamazsın” (demişti.)

18:42

وَأُحِيطَ بِثَمَرِهِۦ فَأَصۡبَحَ يُقَلِّبُ كَفَّيۡهِ عَلَىٰ مَآ أَنفَقَ فِيهَا وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا وَيَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي لَمۡ أُشۡرِكۡ بِرَبِّيٓ أَحَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Derken onun serveti kuşatılıp yok edildi. Böylece, bağı uğruna yaptığı masraflardan ötürü ellerini ovuşturup kaldı. Bağın çardakları yere çökmüştü. “Âh, keşke, Rabbime hiçbir ortak koşmamış olsaydım!” diyordu.

Cemal Külünkoğlu

Derken bütün serveti birden yok edildi. (Yıkılmış) çardakları üzerine çökmüş hâldeki bağına yaptığı harcamalar karşısında ellerini ovuşturmaya başladı ve şöyle dedi: “Keşke ben (de) Rabbime (zenginliğimi, çoluk çocuğumu, bahçemi ve) hiçbir şeyi ortak koşmasaydım!”

Mehmet Türk

(Derken) o adamın serveti helâk ediliverdi. O (bağın) çardakları alt üst olmuş durumdayken (adam) bahçesine yaptığı masraflara yanarak: “Keşke Rabbime kimseyi ortak koşmasaydım.” diyordu.

18:43

وَلَمۡ تَكُن لَّهُۥ فِئَةࣱ يَنصُرُونَهُۥ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَمَا كَانَ مُنتَصِرًا

Bayraktar Bayraklı

Kendisine Allah'tan başka yardım edecek destekçileri olmadığı gibi, kendi kendini kurtaracak güçte de değildi.

Cemal Külünkoğlu

Onun, Allah’tan başka kendisine yardım edebilecek kimseleri yoktu. Kendi kendini kurtaracak güçte de değildi.

Mehmet Türk

O anda, kendisine Allah’tan başka yardım edecek adamları olmadığı gibi kendi kendisini bile kurtaracak güçte değildi.

18:44

هُنَالِكَ ٱلۡوَلَٰيَةُ لِلَّهِ ٱلۡحَقِّۚ هُوَ خَيۡرࣱ ثَوَابࣰ ا وَخَيۡرٌ عُقۡبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

İşte burada yardım ve dostluk, Hak olan Allah'a mahsustur. Ödülü en iyi olan O, en güzel sonucu veren yine O'dur.

Cemal Külünkoğlu

İşte bunun içindir ki; koruyucu, yardımcı güç bütünüyle tek ve gerçek ilah olan Allah’a aittir. En iyi mükâfatı da en güzel sonucu da veren O’dur.

Mehmet Türk

İşte bu durumda, koruyuculuk ve egemenlik mutlak doğru olan Allah’a aittir. Mükâfatlandırma bakımından en hayırlı olan da neticelendirme bakımından en hayırlı olan da Odur.

18:45

وَٱضۡرِبۡ لَهُم مَّثَلَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا كَمَآءٍ أَنزَلۡنَٰهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ فَٱخۡتَلَطَ بِهِۦ نَبَاتُ ٱلۡأَرۡضِ فَأَصۡبَحَ هَشِيمࣰ ا تَذۡرُوهُ ٱلرِّيَٰحُۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ مُّقۡتَدِرًا

Bayraktar Bayraklı

Onlara şunu da örnek göster: “Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkisi birbirine karışmış; arkasından rüzgârın savurduğu çerçöp haline gelmiştir. Allah, her şey üzerinde iktidar sahibidir.”

Cemal Külünkoğlu

(Ey Resul!) Dünya hayatının gökten indirdiğimiz suya benzediğini onlara anlat: Öyle ki, yerin bitkileri onu emerek zengin bir çeşitlilik içinde boy verip birbirine karışırlar ama (bütün bu canlılık, çeşitlilik sonunda) rüzgârın savurup götürdüğü çer çöpe döner. Hiç kuşkusuz Allah’ın gücü her şeyi yapmaya yeter.

Mehmet Türk

(Ey Muhammed!) Onlara dünya hayatının; gökten indirdiğimiz yağmurla yeryüzünün yeşerip bitkilerinin birbirine (serpilerek) karışıp daha sonra da rüzgârın savurarak çör çöpe dönüştürmesine benzediğini ve Allah’ın, gücünün her şeyi yapmaya yettiğini örnek olarak ver.

18:46

ٱلۡمَالُ وَٱلۡبَنُونَ زِينَةُ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۖ وَٱلۡبَٰقِيَٰتُ ٱلصَّٰلِحَٰتُ خَيۡرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابࣰ ا وَخَيۡرٌ أَمَلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Servet ve çocuklar dünya hayatının süsüdür; ölümsüz olan iyi işler ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha iyi hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır.

Cemal Külünkoğlu

Mallar ve evlatlar dünya hayatının süsüdür. Ürünü kalıcı olan dürüst ve erdemli davranışlar ise, karşılığı bakımından, Rabbinin katında daha değerli ve bir ümit kaynağı olarak daha verimlidir.

Mehmet Türk

Servet ve çocuklar, dünya hayatının (gelip-geçici) süsüdür. Kalıcı olan (Allah’ın istediği) iyi işler ise; Rabbinin katında hem sevap bakımından daha hayırlı, hem de ümit bağlama bakımından daha değerlidir.

18:47

وَيَوۡمَ نُسَيِّرُ ٱلۡجِبَالَ وَتَرَى ٱلۡأَرۡضَ بَارِزَةࣰ وَحَشَرۡنَٰهُمۡ فَلَمۡ نُغَادِرۡ مِنۡهُمۡ أَحَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Dağları yürüttüğümüz gün, yeryüzünü dümdüz görürsün. Hiçbirini bırakmaksızın insanların hepsini bir araya getiririz.

Cemal Külünkoğlu

O gün dağları (yerlerinden) yürüteceğiz ve yeryüzünü çırılçıplak ve dümdüz göreceksin. Tek bir kişiyi göz ardı etmeksizin tüm insanları (mahşerde) toplayacağız.

Mehmet Türk

O dağları yürüteceğimiz gün, yeryüzünün içerisindekilerin yüze çıktığını ve Bizim, bir tanesini bile bırakmaksızın (tüm insanları) diriltip bir araya topladığımızı görürsün.

18:48

وَعُرِضُواْ عَلَىٰ رَبِّكَ صَفࣰّ ا لَّقَدۡ جِئۡتُمُونَا كَمَا خَلَقۡنَٰكُمۡ أَوَّلَ مَرَّةِۭۚ بَلۡ زَعَمۡتُمۡ أَلَّن نَّجۡعَلَ لَكُم مَّوۡعِدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

İnsanlar, sıra sıra Rabblerinin huzuruna çıkarılırlar. Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi bize geldiniz. Fakat, size bir buluşma sözü vermediğimizi sanmıştınız, değil mi?

Cemal Külünkoğlu

(O gün) sıralar halinde hepsi Rablerinin huzuruna çıkarılacaklar. Onlara: “Andolsun, sizi ilk önce yarattığımız gibi (şimdi de çırılçıplak olarak, hiçbir şeyiniz olmaksızın) bize geldiniz. Oysa siz, sizin için hesaba çekileceğiniz bir zaman belirlemediğimizi sanmıştınız değil mi” denecek.

Mehmet Türk

(O gün;) onların hepsi, sırayla Rabbinin huzuruna çıkarılırlar ve onlara: “(işte sonunda) Bize, sizi ilk defa yarattığımız gibi geldiniz. Oysa siz, bir yere toplamak için Bizim size söz vermediğimizi iddiâ etmiştiniz.” denir.

18:49

وَوُضِعَ ٱلۡكِتَٰبُ فَتَرَى ٱلۡمُجۡرِمِينَ مُشۡفِقِينَ مِمَّا فِيهِ وَيَقُولُونَ يَٰوَيۡلَتَنَا مَالِ هَٰذَا ٱلۡكِتَٰبِ لَا يُغَادِرُ صَغِيرَةࣰ وَلَا كَبِيرَةً إِلَّآ أَحۡصَىٰهَاۚ وَوَجَدُواْ مَا عَمِلُواْ حَاضِرࣰ اۗ وَلَا يَظۡلِمُ رَبُّكَ أَحَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Kitap ortaya konunca, suçluların orada yazılı bulunanlardan korktuklarını görürsün. Onlar, “Vay halimize! Ne oluyor bu kitaba! Küçük büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıyor?” derler. Yaptıklarını hazır bulurlar. Ama Rabbin hiç kimseye haksızlık etmez.

Cemal Külünkoğlu

(Amellerin bulunduğu) kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın (Sabit Diskin) içindekilerden dolayı korkuya kapılmış görürsün. Bir yandan da: “Vay başımıza gelenlere! Ne biçim kitapmış bu; küçük büyük hiçbir davranışımızı atlamamış” derler. Onlar (bütün) yaptıklarını (en ince detayına kadar önlerinde) hazır bulurlar. Rabbin hiç kimseye zulmetmez.

Mehmet Türk

Ve amel defter(ler)i (önlerine) konur. (İşte o zaman) günâhkârların, onda olanlardan dolayı dehşete kapıldıklarını ve: “Vay başımıza gelenlere! Bu nasıl bir kitapmış (böyle?) Küçük büyük demeden (yaptıklarımızın) hepsini sayıp dökmüş.” dediklerini görürsün. (İşte onlar) böylece tüm yaptıklarını karşılarında tastamam hazır bulurlar. (Şunu iyi bil ki) Rabbin hiç kimseye asla zulmetmez.

18:50

وَإِذۡ قُلۡنَا لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ ٱسۡجُدُواْ لِأٓدَمَ فَسَجَدُوٓاْ إِلَّآ إِبۡلِيسَ كَانَ مِنَ ٱلۡجِنِّ فَفَسَقَ عَنۡ أَمۡرِ رَبِّهِۦٓۗ أَفَتَتَّخِذُونَهُۥ وَذُرِّيَّتَهُۥٓ أَوۡلِيَآءَ مِن دُونِي وَهُمۡ لَكُمۡ عَدُوُّۢۚ بِئۡسَ لِلظَّٰلِمِينَ بَدَلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Hani biz meleklere, “Âdem'e secde ediniz” demiştik. İblîs hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblîs cinlerdendi; Rabbinin emrinden dışarı çıktı. “Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun zürriyetini dost mu ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zâlimler için bu ne fenâ bir takastır!”

Cemal Külünkoğlu

Hani biz meleklere: “Âdem’e secde edin (onun önünde hürmetle eğilin)” demiştik de İblis’ten başka hepsi secde etmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis’i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir değiştirmedir/takastır/bedeldir!

Mehmet Türk

Biz, meleklere: “Âdem’e secde edin.” deyince; cinlerden olan ve Rabbinin emrinden dışarı çıkan İblis hariç, hepsi secde etmişti. (Ey insanlar!) Şimdi bu durumda siz, Beni bırakıp da düşmanınız olan şeytanı ve onun soyunu dostlar mı edineceksiniz? (İşte bu) zâlimler için ne kötü bir tercihtir.

18:51

۞مَّآ أَشۡهَدتُّهُمۡ خَلۡقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَلَا خَلۡقَ أَنفُسِهِمۡ وَمَا كُنتُ مُتَّخِذَ ٱلۡمُضِلِّينَ عَضُدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Ben İblîs'i ve soyunu ne göklerin ve yerin yaratılışına ne de kendilerinin yaratılışına şâhit tuttum. Ben, yoldan çıkanları yardımcı edinecek değilim.

Cemal Külünkoğlu

Ben onları göklerin ve yerin yaratılışına tanık etmediğim gibi, kendi yaratılışlarına da (şahit kılmadım). Ayrıca yoldan çıkan ve çıkaran kimseleri hiçbir zaman iş gören olarak da tutmam.

Mehmet Türk

Ben, göklerin ve yerin yaratılışında da kendi nefislerinin yaratılışında da o (iblis ve soyuna) danışmadım ve Ben, (hak yoldan) saptırıcıları asla kendime yardımcı edinmedim.

18:52

وَيَوۡمَ يَقُولُ نَادُواْ شُرَكَآءِيَ ٱلَّذِينَ زَعَمۡتُمۡ فَدَعَوۡهُمۡ فَلَمۡ يَسۡتَجِيبُواْ لَهُمۡ وَجَعَلۡنَا بَيۡنَهُم مَّوۡبِقࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah, “Bana ortak olduklarını sandıklarınızı çağırınız!” dediği gün, onları çağırırlar, fakat hiçbiri çağrılarına cevap veremez. Aralarına bir uçurum koyarız.

Cemal Külünkoğlu

Ve o gün (Allah müşriklere): “(Şimdi) çağırın bakalım, benim ortaklarım olduğunu sandığınız varlıkları!” diyecek. Bunun üzerine onları çağıracaklar, ama berikiler (çağrılanlar) onlara bir karşılık vermeyecek. Çünkü onlarla ötekiler arasına aşılmaz bir uçurum koyacağız.

Mehmet Türk

O gün (Allah müşriklere): “Benim ortaklarım olduğunu iddiâ ettiklerinizi çağırın (bakalım.)” deyince (müşrikler) onları hemen çağırırlar ama onlar, kendilerine cevap (bile) veremezler. Biz de onların aralarına bir engel, koyarız.

18:53

وَرَءَا ٱلۡمُجۡرِمُونَ ٱلنَّارَ فَظَنُّوٓاْ أَنَّهُم مُّوَاقِعُوهَا وَلَمۡ يَجِدُواْ عَنۡهَا مَصۡرِفࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Suçlular ateşi görecekler ve oraya düşmekte olduklarını anlayacaklar; ondan kurtuluş yolu da bulamayacaklardır.

Cemal Külünkoğlu

O gün suçlular cehennem ateşini görünce oraya atılacaklarını anlayacaklar, (Kurtulmak için çırpınacaklar) ama oradan dönüp gidecek başka bir yer de bulamayacaklar.

Mehmet Türk

Günâhkârlar, (cehennem) ateşi(ni) görünce; ona düşeceklerini hemen anlarlar, ama ondan kaçacak bir yer de bulamazlar.

18:54

وَلَقَدۡ صَرَّفۡنَا فِي هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ لِلنَّاسِ مِن كُلِّ مَثَلࣲۚ وَكَانَ ٱلۡإِنسَٰنُ أَكۡثَرَ شَيۡءࣲ جَدَلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Andolsun ki biz, bu Kur'ân'da insanlara her örneği açıkladık. Ama insan tartışmaya her şeyden daha düşkündür.

Cemal Külünkoğlu

Andolsun ki, biz, bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Fakat insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.

Mehmet Türk

Biz, bu Kur’an’da insanlara her türlü misali kesinlikle sayıp-döktük. Fakat insan, tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.

18:55

وَمَا مَنَعَ ٱلنَّاسَ أَن يُؤۡمِنُوٓاْ إِذۡ جَآءَهُمُ ٱلۡهُدَىٰ وَيَسۡتَغۡفِرُواْ رَبَّهُمۡ إِلَّآ أَن تَأۡتِيَهُمۡ سُنَّةُ ٱلۡأَوَّلِينَ أَوۡ يَأۡتِيَهُمُ ٱلۡعَذَابُ قُبُلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Kendilerine hidayet geldiğinde insanları iman etmekten ve Rabblerinden af dilemekten alıkoyan şey, sadece öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesini, yahut azabın göz göre göre kendilerine gelmesini beklemeleridir.

Cemal Külünkoğlu

Kendilerine doğru yolu gösteren (peygamber ve Kur’an) geldiği halde insanları, iman etmekten ve Rablerinden bağışlanma dilemekten alıkoyan şey, ancak (onların) önceki (günahkâr) toplumlara uygulanan sürecin (bela ve musibetlerin) kendilerine de uygulanmasını ya da (nihai) azabın ahirette başlarına gelmesini beklemeleridir.

Mehmet Türk

Kendilerine hak din geldiği zaman insanları inanmaktan ve günâhlarının bağışlanmasını istemekten alıkoyan şey, sadece öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesini yahut vâ’dedilen azabın ansızın gelmesini beklemeleridir.

18:56

وَمَا نُرۡسِلُ ٱلۡمُرۡسَلِينَ إِلَّا مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَۚ وَيُجَٰدِلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِٱلۡبَٰطِلِ لِيُدۡحِضُواْ بِهِ ٱلۡحَقَّۖ وَٱتَّخَذُوٓاْ ءَايَٰتِي وَمَآ أُنذِرُواْ هُزُوࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Biz peygamberleri, sadece müjdeleyici ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kâfir olanlar ise hakkı yerinden kaydırıp ortadan kaldırmak için bâtıl uğruna mücâdele verirler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan tehditleri de alay konusu edinirler.

Cemal Külünkoğlu

Biz, peygamberleri; sadece (cenneti) müjdeleyici ve (azaba karşı) uyarıcılar olarak göndeririz. İnkârcılar ise hakkı batılla ortadan kaldırmak için mücadele ederler. Onlar, benim ayetlerimi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar.

Mehmet Türk

Biz Peygamberleri, sadece müjdeleyiciler ve korkutucular olarak göndeririz. Kâfirler ise, hakkı bâtılla ortadan kaldırmak için mücadele ederler ve âyetlerimi ve uyarıldıkları şeyleri, alaya alırlar.

18:57

وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِۦ فَأَعۡرَضَ عَنۡهَا وَنَسِيَ مَا قَدَّمَتۡ يَدَاهُۚ إِنَّا جَعَلۡنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ أَكِنَّةً أَن يَفۡقَهُوهُ وَفِيٓ ءَاذَانِهِمۡ وَقۡرࣰ اۖ وَإِن تَدۡعُهُمۡ إِلَى ٱلۡهُدَىٰ فَلَن يَهۡتَدُوٓاْ إِذًا أَبَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Rabbinin âyetleri kendisine hatırlatıldığında onlardan yüz çevirip, önceden yaptığı günahtan oluşan amelleri unutandan daha zâlim kim vardır? Bu nedenle Biz âyetleri anlamamaları için kalplerine örtüler, duymamaları için kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları doğru yola çağırsan da asla doğru yola gelmezler.

Cemal Külünkoğlu

Allah’ın ayetleri kendisine hatırlatıldığı halde, onlara sırt çevirenden ve işlediği kötülükleri unutandan daha zalim kim olabilir? Biz de (bu sebepten dolayı) onların kalplerini, o (Kur’an’)ı anlamalarına engel oluşturacak biçimde perdeledik ve kulaklarını (gerçekleri duymamak konusunda) sağırlaştırdık. Bu yüzden sen onları doğru yola çağırsan da onlar ebediyen doğru yola gelmezler.

Mehmet Türk

Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılınca, onlara sırtını dönenden ve kendi elleriyle yaptıklarını unutandan daha zâlim kim olabilir? İşte Biz, onların kalplerine o (âyetleri) hakkıyla kavrayıp anlamalarını engelleyen bir kapalılık, kulaklarına da bir ağırlık veririz. (Ey Muhammed!) Sen onları hak yola ne kadar çağırırsan çağır onlar ebediyyen hak yolu bulamazlar.

18:58

وَرَبُّكَ ٱلۡغَفُورُ ذُو ٱلرَّحۡمَةِۖ لَوۡ يُؤَاخِذُهُم بِمَا كَسَبُواْ لَعَجَّلَ لَهُمُ ٱلۡعَذَابَۚ بَل لَّهُم مَّوۡعِدࣱ لَّن يَجِدُواْ مِن دُونِهِۦ مَوۡئِلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Rabbin çok bağışlayıcı ve merhamet sahibidir. Eğer onları, yaptıklarından dolayı cezalandıracak olsaydı, onlara azabı hemen indiriverirdi. Fakat onlar için kaçıp kurtulamayacakları bir vakit belirlenmiştir.

Cemal Külünkoğlu

Ama senin Rabbin, (her şeye rağmen) çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Eğer yaptıkları yüzünden onları (dünyada) cezaya çarptırsaydı, elbette azaplarını çarçabuk verirdi (imana gelirler diye onlara mühlet veriyor). Ama onlar için belirlenmiş bir gün vardır ki (o gün gelince) o (Allah’ın azabı)ndan kaçıp sığınacak bir yer bulamayacaklardır.

Mehmet Türk

Senin bağışı bol olan Rabbin, merhamet sahibidir. Şâyet onları yaptıklarından dolayı (hemen) hesaba çekecek olsaydı, onlara azabı derhâl verirdi. Ama onlara verilmiş belirli bir süre, vardır ki; (onun) zamanı gelince Allah’ın azabından asla (kaçıp) kurtulacak bir yer bulamazlar.

18:59

وَتِلۡكَ ٱلۡقُرَىٰٓ أَهۡلَكۡنَٰهُمۡ لَمَّا ظَلَمُواْ وَجَعَلۡنَا لِمَهۡلِكِهِم مَّوۡعِدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

İşte, zulmettiklerinden dolayı helâk ettiğimiz ve helâkleri için bir süre tayin ettiğimiz şehirler.

Cemal Külünkoğlu

İşte (size) zulmettikleri için yok ettiğimiz geçmiş (medeniyetler) memleketler! (Onlara da) helâk etmeden önce belli bir zaman vermiştik (fakat zulmetmekten vazgeçmedikleri için biz de onları helak etmiştik).

Mehmet Türk

(Eğer inanmıyorsanız) şu, zulümleri sebebiyle helâkleri için belirli bir süre tayin ederek helâk ettiğimiz ülkeler(e bir bakın).

18:60

وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِفَتَىٰهُ لَآ أَبۡرَحُ حَتَّىٰٓ أَبۡلُغَ مَجۡمَعَ ٱلۡبَحۡرَيۡنِ أَوۡ أَمۡضِيَ حُقُبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Mûsâ'nın, genç adamına, “Ya iki denizin birleştiği yere ulaşacağım ya da uzun bir süre yürüyeceğim” dediği ânı hatırla!

Cemal Külünkoğlu

Hani Musa, hizmetinde bulunan genç arkadaşına: “İki denizin birleştiği yere kadar yoluma devam edeceğim. İsterse (oraya varmam) yıllarımı alsın” demişti.

Mehmet Türk

(Bir zamanlar) Mûsa hizmetçisine: “Ben iki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar yıllarca yürümeye kararlıyım.” demişti.

18:61

فَلَمَّا بَلَغَا مَجۡمَعَ بَيۡنِهِمَا نَسِيَا حُوتَهُمَا فَٱتَّخَذَ سَبِيلَهُۥ فِي ٱلۡبَحۡرِ سَرَبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Onlar, iki denizin birleştiği yere ulaşınca, balıklarını unuttular. Derken balık da yolunu bulup denize dalarak gözden kayboldu.

Cemal Külünkoğlu

İki denizin birleştiği yere vardıklarında yanlarındaki balığı bir kenarda unuttular, o da bir yolunu bularak denize kaçtı.

Mehmet Türk

Böylece ikisi iki denizin birleştiği yere ulaşınca (yanlarındaki) balıklarını (bir kenarda) unuttular. (Balık da bu esnada dirildi,) denizde bir yol bularak kaybolup gitti.

18:62

فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتَىٰهُ ءَاتِنَا غَدَآءَنَا لَقَدۡ لَقِينَا مِن سَفَرِنَا هَٰذَا نَصَبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

İkisi de orayı geçip gittiklerinde Mûsâ, genç adamına, “Kuşluk yemeğimizi getir. Bu yolculuğumuzdan dolayı iyice yorulduk” dedi.

Cemal Külünkoğlu

(İki denizin birleştiği yeri) geçtiklerinde (Musa,) genç arkadaşına: “Azığımızı getir bakalım, gerçekten bu yolculuğumuzda çok yorgun düştük” dedi.

Mehmet Türk

(Oradan biraz) uzaklaştıklarında (Mûsa) hizmetçisine: “Azığımızı getir bakalım, gerçekten yolculuğumuzdan dolayı yorgun düştük.” dedi.

18:63

قَالَ أَرَءَيۡتَ إِذۡ أَوَيۡنَآ إِلَى ٱلصَّخۡرَةِ فَإِنِّي نَسِيتُ ٱلۡحُوتَ وَمَآ أَنسَىٰنِيهُ إِلَّا ٱلشَّيۡطَٰنُ أَنۡ أَذۡكُرَهُۥۚ وَٱتَّخَذَ سَبِيلَهُۥ فِي ٱلۡبَحۡرِ عَجَبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Genç adamı, “Gördün mü, kayaya sığındığımızda, balığı orada unuttum. Onu hatırlamamı bana şeytan unutturdu. Balık, şaşılacak şekilde denizde yolunu bulup gitti” dedi.

Cemal Külünkoğlu

(Genç arkadaşı Musa’ya) dedi ki: “Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum. Onu hatırlamamı şeytandan başkası bana unutturmadı. Balık şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitti.

Mehmet Türk

(Hizmetçisi de:) “Biliyor musun? (Sahildeki) kayalığa vardığımızda ben balığı unutmuşum. Balığın denizde garip bir şekilde yol bularak kayboluşunu (sana) hatırlatmamı kesinlikle (bana) şeytan unutturdu.” dedi.

18:64

قَالَ ذَٰلِكَ مَا كُنَّا نَبۡغِۚ فَٱرۡتَدَّا عَلَىٰٓ ءَاثَارِهِمَا قَصَصࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Mûsâ, “İşte arzu ettiğimiz de buydu” dedi. Hemen geldikleri yoldan izlerini takip ederek geri döndüler.

Cemal Külünkoğlu

Musa: “İşte bizim de aradığımız buydu” dedi. Bunun üzerine izlerini takip ederek gerisingeri (kayanın yanına) vardılar.

Mehmet Türk

(Mûsa): “Bizim de aradığımız buydu.” dedi ve hemen ikisi birden izlerini takip ederek geri döndüler.

18:65

فَوَجَدَا عَبۡدࣰ ا مِّنۡ عِبَادِنَآ ءَاتَيۡنَٰهُ رَحۡمَةࣰ مِّنۡ عِندِنَا وَعَلَّمۡنَٰهُ مِن لَّدُنَّا عِلۡمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Orada katımızdan kendisine rahmet verdiğimiz ve yine katımızdan kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini buldular.

Cemal Külünkoğlu

Orada kendisine tarafımızdan rahmet sunduğumuz ve katımızdan ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.

Mehmet Türk

Derken (oraya varınca,) kendisine katımızdan bir rahmet ve tarafımızdan bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.

18:66

قَالَ لَهُۥ مُوسَىٰ هَلۡ أَتَّبِعُكَ عَلَىٰٓ أَن تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمۡتَ رُشۡدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Mûsâ ona, “Sana öğretilmiş olan yol gösterici ilimden bana öğretmen için seninle gelebilir miyim?” dedi.

Cemal Külünkoğlu

Musa, ona: “Doğruyu anlamak konusunda sana öğretilen ilimden bana da öğretmen için peşinden gelebilir miyim?” dedi.

Mehmet Türk

Mûsa ona: “Sana öğretilenden, bana öğreterek olgunlaşmamı sağlaman için peşinden gelebilir miyim?” dedi.

18:67

قَالَ إِنَّكَ لَن تَسۡتَطِيعَ مَعِيَ صَبۡرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

O kul, “Sen benimle birlikte olmaya sabredemezsin.”

Cemal Külünkoğlu

67-68.(Kul,) şöyle dedi: “Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin. İç yüzünü kavrayamayacağın bir bilgiye nasıl sabredebilirsin ki?”

Mehmet Türk

O da: “gerçekten sen, benimle beraberliğe asla sabredemezsin.” dedi.

18:68

وَكَيۡفَ تَصۡبِرُ عَلَىٰ مَا لَمۡ تُحِطۡ بِهِۦ خُبۡرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Hakkında hiçbir bilgin olmayan şeylere sen nasıl sabredeceksin?” dedi.

Cemal Külünkoğlu

67-68.(Kul,) şöyle dedi: “Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin. İç yüzünü kavrayamayacağın bir bilgiye nasıl sabredebilirsin ki?”

Mehmet Türk

(Devamla): “(Sırrını) kavrayamayaca-ğın bir bilgiye nasıl dayanacaksın?” (dedi.)

18:69

قَالَ سَتَجِدُنِيٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ صَابِرࣰ ا وَلَآ أَعۡصِي لَكَ أَمۡرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Mûsâ, “İnşâallâh benim sabırlı olduğumu ve sana hiçbir işte karşı gelmeyeceğimi görürsün” dedi.

Cemal Külünkoğlu

(Musa:) “İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın ve sana hiçbir işte karşı gelmeyeceğim” dedi.

Mehmet Türk

(Mûsa): “İnşallah beni sabırlı bulacaksın, hiçbir konuda sana karşı gelmeyeceğim.” dedi.

18:70

قَالَ فَإِنِ ٱتَّبَعۡتَنِي فَلَا تَسۡـَٔلۡنِي عَن شَيۡءٍ حَتَّىٰٓ أُحۡدِثَ لَكَ مِنۡهُ ذِكۡرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

O da: “Eğer bana uyacaksan, hakkında sana açıklama yapıncaya kadar bana hiçbir şey sormayacaksın” dedi.

Cemal Külünkoğlu

(O da) şöyle dedi: “O halde bana uyacaksan; ben sana anlatmadıkça herhangi bir şey hakkında soru sormayacaksın.”

Mehmet Türk

O da: “Eğer bana uyacaksan, ben sana onun sırrını anlatıncaya kadar hiç bir şey hakkında bana soru sorma.” dedi.

18:71

فَٱنطَلَقَا حَتَّىٰٓ إِذَا رَكِبَا فِي ٱلسَّفِينَةِ خَرَقَهَاۖ قَالَ أَخَرَقۡتَهَا لِتُغۡرِقَ أَهۡلَهَا لَقَدۡ جِئۡتَ شَيۡـًٔا إِمۡرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Bunun üzerine yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman o, gemiyi deliverdi. Mûsâ, “Gemidekileri boğmak için mi gemiyi deldin? Gerçekten sen çok tehlikeli bir iş yaptın!” dedi.

Cemal Külünkoğlu

Derken yola koyuldular. Nihayet bir gemiye bindiklerinde; (Kul,) onu (gemiyi) deldi. (Musa:) “Gemiyi içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu şaşılacak bir şey yaptın” dedi.

Mehmet Türk

Böylece yola koyuldular. (Yolda) bir gemiye bindiklerinde, o (zat) gemiyi deldi. (Bunu gören Mûsa): “Gemiyi içerisindekileri boğmak için mi deldin? Gerçekten sen, çok kötü bir iş yaptın!” dedi.

18:72

قَالَ أَلَمۡ أَقُلۡ إِنَّكَ لَن تَسۡتَطِيعَ مَعِيَ صَبۡرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

O kul, “Sen benimle beraber bulunmaya dayanamazsın, dememiş miydim?” dedi.

Cemal Külünkoğlu

(Kul:) “Sen benimle beraber (olacaklara) asla tahammül edemezsin, demedim mi?” dedi.

Mehmet Türk

O da: “(Daha önce) gerçekten ben sana, sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?” dedi.

18:73

قَالَ لَا تُؤَاخِذۡنِي بِمَا نَسِيتُ وَلَا تُرۡهِقۡنِي مِنۡ أَمۡرِي عُسۡرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Mûsâ, “Unuttuğum şeyden dolayı beni kınama ve bana bu işimden dolayı bir güçlük çıkarma” dedi.

Cemal Külünkoğlu

Musa (özür dileyerek): “Unuttuğum için bana çıkışma! Gücümün yetmediği şeyden beni sorumlu tutma!” dedi.

Mehmet Türk

(Mûsa:) “Unuttuğumdan dolayı beni hesaba çekme ve bu yaptığımdan dolayı da beni sorumlu tutma.” dedi.

18:74

فَٱنطَلَقَا حَتَّىٰٓ إِذَا لَقِيَا غُلَٰمࣰ ا فَقَتَلَهُۥ قَالَ أَقَتَلۡتَ نَفۡسࣰ ا زَكِيَّةَۢ بِغَيۡرِ نَفۡسࣲ لَّقَدۡ جِئۡتَ شَيۡـࣰٔ ا نُّكۡرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Yine yürüdüler. Nihayet bir erkek çocuğuna rastladılar. O kul, hemen onu öldürdü. Mûsâ, “Bir can karşılığı olmadan temiz bir çocuğa kıydın ha? Doğrusu sen, çirkin bir iş yaptın!” dedi.

Cemal Külünkoğlu

Derken yollarına devam ettiler. Sonunda bir erkek çocuğa rastladılar. O (kul), erkek çocuğu öldürdü. Musa: “Bir cana karşılık olmaksızın tertemiz masum bir canı mı öldürdün? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın” dedi.

Mehmet Türk

Böylece (tekrar) yola koyuldular. (Yolda) bir erkek çocuğuyla karşılaştıklarında o (zat) hemen o (çocuğu) öldürdü. (Bunu gören Mûsa): “(Şimdi de) kimseyi öldürmediği halde masum bir çocuğu mu öldürdün? Gerçekten sen, çok kötü bir iş yaptın.” dedi.

18:75

۞قَالَ أَلَمۡ أَقُل لَّكَ إِنَّكَ لَن تَسۡتَطِيعَ مَعِيَ صَبۡرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

O kul, “Ben sana, sen benimle beraber bulunmaya dayanamazsın, dememiş miydim?” dedi.

Cemal Külünkoğlu

(Kul yine:) “Ben sana, benimle beraber (olacaklara) sabredemezsin, demedim mi?” dedi.

Mehmet Türk

O da: “(Daha önce) gerçekten ben sana, sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?” dedi.

18:76

قَالَ إِن سَأَلۡتُكَ عَن شَيۡءِۭ بَعۡدَهَا فَلَا تُصَٰحِبۡنِيۖ قَدۡ بَلَغۡتَ مِن لَّدُنِّي عُذۡرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Mûsâ dedi ki: “Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık bana arkadaş olma, benden sana özür ulaştı; o zaman benden ayrılabilirsin.”

Cemal Külünkoğlu

(Musa tekrar özür dileyerek:) “Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, benimle arkadaşlık etme. Artık özür dileyemeyecek hale geldim” dedi.

Mehmet Türk

(Mûsa): “Bundan sonra eğer sana bir şey daha soracak olursam, benimle arkadaşlık etme. Artık o zaman ben, seni mazur görürüm.” dedi.

18:77

فَٱنطَلَقَا حَتَّىٰٓ إِذَآ أَتَيَآ أَهۡلَ قَرۡيَةٍ ٱسۡتَطۡعَمَآ أَهۡلَهَا فَأَبَوۡاْ أَن يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارࣰ ا يُرِيدُ أَن يَنقَضَّ فَأَقَامَهُۥۖ قَالَ لَوۡ شِئۡتَ لَتَّخَذۡتَ عَلَيۡهِ أَجۡرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Yine yürüdüler. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yemek istediler. Şehir halkı onları misafir etmekten kaçındı. Derken orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar. O kul hemen onu doğrulttu. Mûsâ, “Dileseydin, elbet buna karşı bir ücret alırdın” dedi.

Cemal Külünkoğlu

Yine yola koyuldular. Bir süre sonra bir köye vardılar. Köylüden yemek istediler, fakat köylü onları konuk etmek istemedi. Az sonra yıkılmaya yüz tutmuş bir duvarla karşılaştılar. O kulumuz, hemen onu inşa etti. Musa ona: “Eğer isteseydin bu yaptığın işe karşılık bir ücret alabilirdin” dedi.

Mehmet Türk

Böylece (tekrar) yola koyuldular. Sonunda bir şehir halkının yanına varınca, onlardan yiyecek istediler. Fakat o şehir halkı, onları misafir etmek istemedi. O (şehirde) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular. O (adam) hemen onu doğrulttu. (Mûsa): “Eğer isteseydin, yaptığın bu işe karşılık bir ücret alabilirdin.” dedi.

18:78

قَالَ هَٰذَا فِرَاقُ بَيۡنِي وَبَيۡنِكَۚ سَأُنَبِّئُكَ بِتَأۡوِيلِ مَا لَمۡ تَسۡتَطِع عَّلَيۡهِ صَبۡرًا

Bayraktar Bayraklı

O kul şöyle dedi: “İşte bu, artık ayrılmamızın sebebidir. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin iç yüzünü haber vereceğim.”

Cemal Külünkoğlu

(Bunun üzerine kul:) “İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir. Şimdi sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü anlatayım” dedi.

Mehmet Türk

O da: “İşte bu, benimle senin aramızın ayrılma (zamanı)dır. (Ama ben) sana, (sırrına) sabredemediğin şeylerin iç yüzünü haber vereceğim.” dedi.

18:79

أَمَّا ٱلسَّفِينَةُ فَكَانَتۡ لِمَسَٰكِينَ يَعۡمَلُونَ فِي ٱلۡبَحۡرِ فَأَرَدتُّ أَنۡ أَعِيبَهَا وَكَانَ وَرَآءَهُم مَّلِكࣱ يَأۡخُذُ كُلَّ سَفِينَةٍ غَصۡبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“O gemi, denizde çalışan birtakım yoksul kimselere aitti. Ona hasar vermek istedim. Çünkü arkasında her sağlam gemiyi zorla gasp eden bir kral vardı.”

Cemal Külünkoğlu

“O gemi, denizde çalışan birtakım yoksul kimselere aitti. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı.”

Mehmet Türk

(Devamla):“O gemi denizde çalışan yoksul kimselere aitti. Onu arızalı yapmak istedim. (Çünkü) onların ilerisinde, (sağlam) gemileri zorbalıkla ele geçiren bir hükümdar vardı.”

18:80

وَأَمَّا ٱلۡغُلَٰمُ فَكَانَ أَبَوَاهُ مُؤۡمِنَيۡنِ فَخَشِينَآ أَن يُرۡهِقَهُمَا طُغۡيَٰنࣰ ا وَكُفۡرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“O çocuk ise, onun anne ve babası inanmış kimselerdi. Eğer çocuk yaşarsa onları azdırmasından ve inkâra sürüklemesinden korktuk.”

Cemal Külünkoğlu

80-81.“Oğlan çocuğa gelince; onun anne ve babası mü’min kimselerdi. (Bu çocuğun) onları ileride azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk. Ve böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik.”

Mehmet Türk

“O erkek çocuğa gelince, onun anne ve babası Müslüman kimselerdi. (Allah), ‘Biz o (çocuğun) onları azdırmasını ve inkâra sürüklemesini hoş görmedik’

18:81

فَأَرَدۡنَآ أَن يُبۡدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيۡرࣰ ا مِّنۡهُ زَكَوٰةࣰ وَأَقۡرَبَ رُحۡمࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Rabblerinin onlara, ondan daha iyisini ve kendilerine karşı daha merhametli bir çocuk vermesini istedik.”

Cemal Külünkoğlu

80-81.“Oğlan çocuğa gelince; onun anne ve babası mü’min kimselerdi. (Bu çocuğun) onları ileride azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk. Ve böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik.”

Mehmet Türk

‘Böylece (biz de) Rablerinin onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini vermesini istedik.’ (buyurdu.” dedi.)

18:82

وَأَمَّا ٱلۡجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَٰمَيۡنِ يَتِيمَيۡنِ فِي ٱلۡمَدِينَةِ وَكَانَ تَحۡتَهُۥ كَنزࣱ لَّهُمَا وَكَانَ أَبُوهُمَا صَٰلِحࣰ ا فَأَرَادَ رَبُّكَ أَن يَبۡلُغَآ أَشُدَّهُمَا وَيَسۡتَخۡرِجَا كَنزَهُمَا رَحۡمَةࣰ مِّن رَّبِّكَۚ وَمَا فَعَلۡتُهُۥ عَنۡ أَمۡرِيۚ ذَٰلِكَ تَأۡوِيلُ مَا لَمۡ تَسۡطِع عَّلَيۡهِ صَبۡرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Duvara gelince o da, şehirdeki iki yetim çocuğa aitti. Duvarın altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Rabbin onların ergenlik çağına ulaşıp da hazinelerini çıkarmalarını, kendi katından bir rahmet olarak istedi. Ben, bunları kendiliğimden yapmadım. İşte bu anlattıklarım senin sabredemediğin şeylerin yorumudur.”

Cemal Külünkoğlu

“Ve duvara gelince: O duvar kasabada yaşayan iki yetim oğlana aitti ve altında onlar için saklanmış bir hazine vardı. Onların babası dürüst ve erdemli biriydi. Bunun içindir ki, Rabbin onların erginlik çağına eriştiklerinde o hazineyi Rabbinden bir bağış olarak kazıp çıkarmalarını istedi. Ben (bütün) bunları kendiliğimden yapmadım. Senin sabır göstermediğin (olayların) iç yüzünün gerçek anlamı işte budur.”

Mehmet Türk

“Duvara gelince o (duvar), şehirde babaları salih iki öksüz çocuğundu ve onun altında onlara ait bir defîne vardı. Rabbin onlara Rablerinden bir rahmet olarak erginlik çağına erişmelerini ve kendi defînelerini kendilerinin çıkartmalarını, diledi. Bütün bunları ben, kendi kafamdan yapmadım. İşte senin sabır gösteremediğin şeylerin yorumu budur.” (dedi.)

18:83

وَيَسۡـَٔلُونَكَ عَن ذِي ٱلۡقَرۡنَيۡنِۖ قُلۡ سَأَتۡلُواْ عَلَيۡكُم مِّنۡهُ ذِكۡرًا

Bayraktar Bayraklı

Ey Peygamber! Sana Zülkarneyn'i soruyorlar: De ki: “Size ondan biraz bahsedeceğim.”

Cemal Külünkoğlu

(Ey Resul!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: “Size ondan öğüt ve hatırlatma olarak (bazı bilgiler) vereceğim.”

Mehmet Türk

(Ey Muhammed!) Sana Zü’l-Karneyn hakkında soruyorlar. (Sen onlara): “Size ondan (da) bir hatıra anlatacağım.” de.

18:84

إِنَّا مَكَّنَّا لَهُۥ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَءَاتَيۡنَٰهُ مِن كُلِّ شَيۡءࣲ سَبَبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Şüphesiz, biz, ona yeryüzünde imkan sağladık ve kendisine her şeye ulaşacağı bilgiyi verdik.

Cemal Külünkoğlu

84-85.Doğrusu biz, onu yeryüzünde büyük bir kudret sahibi kıldık ve ona her şey için bir sebep verdik. O da (Batı’ya gitmek için) bir yol tuttu.

Mehmet Türk

Gerçekten Biz, onu yeryüzünde iktidar sahibi yaptık ve ona (ulaşmak istediği) her şeyin bilgisini verdik.

18:85

فَأَتۡبَعَ سَبَبًا

Bayraktar Bayraklı

O da bir yol tutup gitti.

Cemal Külünkoğlu

84-85.Doğrusu biz, onu yeryüzünde büyük bir kudret sahibi kıldık ve ona her şey için bir sebep verdik. O da (Batı’ya gitmek için) bir yol tuttu.

Mehmet Türk

O, bir sebebe sarıldı.

18:86

حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ مَغۡرِبَ ٱلشَّمۡسِ وَجَدَهَا تَغۡرُبُ فِي عَيۡنٍ حَمِئَةࣲ وَوَجَدَ عِندَهَا قَوۡمࣰ اۖ قُلۡنَا يَٰذَا ٱلۡقَرۡنَيۡنِ إِمَّآ أَن تُعَذِّبَ وَإِمَّآ أَن تَتَّخِذَ فِيهِمۡ حُسۡنࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Nihayet güneşin battığı yere varınca, güneşi kopkoyu bir suda batıyormuş gibi gördü. Orada bir topluluğa rastladı. “Ey Zülkarneyn! Onları ister cezalandır, ister onlara karşı iyi davran!” dedik.

Cemal Külünkoğlu

Nihayet güneşin battığı yere (Batıda varabileceği en uzak noktaya) varınca güneşi adeta kara bir balçıkta suya batar (gibi) buldu. Ve orada (kötülüğün her çeşidini işleyen) bir kavme rastladı. Ona: “Ey Zülkarneyn! Ya (hakka karşı direndikleri için onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik.

Mehmet Türk

(Sonunda) güneşin battığı yere ulaşınca (güneş) ona, kapkara (ve kızgın) bir suda batıyormuş gibi geldi ve orada bir topluma rastladı. Biz de ona: “Ey Zü’l-Karneyn! Onlara azap da edebilirsin haklarında iyilik etme yolunu da seçebilirsin.” dedik.

18:87

قَالَ أَمَّا مَن ظَلَمَ فَسَوۡفَ نُعَذِّبُهُۥ ثُمَّ يُرَدُّ إِلَىٰ رَبِّهِۦ فَيُعَذِّبُهُۥ عَذَابࣰ ا نُّكۡرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

O da şöyle dedi: “Haksızlık edeni cezalandıracağız; sonra da o, Rabbine döndürülecek. Rabbi de onu görülmemiş bir ceza ile cezalandıracaktır.”

Cemal Külünkoğlu

(Zülkarneyn) dedi ki: “Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisine görülmedik şiddetli bir azap ile azap eder.”.

Mehmet Türk

(Zü’l-Karneyn de) onlara: “(Sizden) kim zulmederse, onu (önce) biz (dünyada) cezâlandıracağız; sonra o, Rabbine gönderilecek ve orada da Allah ona görülmemiş bir azap uygulayacak.” dedi.

18:88

وَأَمَّا مَنۡ ءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ ا فَلَهُۥ جَزَآءً ٱلۡحُسۡنَىٰۖ وَسَنَقُولُ لَهُۥ مِنۡ أَمۡرِنَا يُسۡرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Ancak inanıp yararlı iş yapana gelince, onun için güzel ödül vardır. Biz ona kendi emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz.

Cemal Külünkoğlu

“Her kim de inandıktan sonra dürüst ve erdemli davranışlarda bulunursa, böyle birine mükâfat olarak daha güzeli vardır. Ve üstelik ona (yalnızca) emrimizden (yerine getirilmesi) kolay olanı söyleyeceğiz.”

Mehmet Türk

(Ve devamla): “Kim de inanır ve (inandığı) iyi işleri yaparsa, ona (âhirette) en güzel mükâfat vardır, (dünyada da) ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleyeceğiz.” (dedi.)

18:89

ثُمَّ أَتۡبَعَ سَبَبًا

Bayraktar Bayraklı

Sonra yine bir yol tutup gitti.

Cemal Külünkoğlu

89-90.(Zülkarneyn) sonra (Doğu’ya doğru) bir yol tuttu. Nihayet güneşin doğduğu yere (Doğuda varabileceği en uzak noktaya) vardığı zaman, kendilerine güneşe karşı hiçbir örtü kılmadığımız bir toplumun üzerine güneşin doğduğunu gördü.

Mehmet Türk

O, (yine) bir sebebe sarıldı.

18:90

حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ مَطۡلِعَ ٱلشَّمۡسِ وَجَدَهَا تَطۡلُعُ عَلَىٰ قَوۡمࣲ لَّمۡ نَجۡعَل لَّهُم مِّن دُونِهَا سِتۡرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Sonunda güneşin doğduğu yere varınca, güneşi, kendilerine güneşten başka bir örtü vermediğimiz bir topluluğun üzerine doğuyor buldu.

Cemal Külünkoğlu

89-90.(Zülkarneyn) sonra (Doğu’ya doğru) bir yol tuttu. Nihayet güneşin doğduğu yere (Doğuda varabileceği en uzak noktaya) vardığı zaman, kendilerine güneşe karşı hiçbir örtü kılmadığımız bir toplumun üzerine güneşin doğduğunu gördü.

Mehmet Türk

(Sonunda) güneşin doğduğu yere ulaşınca güneşi, kendilerini ondan korumadığımız bir topluma doğarken buldu.

18:91

كَذَٰلِكَۖ وَقَدۡ أَحَطۡنَا بِمَا لَدَيۡهِ خُبۡرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

İşte onun durumu böyledir. Onun bilgi olarak sahip olduğu her şeyi biz biliriz.

Cemal Külünkoğlu

İşte (Zülkarneyn ’in) kudret ve saltanatı böyleydi. Andolsun biz, Zülkarneyn ’in maddi ve manevi yönden nelere sahip olduğunu biliyorduk.

Mehmet Türk

İşte böylece Biz, onun yaptıklarının hepsini bütün ayrıntıları ile biliyorduk.

18:92

ثُمَّ أَتۡبَعَ سَبَبًا

Bayraktar Bayraklı

Sonra yine bir yol tutup gitti.

Cemal Külünkoğlu

92-93.Arkasından yine bir sebebe sarılarak yola koyuldu. Sonunda iki dağ arasına varınca setlerin eteğinde konuştukları dilden anlamayan (farklı dilde konuşan) bir topluluk buldu.

Mehmet Türk

O, (yine) bir sebebe sarıldı.

18:93

حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ بَيۡنَ ٱلسَّدَّيۡنِ وَجَدَ مِن دُونِهِمَا قَوۡمࣰ ا لَّا يَكَادُونَ يَفۡقَهُونَ قَوۡلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Sonunda iki set arasına varınca, bunların ötesinde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir topluluk buldu.

Cemal Külünkoğlu

92-93.Arkasından yine bir sebebe sarılarak yola koyuldu. Sonunda iki dağ arasına varınca setlerin eteğinde konuştukları dilden anlamayan (farklı dilde konuşan) bir topluluk buldu.

Mehmet Türk

(Sonunda) iki dağ arasına ulaşınca; orada neredeyse hiç söz anlamayan (ilkel) bir toplumla karşılaştı.

18:94

قَالُواْ يَٰذَا ٱلۡقَرۡنَيۡنِ إِنَّ يَأۡجُوجَ وَمَأۡجُوجَ مُفۡسِدُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَهَلۡ نَجۡعَلُ لَكَ خَرۡجًا عَلَىٰٓ أَن تَجۡعَلَ بَيۡنَنَا وَبَيۡنَهُمۡ سَدࣰّ ا

Bayraktar Bayraklı

Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Şüphesiz Ye'cüc ve Me'cüc burada bozgunculuk yapmaktadırlar. Bizimle onların arasına bir set yapman için sana bir ödeme yapabilir miyiz?”

Cemal Külünkoğlu

Onlar (Tercümanları aracılığıyla): “Ey Zülkarneyn! Ye’cüc ve Me’cûc bu ülkede bozgunculuk yapıyor. Sana bir miktar vergi versek, karşılığında onlar ile aramızda bir set (engel) yapar mısın?” dediler.

Mehmet Türk

(Onlar): “Ey Zü’l-Karneyn! Gerçekten Ye’cuc ve Me’cuc, burada kargaşa çıkartıyorlar, sana bir miktar mal versek, onlar ile aramıza bir set yapar mısın?” dediler.

18:95

قَالَ مَا مَكَّنِّي فِيهِ رَبِّي خَيۡرࣱ فَأَعِينُونِي بِقُوَّةٍ أَجۡعَلۡ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَهُمۡ رَدۡمًا

Bayraktar Bayraklı

Şöyle dedi: “Rabbimin bana verdiği imkan sizinkinden daha iyidir. Bana bedenen yardım ediniz de sizinle onların arasına sağlam bir set yapayım.”

Cemal Külünkoğlu

Zülkarneyn: “Rabbimin bana verdiği (imkân ve kudret, sizin vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım” dedi.

Mehmet Türk

(Zü’l-Karneyn de) onlara: “Rabbimin bana verdiği iktidar, (sizin vereceğinizden) daha hayırlıdır. Haydi, siz bana gücünüzle yardım edin (de) sizinle onlar arasına çok sağlam bir set yapayım.” dedi.

18:96

ءَاتُونِي زُبَرَ ٱلۡحَدِيدِۖ حَتَّىٰٓ إِذَا سَاوَىٰ بَيۡنَ ٱلصَّدَفَيۡنِ قَالَ ٱنفُخُواْۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَعَلَهُۥ نَارࣰ ا قَالَ ءَاتُونِيٓ أُفۡرِغۡ عَلَيۡهِ قِطۡرࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Bana demir kütleleri getirin!” Kütleler iki dağın arasını doldurunca, “Körükleyin!” dedi. Demirler akkor haline gelince, “Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim” dedi.

Cemal Külünkoğlu

“Bana (yeterince) demir (kütleleri) getirin”. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince, “körükleyin!” dedi. Sonunda demir akkor halini alınca da: “Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım” dedi.

Mehmet Türk

(Zü’l-Karneyn): “Bana demir kütleleri getirin” dedi. İki dağın arasını doldurunca, “(ateş yakıp) körükleyin.” dedi. Onu kor haline getirince de: “Bana bir miktar erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim.” dedi.

18:97

فَمَا ٱسۡطَٰعُوٓاْ أَن يَظۡهَرُوهُ وَمَا ٱسۡتَطَٰعُواْ لَهُۥ نَقۡبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Ye'cüc ve Me'cüc onu ne aşmaya ne de onda bir delik açmaya güç yetirebildiler.

Cemal Külünkoğlu

Ve böylece (set inşa edilmiş oldu, öyle ki) artık onların düşmanları (Ye’cüc ve Me’cûc) ne onu aşabilirlerdi ne de onda gedik açabilirlerdi.

Mehmet Türk

Böylece, (Ye’cuc ve Me’cuc) o seddi asla aşamadılar ve kesinlikle de delemediler.

18:98

قَالَ هَٰذَا رَحۡمَةࣱ مِّن رَّبِّيۖ فَإِذَا جَآءَ وَعۡدُ رَبِّي جَعَلَهُۥ دَكَّآءَۖ وَكَانَ وَعۡدُ رَبِّي حَقࣰّ ا

Bayraktar Bayraklı

Zülkarneyn, “Bu, Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi bir gerçektir” dedi.

Cemal Külünkoğlu

(Zülkarneyn:) “Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi (olan kıyametin kopma vakti) gelince o (yapılan seti/engel)i yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir” dedi.

Mehmet Türk

(Zü’l-Karneyn): “Bu, Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vadi (olan kıyamet) geldiği zaman ancak O, bunu yerle bir eder ve Rabbimin va’di kesinlikle doğrudur.” dedi.

18:99

۞وَتَرَكۡنَا بَعۡضَهُمۡ يَوۡمَئِذࣲ يَمُوجُ فِي بَعۡضࣲۖ وَنُفِخَ فِي ٱلصُّورِ فَجَمَعۡنَٰهُمۡ جَمۡعࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

O gün biz onları, birbirine çarparak çalkalanır bir halde bırakmışızdır. Sûr'a da üfürülmüş, böylece onları bütünüyle bir araya getirmişizdir.

Cemal Külünkoğlu

O (birinci kez sûra üflenmesiyle kıyametin koptuğu) gün biz onları bırakırız, dalgalar halinde birbirlerine girerler. (İkinci kez yeniden yaratılış için) sûra üflenince hepsini bir araya toplarız.

Mehmet Türk

Biz o (kıyamet) günü, onları bırakırız da dalgalar halinde birbirlerine girerler. Sûra üflenince de hepsini derhâl bir araya toplarız.

18:100

وَعَرَضۡنَا جَهَنَّمَ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡكَٰفِرِينَ عَرۡضًا

Bayraktar Bayraklı

100,101. Dünyada iken gözleri beni hatırlatan her şeye karşı perdeli, kulak vermeye de dayanamayan kâfirleri, o gün cehennemle yüz yüze getireceğiz.

Cemal Külünkoğlu

100-101.O gün cehennemi, hakikati görmek hususunda gözleri perdeli olan, (Kur’an’ı) dinlemeye tahammül edemeyen inkârcıların karşısına dikeceğiz.

Mehmet Türk

Ve o (kıyamet) günü, kâfirlere sadece cehennemi göstereceğiz.

18:101

ٱلَّذِينَ كَانَتۡ أَعۡيُنُهُمۡ فِي غِطَآءٍ عَن ذِكۡرِي وَكَانُواْ لَا يَسۡتَطِيعُونَ سَمۡعًا

Bayraktar Bayraklı

100,101. Dünyada iken gözleri beni hatırlatan her şeye karşı perdeli, kulak vermeye de dayanamayan kâfirleri, o gün cehennemle yüz yüze getireceğiz.

Cemal Külünkoğlu

100-101.O gün cehennemi, hakikati görmek hususunda gözleri perdeli olan, (Kur’an’ı) dinlemeye tahammül edemeyen inkârcıların karşısına dikeceğiz.

Mehmet Türk

Ki onlar, gözleri Beni hatırlatan şeylere perdeli olan ve (Kur’an’ı) dinlemeye dayanamayan (kâfir) kimselerdi.

18:102

أَفَحَسِبَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَن يَتَّخِذُواْ عِبَادِي مِن دُونِيٓ أَوۡلِيَآءَۚ إِنَّآ أَعۡتَدۡنَا جَهَنَّمَ لِلۡكَٰفِرِينَ نُزُلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Kâfirler, beni bırakıp da kullarımı dostlar edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kâfirler için bir konak olarak hazırladık.

Cemal Külünkoğlu

İnkârcılar, benim kullarım(dan herhangi birini) bana karşı (kendilerine) dost, koruyucu edinebileceklerini mi sandılar? Biz cehennemi hakkı inkâr edenler için bir konak yeri olarak hazırladık.

Mehmet Türk

Kâfirler Beni bırakıp da Benim kullarımı dost edindiklerini mi sandılar? Gerçekten Biz, cehennemi bu kâfirlere bir konak olarak hazırladık.

18:103

قُلۡ هَلۡ نُنَبِّئُكُم بِٱلۡأَخۡسَرِينَ أَعۡمَٰلًا

Bayraktar Bayraklı

De ki: “Size, işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi?”

Cemal Külünkoğlu

De ki: “Size, yaptıklarında en büyük kayba uğrayan kimseleri haber vereyim mi?

Mehmet Türk

(Ey Muhammed!): “Size (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi?” de.

18:104

ٱلَّذِينَ ضَلَّ سَعۡيُهُمۡ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَهُمۡ يَحۡسَبُونَ أَنَّهُمۡ يُحۡسِنُونَ صُنۡعًا

Bayraktar Bayraklı

Onlar, iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.

Cemal Külünkoğlu

Onlar; iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.”

Mehmet Türk

Onlar kendilerinin iyi iş yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa giden kimselerdir.

18:105

أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمۡ وَلِقَآئِهِۦ فَحَبِطَتۡ أَعۡمَٰلُهُمۡ فَلَا نُقِيمُ لَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَزۡنࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

İşte onlar, Rabblerinin âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir. Biz onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü/değerlendirmeye tabi tutmayacağız.

Cemal Külünkoğlu

Onlar, Rablerinin ayetlerini ve O’nun huzuruna çıkacaklarını inkâr edenlerdir. Bu yüzden onların iyi işleri geçersiz olmuştur. Kıyamet günü onların yaptıklarını tartıya (bile) almayız, kendilerine değer vermeyiz.

Mehmet Türk

İşte onlar, Rablerinin âyetlerini, Ona kavuşmayı inkâr eden ve (dünyada iyi diye) yaptıkları şeyler (âhirette) boşa giden kimselerdir. Artık kıyamet günü Biz, kendilerini hesaba çekerek bile, onlara değer vermeyeceğiz.

18:106

ذَٰلِكَ جَزَآؤُهُمۡ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُواْ وَٱتَّخَذُوٓاْ ءَايَٰتِي وَرُسُلِي هُزُوًا

Bayraktar Bayraklı

İşte, inkâr ettikleri, âyetlerimi ve peygamberlerimi alaya aldıkları için onların cezası cehennemdir.

Cemal Külünkoğlu

İşte hem inkâr ettikleri hem de ayetlerimi ve peygamberlerimi alaya aldıkları için onların cezası cehennemdir.

Mehmet Türk

Onların kâfir olmalarının, âyetlerimi ve Peygamberlerimi alaya almalarının cezâsı, işte bu cehennemdir.

18:107

إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ كَانَتۡ لَهُمۡ جَنَّٰتُ ٱلۡفِرۡدَوۡسِ نُزُلًا

Bayraktar Bayraklı

İman edip iyi amel yapanlara gelince, onlar için makam olarak Firdevs cennetleri vardır.

Cemal Külünkoğlu

(Ama) inandıktan sonra dürüst ve erdemli çalışmalar ortaya koyanlara gelince; onlara da konak yeri olarak Firdevs cennetleri vardır.

Mehmet Türk

(Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlara da Firdevs cennetlerini konak olarak hazırladık.

18:108

خَٰلِدِينَ فِيهَا لَا يَبۡغُونَ عَنۡهَا حِوَلࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Orada uzun süreli kalacaklardır. Oradan hiç ayrılmak istemezler.

Cemal Külünkoğlu

Onlar orada sonsuza kadar kalacaklar (ve) oradan hiç ayrılmak istemeyeceklerdir.

Mehmet Türk

(Onlar) orada ebedî kalacaklar ve oradan hiç ayrılmak istemeyecekler.

18:109

قُل لَّوۡ كَانَ ٱلۡبَحۡرُ مِدَادࣰ ا لِّكَلِمَٰتِ رَبِّي لَنَفِدَ ٱلۡبَحۡرُ قَبۡلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَٰتُ رَبِّي وَلَوۡ جِئۡنَا بِمِثۡلِهِۦ مَدَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

De ki: “Rabbimin kelimelerini yazmak için denizler mürekkep olsa, bir o kadarını daha ilâve etsek, Rabbimin kelimeleri tükenmeden denizler tükenirdi.”

Cemal Külünkoğlu

De ki: “Rabbimin sözlerini (ilmini) yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere denizler katsak); Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi.”

Mehmet Türk

(Ey Muhammed! Onlara): “Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadarını da ilâve getirsek, Rabbimin sözleri bitmeden önce denizler tükenirdi.” de.

18:110

قُلۡ إِنَّمَآ أَنَا۠ بَشَرࣱ مِّثۡلُكُمۡ يُوحَىٰٓ إِلَيَّ أَنَّمَآ إِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱۖ فَمَن كَانَ يَرۡجُواْ لِقَآءَ رَبِّهِۦ فَلۡيَعۡمَلۡ عَمَلࣰ ا صَٰلِحࣰ ا وَلَا يُشۡرِكۡ بِعِبَادَةِ رَبِّهِۦٓ أَحَدَۢا

Bayraktar Bayraklı

De ki: “Ben de sadece sizin gibi bir insanım. Bana sizin tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmak isterse iyi amel yapsın ve kullukta hiçbir kimseyi Rabbine ortak koşmasın.”

Cemal Külünkoğlu

De ki: “Ben de sizin gibi ancak (ölümlü) bir insanım. (Ne var ki) bana ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolundu. Öyleyse, artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koysun ve Rabbine özgü kullukta hiç kimseyi, hiçbir şeyi (O’na) ortak koşmasın!”

Mehmet Türk

(Ve onlara): “Şüphesiz ben, sadece sizin gibi bir beşerim. Ancak bana ‘sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu’, vahyolunuyor. Öyleyse kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa, derhal inandığı iyi işleri yapsın ve Rabbine ibâdette hiç kimseyi Ona eş koşmasın.” de.