The Surah takes its name from the phrase wad-in-naml which occurs in verse 18, implying that it is a Surah in which the story of An-Naml (the Ant) has been related.
Âhirete inanmayanların amellerini kendilerine süslemişizdir, onlar körü körüne bocalarlar.
Cemal Külünkoğlu
Gerçek şu ki; ahirete inanmayanların (kötü) amellerini biz, (yaptıkları yüzünden) kendilerine süslü püslü gösterdik. Bu yüzden onlar kalpleri körelmiş olarak şaşkınlık içinde bocalar dururlar.
Mehmet Türk
Şüphesiz Biz, âhirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü gösterdik de onlar bu yüzden, bocalayıp duruyorlar.
Hani Mûsâ, ailesine şöyle demişti: “Gerçekten ben, bir ateş gördüm. Gidip size ondan bir haber getireceğim, yahut bir ateş parçası getireceğim, umarım ki ısınırsınız.”
Cemal Külünkoğlu
Hani bir zamanlar Musa ailesine: “Bakın, gözüme ateş türü ışık gibi bir şey ilişti; belki ondan size bir haber veya bir ateş koru getiririm de ısınırsınız” demişti.
Mehmet Türk
(Bir zamanlar) Mûsa, ailesine: “Gerçekten ben bir ateş gördüm. (Gidip) size oradan ya bir haber getireceğim ya da ısınabileceğiniz bir kor parçası getireceğim.” demişti.
Oraya geldiğinde şöyle seslenildi: “Ateşteki kimse de, ateşin çevresindekiler de kutsal kılınmıştır. Âlemlerin Rabbi olan Allah, bütün noksanlıklardan uzaktır.”
Cemal Külünkoğlu
(Musa) oraya vardığında şöyle bir ses duydu: “Gerek ateşin yanındakiler ve gerekse çevresinde bulunanlar bereketli kılınmıştır. Tüm varlıkların Rabbi olan Allah her türlü noksanlıklardan uzaktır.”
Mehmet Türk
(Mûsa) oraya varınca: “(Ey Mûsa!) Bu ateşin yanında bulunan (sen) ve çevresindekiler mübârek kılınmıştır. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şânı çok yücedir.” diye seslenildi.
“Asânı at!” Mûsâ onu yılan gibi deprenir görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı. “Ey Mûsâ! Korkma! Çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz.”
Cemal Külünkoğlu
“Değneğini at.” (Musa değneğini attı.) Onu yılanmış gibi hareket eder görünce, dönüp ardına bakmadan kaçtı. (Allah, şöyle buyurdu:) “Ey Musa, korkma! Benim katımda resuller korkmazlar.”
Mehmet Türk
“Âsânı yere at!” (diye seslenildi.) Mûsa, (âsâyı atıp) onun yılan gibi hareket ettiğini görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Allah da ona): “Ey Mûsa! Korkma; (onu o hale getiren) Benim. (Sonra, Benim) huzurumda Peygamberler asla (hiçbir şeyden) korkmaz.” (dedi.)
“Ancak, kim zulmeder, sonra işlediği kötülük yerine iyilik yaparsa, bilsin ki ben çok bağışlayıcıyım; çok merhamet sahibiyim.”
Cemal Külünkoğlu
“Kim zulmeder de sonra (yaptığı) kötülüğün yerine iyilik yaparsa bilsin ki şüphesiz ben çok bağışlayanım, çok merhamet edenim.”
Mehmet Türk
(Ve devamla): “Ancak zâlimler bunun dışındadır. Ama sonra, işlediği kötülüğün yerine iyilik yaparak (tevbe eder)se şunu iyi bilsin ki Ben çok bağışlayıcıyım, pek merhamet sahibiyim.”
“Elini koynuna sok da kusursuz, bembeyaz çıksın. Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine git! Çünkü onlar artık yoldan çıkmış bir kavim olmuşlardır.”
Cemal Külünkoğlu
(Ve şimdi de) elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz (parıl parıl) çıksın. (Bu da) Firavun ve onun kavmine (göstereceğin) dokuz mucize içindedir. Çünkü onlar gerçekten yoldan çıkmış bir toplumdur!”
Mehmet Türk
“(Ey Mûsa!) Firavun’a ve kavmine (göstereceğin) dokuz mûcizeden (biri) olmak üzere; elini koynuna sok da kusursuz bir şekilde, bembeyaz olarak çıksın. Çünkü onlar hak yoldan çıkan bir toplumdur.” (dedi.)
Kendileri de mucizelerimize kesin olarak inandıkları halde, zulüm ve kibirlerinden dolayı, onları bile bile inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Cemal Külünkoğlu
Ve vicdanları bunların doğruluğuna kesin bir kanaat getirdiği halde sırf gerçeği çarpıtma ve büyüklenmelerinden dolayı bile bile inkâra saptılar. Ama bir bak ki o bozguncuların sonu nasıl oldu!
Mehmet Türk
Vicdanları kabul ettiği halde, sırf zulüm ve kibirlerinden dolayı onları inadına inkâr ettiler. (Ey Muhammed!) Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak.
Andolsun biz, Dâvûd'a da Süleyman'a da ilim verdik. Onlar şöyle dediler: “Bizi, mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamd olsun!”
Cemal Külünkoğlu
Andolsun! Biz Davud’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar da: “Bizi mü’min kullarından birçoğuna (bazı özelliklerle) farklı kılan Allah’a hamd olsun” dediler.
Mehmet Türk
Yemin olsun Biz, Dâvût’a ve Süleyman’a (da) bir ilim verdik. (Bunun üzerine) onlar: “Bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a, hamd olsun.” dediler.
Süleyman, Dâvûd'a mirasçı oldu ve şöyle dedi: “Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi ve bize her şeyden biraz verildi. Şüphesiz bu apaçık bir lütuftur.”
Cemal Külünkoğlu
Süleyman, Davud’un yerine geçince dedi ki: “Ey insanlar! Bize kuşlarla anlaşma mantığı kavratıldı ve her şey bolca verildi, kuşku yok ki, bu apaçık bir lütuftur.”
Mehmet Türk
Süleyman, Dâvût’un yerine geçti ve: “Ey insanlar! Bize kuşdili öğretildi ve bize her şeyden (bolca) verildi. Kesinlikle bu, apaçık bir lütuftur.” dedi.
Karınca vadisine geldiklerinde, bir karınca şöyle seslendi: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza giriniz ki Süleyman ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesinler.”
Cemal Külünkoğlu
Nihayet karıncaların bulunduğu vadiye geldiklerinde, (dişi) bir karınca: “Ey karıncalar! Hemen yuvalarınıza girin ki Süleyman ve ordusu, farkında olmadan sizi ezip geçmesin!” diye bağırdı.
Mehmet Türk
(Sonunda) karıncalarla (dolu bir) vadiye geldikleri zaman, karıncalardan biri: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin. Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezip geçmesin!” dedi.
Bunun üzerine Süleyman, karıncanın sözüne güldü ve şöyle dedi: “Rabbim! Bana ve ebeveynime lütfettiğin nimetine şükretmeme, hoşnut olacağın hayırlı ve barışçıl bir iş yapmama imkan ver ve rahmetinle beni iyilik ve barışı seven iyi kullarının arasına sok!”
Cemal Külünkoğlu
Süleyman, karıncanın sesini duyunca gülümseyerek dedi ki: “Ya Rabbi gerek bana ve gerekse ana babama bağışladığın nimetlere olanca gücümle şükretmemi ve hoşnut olacağın iyi işler yapmamı nasip eyle! Rahmetinle beni iyi kullarının arasına kat!”
Mehmet Türk
(Süleyman) onun bu sözünden dolayı gülercesine tebessüm etti ve: “Ey Rabbim! Gerek bana, gerekse anne ve babama verdiğin nîmete şükretmemi ve beğeneceğin iyi işleri yapmamı bana nasip eyle ve beni rahmetinle inandığını yaşayan kulların arasına kat.” dedi.
“Onu ve toplumunu, Allah'ı bırakıp güneşe secde eder buldum. Şeytan onlara, yapıp ettiklerini süslü gösterip onları yoldan saptırmış. Artık doğruyu bulamazlar.”
Cemal Külünkoğlu
“Onu da halkını da Allah’ı bırakıp güneşe tapınırken gördüm. Anlaşılan, şeytan onlara bu yaptıklarını güzel gösterip kendilerini yoldan çıkarmış. Onlar da bu yüzden doğru yolu bulamıyorlar.”
Mehmet Türk
“Şeytanın, kendilerine yaptıklarını süslü göstererek (Allah’ın) yolundan alıkoyduğu için hak yolu bulamamaları sebebiyle onu ve kavmini, Allah’ı bırakıp güneşe secde eder bir halde buldum.”
“Göklerde ve yerdeki sırrı açığa çıkaran, onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bilen Allah'a secde etmemek gayretindeler.”
Cemal Külünkoğlu
“(Şeytanın amacı) onları, göklerde ve yerde gizli bulunan şeyleri meydana çıkaran, (nefislerinin) gerek saklı tuttukları ve gerekse açığa vurdukları tüm duygularını bilen Allah’a secde etmelerini engellemektir.”
Mehmet Türk
“(Şeytan bunu) göklerde ve yerde gizlenen her şeyi açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah’a secde etmesinler. (diye yapmış.)”.
“Şu yazımı götürüp onlara at! Sonra onlardan uzaklaş da bak bakalım, nasıl davranacaklar.”
Cemal Külünkoğlu
“Al bu mektubumu onlara götür; sonra bir kenara çekilip onları kendi hallerine bırak ve bak bakalım, (kendi aralarında ne konuşacaklar ve) nasıl bir sonuca varacaklar?”
Mehmet Türk
(Ve devamla): “Şu mektubumu götür, onlara ver. Sonra (bir kenara) çekil de ne sonuca varacaklarına bir bak.” (dedi.)
Kraliçe dedi ki: “Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir veriniz; siz benim yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin bir karar vermem.”
Cemal Külünkoğlu
“Ey ileri gelenler! Durumum hakkında bana görüş bildirin. Sizler yanımda bulunmadıkça (ve kararımı onaylamadıkça) hiçbir işe kesin olarak karar vermem (dedi).”
Mehmet Türk
(Sonra Melike): “Ey ileri gelenler! Bana bu işim hakkında bir fikir verin. Ben sizinle istişâre etmeden, herhangi bir işi kestirip atmam.” dedi.
İleri gelenler, “Biz güçlü, kuvvetli kimseleriz; zorlu savaş erbabıyız; buyruk ise senindir; artık ne buyuracağını sen düşün!” diye cevap verdiler.
Cemal Külünkoğlu
(Sebeliler) dediler ki: “Biz güçlü kimseleriz ve zorlu savaşçılarız. Emir senindir (istersen Süleyman’ın ordusunun karşısına çıkar, savaşın hakkını veririz). Ama yine de emir senindir (düşün taşın ve kararını bize bildir)!”
Mehmet Türk
Onlar da; “Biz güçlü, kuvvetli, savaşçı kimseleriz karar ise sana aittir. Vereceğin emri de sen düşün.” dediler.
34,35. Melike, “Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi, orayı perişan ederler ve halkının ulularını alçaltırlar. Herhalde onlar da böyle yapacaklardır. Ben onlara, bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne ile dönecekler?” dedi.
Cemal Külünkoğlu
(Kraliçe Belkıs) şöyle dedi: “Krallar bir memlekete girdi mi, orayı harap ederler ve halkının ileri gelenlerini zelil hâle getirirler. İşte onlar böyle yaparlar!
Mehmet Türk
(Melike): “Krallar bir ülkeye girince, kesinlikle orayı perişan ederler ve halkının şereflilerini alçaltırlar. (Herhalde) onlar da böyle yaparlar.” dedi.
34,35. Melike, “Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi, orayı perişan ederler ve halkının ulularını alçaltırlar. Herhalde onlar da böyle yapacaklardır. Ben onlara, bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne ile dönecekler?” dedi.
Cemal Külünkoğlu
(Bu yüzden meseleyi barış yoluyla çözmek için) ben onlara bir hediye gönderip, elçilerinin getirecekleri cevabı bekleyeceğim!”
Mehmet Türk
(Devamla):“Ben (şimdi) onlara bir he-diye gönderecek ve elçilerin nasıl bir sonuçla döneceklerini bekleyeceğim.” dedi.
Elçiler hediyelerle Süleyman'a gelince, Süleyman şöyle dedi: “Siz bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha değerlidir. Hediyenizle ben değil, siz sevinirsiniz.”
Cemal Külünkoğlu
(Kraliçenin elçisi hediyelerle) gelince Süleyman (ona) dedi ki: “Beni mal ile mi kandıracaksınız? (Şunu iyi bilin ki,) Allah’ın bana bağışladığı ayrıcalıklar size verdiği (gelip geçici dünyalık zenginli)klerden daha üstündür. Siz bu hediyenizle övünebilirsiniz?
Mehmet Türk
(Elçiler) Süleyman’a gelince (Süleyman onlara): “Siz beni bu mallarla, satın almak mı istiyorsunuz? (Hâlbuki) Allah’ın bana verdiği (Peygamberlik) size verdiği (mal)dan daha hayırlıdır. Bu hediyelerinizle (ancak) sizler sevinirsiniz.” dedi.
“Hediyeyi onlara geri götür; onlara asla karşı koyamayacakları bir ordu ile gelir, onları oradan hor ve hakir olarak çıkarırım.”
Cemal Külünkoğlu
Sen (getirdiğin bu hediyeleri de al ve) onlara dön! (Ve onlara de ki; taşkınlıklarına devam ederlerse) Andolsun, Biz onların üzerlerine karşı koyamayacakları ordularla yürüyeceğiz ve hepsini aşağılık ve perişan bir hâlde oradan sürüp çıkaracağız!”
Mehmet Türk
(Ve devamla): “(Ey elçiler!) Onlara (hediyelerinizle) geri gidin. Şunu iyi bilsinler ki onlara asla karşı koyamayacakları ordularla gelir ve onları rezil ve rüsva ederek oradan çıkarırız!” (dedi.)
Sonra Süleyman, danışmanlarına şöyle dedi: “Ey ileri gelenler! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtını bana getirebilir?”
Cemal Külünkoğlu
Süleyman: “Ey ileri gelenler! Onlar bana teslim olmadan önce hanginiz bana onun tahtını getirebilir?” dedi.
Mehmet Türk
(Sonra Süleyman yanındakilere): “Ey ileri gelenler! Onlar bana teslim olmuş (Müslüman)lar olarak gelmeden önce, hanginiz o (melikenin) tahtını bana getirebilir?” dedi.
Cinlerden bir ifrit, “Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz” dedi.
Cemal Külünkoğlu
Cinlerin elebaşlarından bir ifrit (kuvvetli bir cin): “Sen şu oturduğun yerden kalkmadan önce o tahtı sana getiririm. Hem bu işi başaracak gücüm var ve hem de bu konuda güvenilir bir kişiyim (bana inanabilirsin)” dedi.
Mehmet Türk
Cinlerden bilgiç birisi de: “Sen makamından kalkmadan, ben onu sana getiririm ve gerçekten bu konuda ben güvenilir bir güce sahibim.” dedi.
Kitaptan bir ilmi bulunan kimse, “Sen gözünü açıp kapamadan ben onu sana getirebilirim” dedi. Süleyman, tahtı yanına yerleşmiş görünce şöyle dedi: “Bu, Rabbimin lütfundandır. Kendisine şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim, diye beni denemek istiyor. Şükreden, kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, Rabbim hiçbir şeye muhtaç değildir, çok ikram sahibidir.”
Cemal Külünkoğlu
Kendisine vahiy ile bilgi verilen kimse (Süleyman, demek sen o tahtı ben yerimden kalkmadan bana getirebilirsin öyle mi?): “Gözünü açıp kapamadan o tahtı sana getireyim” dedi. (Süleyman daha sözünü bitirmeden) tahtı önünde kurulu bir biçimde görünce: “Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörce mi davranacağım diye beni sınavdan geçirmek isteyen Rabbimin bana yönelik bir lütfudur. Kim şükrederse kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, yüce Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur ve bağışı karşılıksızdır” dedi.
Mehmet Türk
Yanında kitaptan bir ilim bulunan (Süleyman) da: “Sen gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm,” dedi. (Süleyman) o (tahtı) yanında durur vaziyette görünce: “Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (verdiği) bir lütuftur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük edene gelince Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, O çok cömerttir.” dedi.
Süleyman devamla dedi ki: “Onun tahtını tanınmaz hale getiriniz, bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanıyamayacak mı?”
Cemal Külünkoğlu
(Süleyman, yanındakilere dönerek:) “Tahtı kraliçenin tanımayacağı şekilde değiştirin! Bakalım doğru yolu bulacak mı? Yoksa doğru yolu bulamayan kimselerden mi olacak?” dedi.
Mehmet Türk
(Ve devamla): “Onun tahtını bilemeyeceği bir hale getirin. Bakalım tanıyacak mı, yoksa tanıyamayacak mı?” dedi.
Melike gelince, “Senin tahtın da böyle mi?” dendi. “Tıpkı o” dedi. “Zaten bize daha önce bilgi verilmişti ve biz teslim olmuştuk.”
Cemal Külünkoğlu
(Kraliçe) gelince kendisine: “Bu senin tahtın mıdır?” diye soruldu. O da dedi ki; “Sanki odur. Zaten bu mucizeden önce bize bilgi verilmişti ve biz senin çağrına boyun eğmeye hazırlanmıştık.”
Mehmet Türk
(Melike) gelince: “Senin tahtın da böyle miydi?” denildi. O da: “Sanki bu o! Zâten bize, o (taht mûcizesinden) önce (Süleyman hakkında) bilgi verilmiş ve biz de Müslüman olmuştuk.” dedi.
Ona, “Köşke gir!” denildi. Melike köşkü görünce derin bir su sandı ve bacaklarını sıvadı. Süleyman, “O sırçadan cilalı, şeffaftır” dedi. Melike, “Rabbim, ben kendime zulmetmişim. Artık Süleyman ile beraber âlemlerin Rabbi Allah'a teslim oldum” dedi.
Cemal Külünkoğlu
Ona: “köşke gir” denildi. Köşkü görünce onu(n zeminini) derin bir su sandı ve eteklerini topladı. Süleyman, ona: “Bu, (zemini) billurdan döşenmiş bir köşktür” dedi. Belkıs: “Ey Rabbim! (Senden başkasına kulluk etmekle) ben kendime zulmettim. Şimdi ise Süleyman ile birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum!” dedi.
Mehmet Türk
O (melikeye): “Köşke gir!” denildi. O, o (köşkü) görünce (zeminini) su zannetti ve (ıslanmaması için) eteğini yukarı çekti. (Bunun üzerine Süleyman): “(Eteğini indir) o, camdan yapılmış, şeffaf bir köşktür.” dedi. (Melike de): “Ey Rabbim! Ben gerçekten kendime zulmetmişim. Ben, Süleyman’la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.” dedi.
“Andolsun ki, Allah'a kulluk edin!” demesi için Semûd kavmine kardeşleri Sâlih'i gönderdik. Hemen birbirleriyle çekişen iki zümre oluverdiler.
Cemal Külünkoğlu
Andolsun ki, biz, “Yalnız Allah’a kulluk edin (ve O’nun belirlediği ilkeler doğrultusunda hayatınızı düzenleyin!” desin) diye Semûd kavmine, soydaşları Salih’i resul olarak göndermiştik. Buna rağmen, onlar kısa sürede birbiriyle çekişen (inanan ve inanmayan) iki grup olmuşlar.
Mehmet Türk
Yemin olsun ki Biz, Semûd kavmine kardeşleri Salih’i: “(Sadece) Allah’a kulluk edin!” (demesi için) gönderdik. Bir de ne görsün birbirine düşman iki zümre oluverdiler.
Şöyle dediler: “Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık.” Sâlih, “Size çöken uğursuzluğun sebebi Allah katındandır. Hayır, siz imtihana çekilen bir kavimsiniz” dedi.
Cemal Külünkoğlu
(Onlar Ey Salih!) “Sen ve beraberindeki (mü’min)ler yüzünden uğursuzluğa uğradık.” dediler. (Sâlih ise:) “Sizin uğursuzluğunuzun sebebi Allah tarafından bilinmektedir. Aslında siz (başınıza gelenlerle) imtihan edilmekte olan bir kavimsiniz” dedi.
Mehmet Türk
(Onlar da): “Biz, zâten sen ve seninle birlikte olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık.” dediler. (Salih onlara): “Size uğursuzluk (dediğiniz şeyler) Allah’tan gelmektedir. Doğrusu siz, imtihana çekilen bir topluluksunuz.” dedi.
Allah'a and içerek birbirlerine şöyle dediler: “Gece, ona ve ailesine baskın yapalım, sonra da velisine, ‘Biz ailesinin yok edilişi sırasında orada değildik. İnanın ki doğru söylüyoruz' diyelim.”
Cemal Külünkoğlu
Aralarında Allah adına yemin ederek (gizlice) şöyle dediler: “Ona (Salih’e) ve yakınlarına geceleyin baskın yapıp (öldürelim), sonra da (intikamını almak isteyen) akrabalarına: ’Biz onun ve yakınlarının öldürülmesine karışmadık. (Bu konuda bize inanın, zira) biz kesinlikle doğru söyleyenleriz’ deriz.”
Mehmet Türk
Allah adına yemin ederek, birbirlerine: “Bir gece onu ve ailesini öldürelim, sonra da akrabalarına, ‘biz onun ailesinin öldürüldüğünde orada değildik, (inanın ki) doğru söylüyoruz,’ diyelim.” dediler.
İşte, haksızlıkları yüzünden çökmüş evleri! Anlayan bir kavim için elbette bunda bir ders vardır.
Cemal Külünkoğlu
İşte onların yaşadığı evler, işledikleri haksızlıklardan ötürü (şimdi) bomboş! Bu (olayda), ibret almak isteyen bir toplum için mutlaka bir ders vardır.
Mehmet Türk
İşte onların zâlimlikleri yüzünden çökmüş evleri! Anlayan bir toplum için elbette bunda bir ibret vardır.
(Öğretilerimize yürekten) inanan ve (inandıklarının gereklerini yerine getirerek) Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle hayatlarına devam eden erdemli kimseleri ise kurtardık.
Mehmet Türk
(O toplumdan) îman edip, Allah’tan hakkıyla sakınanları (helâk olmaktan) kurtardık.
Lût da kavmine şöyle demişti: “Göz göre göre hâlâ o hayâsızlığı yapacak mısınız?”
Cemal Külünkoğlu
Lût’u da (Sodom halkına resul olarak gönderdik.) Hani o, kavmine şöyle demişti: “Göz göre göre, (insanın yapısına ve yaratılışına aykırı olan) o çirkin işi mi yapıyorsunuz?”
Mehmet Türk
Lût’u da (kendi toplumuna gönderdik.) O, toplumuna: “Siz göz göre göre hâlâ bu çirkin işi yapacak mısınız?” dedi.
Toplumunun cevabı sadece, “Lût ailesini memleketinizden çıkarın; çünkü onlar, temizliği seven insanlardır” oldu.
Cemal Külünkoğlu
Bunun üzerine kavminin cevabı ancak şöyle demek olmuştu: “Lût’un ailesini (kendisiyle beraber inananları) memleketinizden çıkarın. Çünkü onlar (bizden uzak durup) temiz kalmak isteyen insanlarmış (!)”
Mehmet Türk
(Bunun üzerine) toplumunun tek cevabı: “Lût ailesini memleketinizden çıkarın, çünkü onlar, sadece temizlik taslayan kimselerdir.“ demeleri oldu.
De ki: “Hamdolsun Allah'a, selâm olsun seçkin kıldığı kullarına! Allah mı daha üstün, yoksa O'na koştukları ortaklar mı?”
Cemal Külünkoğlu
(Ey Resul!) De ki: “Allah’a hamd olsun ve seçip beğendiği kullarına da selam olsun. Allah mı daha iyidir, yoksa onların Allah’a ortak koştukları şeyler mi?”
Mehmet Türk
(Ey Muhammed!): “Hamd olsun Allah’a ve selâm olsun seçkin kıldığı kullarına. Hayırlı (olan) Allah mı, yoksa (müşriklerin Ona) ortak koştukları mı?” de.
Onlar mı daha güçlü, yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren mi? O su ile, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği güzel güzel bahçeler bitirdik. Allah'tan başka bir tanrı mı var? Doğrusu onlar sapıklıkta devam eden bir güruhtur.
Cemal Külünkoğlu
(Allah’a ortak koştukları şeyler mi daha iyidir) yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren (Allah) mı? Biz o su sayesinde, bir tek ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmeyeceği alımlı bahçeler bitirdik. Allah’ın yanı sıra başka bir ilah mı var? Hayır, (böyle bir iddiada bulunan) onlar sapıklıkta devam eden bir toplumdur!
Mehmet Türk
O gökleri ve yeryüzünü yaratan ve size gökten su indiren (Allah’a) hiç (ortak koşulur) mu? Biz o suyla, bir ağacını bile yetiştiremeyeceğiniz güzelim bahçeleri yetiştirdik. Hiç Allah’la beraber bir ilâh olur mu? Doğrusu onlar sapkın bir toplumdur.
Onlar mı daha güçlü, yoksa yeryüzünü oturmaya elverişli kılan ve aralarında nehirler akıtan, orada sabit dağlar yaratan, iki deniz arasında engel koyan mı? Allah'tan başka bir tanrı mı var? Doğrusu onların çoğu bilmiyorlar.
Cemal Külünkoğlu
(Allah’a ortak koştukları şeyler mi daha iyidir) yoksa yeryüzünü dengeli bir yaşama alanı yapan, kara parçaları üzerinde nehirler akıtan, yeryüzünde köklü dağlar yükselten ve farklı yoğunluktaki iki deniz arasına set koyan (Allah) mı? Allah ile birlikte başka bir ilâh mı var? Hayır, onların çoğu (bu gerçekleri bilmedikleri için ne söylediklerini de) bilmiyorlar!
Mehmet Türk
Yeryüzünü oturmaya elverişli kılan, aralarından nehirler akıtan, orada sâbit dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan (Allah’a,) hiç (ortak koşulur) mu? Hiç Allah’la beraber bir ilâh olur mu? Doğrusu onların çoğu bilmiyorlar.
Onlar mı daha güçlü, yoksa darda kalana kendisine yalvardığı zaman karşılık veren ve sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri kılan mı? Allah'tan başka bir tanrı mı var? Ne kadar da kıt düşünüyorsunuz!
Cemal Külünkoğlu
(Allah’a ortak koştuklarınız şeyler mi daha iyidir) yoksa sıkıntıya düşene, kendisine yalvardığı takdirde cevap vererek sıkıntısını gideren ve sizi kuşaklar halinde yeryüzüne egemen kılan (Allah) mı? Allah’ın yanı sıra başka bir ilah mı var? Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
Mehmet Türk
Duâ ettiği zaman darda kalmışın duâsını kabul edip sıkıntısını gideren, sizi yeryüzünün halîfeleri kılan (Allah’a,) hiç (ortak koşulur) mu? Hiç Allah’la beraber bir ilâh olur mu? Ne kadar da kıt düşünüyorsunuz!
Onlar mı daha güçlü, yoksa karanın ve denizin karanlıkları içinde size yolu bulduran, rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen mi? Allah'tan başka bir tanrı mı var? Allah, onların ortak koştuklarından çok yücedir, uzaktır.
Cemal Külünkoğlu
(Allah’a ortak koştuklarınız şeyler mi daha iyidir) yahut karanın ve denizin karanlıklarında size yolunuzu gösteren ve (yağmur) rahmetinin önünden rüzgârları bir müjdeci olarak gönderen (Allah) mı? Allah ile birlikte başka bir ilâh mı var? Allah, onların ortak koştuklarından yücedir.
Mehmet Türk
Karanın ve denizin karanlıklarında size yol gösteren, rahmeti (olan yağmurun) önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen (Allah’a,) hiç (ortak koşulur) mu? Hiç Allah’la beraber bir ilâh olur mu? Allah, onların ortak koştukları şeylerden çok yücedir.
“Onlar mı daha güçlü, yoksa ilk baştan yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden ve sizi hem gökten hem de yerden rızıklandıran mı? Allah'tan başka bir tanrı mı var? Eğer doğru söylüyorsanız siz kesin delilinizi getiriniz!”
Cemal Külünkoğlu
(Allah’a ortak koştukları şeyler mi daha iyidir) yoksa canlıları ilk kez yaratan ve ölüleri yeniden diriltecek olan, gökten ve yerden size besin kaynakları sağlayan (Allah) mı? Allah’ın yanı sıra başka bir ilah mı var? De ki: “Eğer doğru söylüyorsanız, delilinizi açıkça koyun ortaya!”
Mehmet Türk
Yaratılışı ilk defa başlatan, sonra da onu aralıksız devam ettiren ve size hem gökten hem yerden rızık veren (Allah’a) hiç (ortak koşulur) mu? Hiç Allah’la beraber bir ilâh olur mu? (Ey Muhammed! Böylelerine): “Eğer doğru söylüyorsanız, getirin (o zaman) delilinizi!” de.
De ki: “Gökte ve yerde olan akıllı varlıklar gaybı bilmezler. Gayb bilgisi Allah'ın tekelindedir. Akıllılar, tekrar diriltilecekleri zamanı da bilmezler.”
Cemal Külünkoğlu
(Onlara) de ki: “Göklerde ve yerde olan hiç kimse, yaratılmışların duyu ve tasavvur alanı dışında kalan gerçekleri bilemez. (Bütün bunları bilen ancak) Allah’tır. Onlar (ne zaman öleceklerini bilemedikleri gibi) öldükten sonra ne zaman diriltileceklerini de bilemezler.”
Mehmet Türk
“Göklerde ve yerdeki (ğayb olan) son derece gizli bilgileri, Allah’tan başka kimse bilemez ve onlar, ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.” de.
Açıkçası, onların âhiret hakkındaki bilgileri yetersiz kalmıştır. Dahası, bu hususta şüphe içindedirler. Bunun da ötesinde, onlar âhiretten yana cahildirler.
Cemal Külünkoğlu
Ahiret hakkında bilgi (resuller aracılığı ile) onlara peş peşe gelmiştir. Fakat onlar bu konuda şüphe içindedirler. Daha doğrusu onlar ahiretten yana kördürler.
Mehmet Türk
Fakat âhiret hakkında bilgiler onlara (peygamberler vasıtasıyla) ardı ardına gelmektedir ama onlar, bu hususta hâlâ şüphe içerisindedirler. Daha doğrusu onlar, âhiretten yana kördürler.
“Andolsun ki bu tehdit, bize ve atalarımıza daha önce de söylendi. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.”
Cemal Külünkoğlu
“Andolsun, bize ve atalarımıza bu vaad önceden de yapılmıştı. Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir.”
Mehmet Türk
(Ve devamla): “Yemin olsun biz de daha önceki atalarımız da bununla tehdit edilmiştik. Bu kesinlikle eskilerin masallarından başka bir şey değildir.” (dediler.)
De ki: “Yeryüzünde gezin de, günahkârların âkıbetinin ne olduğunu bir görün!”
Cemal Külünkoğlu
(Onlara) de ki: “Yeryüzünde (yaptıkları yüzünden helâk edilen medeniyetlerin yerle bir olmuş harabeleri) dolaşın ve suçluların sonunun nasıl olduğuna bir görün!”
Mehmet Türk
(Ey Muhammed! Onlara): “Yeryüzünde gezin de günâhkârların sonunun nasıl olduğunu bir görün!” de.
Onların yüzünden tasalanma! Kurmakta oldukları tuzaklar yüzünden canını sıkma!
Cemal Külünkoğlu
(Ey Resul!) Onlar için (inanmıyorlar ve çirkin davranışlar sergiliyorlar diye) üzme kendini! İleri sürdükleri asılsız iddialardan ötürü de canını sıkma (sen sadece üzerine düşen tebliğ görevini yap)!
Mehmet Türk
O (kâfirler) için üzülme ve onların kurdukları tuzaklardan dolayı da sıkıntıya düşme.
Gökte ve yerde göze görünmeyen hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta bulunmasın.
Cemal Külünkoğlu
Gökte ve yerde saklı-gizli hiçbir şey yoktur ki, kâinatın kayıt sicilinde, (Allah’ın) kanunlar ve ilkeler kitabında Levh-i Mahfuz’da (bilgi işlem merkezinde) yazılı olmasın.
Mehmet Türk
Gökte ve yerde, apaçık kitap (olan levh-i mahfuzda) bulunmayan, son derece gizlenmiş hiçbir sır yoktur.
Manen körleri sapıklıklarından döndürüp doğru yola iletemezsin; ancak âyetlerimize inanıp teslim olanlara duyurabilirsin.
Cemal Külünkoğlu
Sen (Hakkı görmek istemeyen) körleri de sapıklıklarından kurtarıp doğru yola iletemezsin. Sen ancak ayetlerimize inanan ve Rablerine boyun eğmiş Müslümanlara söz dinletebilirsin.
Mehmet Türk
Sen körleri de saptıkları yoldan çevirip hak yola getiremezsin. Sen (hakkı) ancak (gönülden) teslim olarak âyetlerimize îman edenlere duyurabilirsin.
O söz, tepelerine indiğinde, yerden onlar için canlı bir yaratık çıkarırız da, o onlara, insanların bizim âyetlerimize gereğince inanmadıklarını söyler.
Cemal Külünkoğlu
Ve (Kıyamet hakkında) onlara verilen söz gerçekleştiği zaman, onların karşısına yerden, kendilerine insanların mesajlarımıza gerçek bir imanla inanmadığını söyleyen bir yaratık çıkaracağız.
Mehmet Türk
O sözün başlarına geleceği (yani kıyametin kopacağı) zaman, onlara yerden insanların âyetlerimize gerçekten îman etmediklerini söyleyen canlı bir yaratık çıkarırız.
Nihayet, hesap yerine geldikleri zaman Allah şöyle buyurur: “Siz benim âyetlerimi iyice anlamadan yalan saydınız, öyle mi? Değilse, yaptığınız ne idi?”
Cemal Külünkoğlu
Nihayet hesap yerine geldiklerinde (Allah şöyle) buyurur: “(Doğru düşünce ve) bilgi yoluyla üstesinden gelemeyince tutup mesajlarımızı yalanlamaya kalktınız, öyle mi? Yoksa yaptığınız, başka neydi ki?”
Mehmet Türk
Sonunda, (Allah’ın huzuruna) geldikleri zaman (Allah onlara): “Siz, Benim âyetlerimi anlamaya çalışmadan yalanladınız öyle mi? (Öyle) değilse (bugüne yarar) ne iş yaptınız?” der.
Geceyi dinlensinler diye karanlık, gündüzü çalışsınlar diye aydınlık olarak yarattığımızı görmediler mi? Doğrusu bunda inanacak toplum için dersler vardır.
Cemal Külünkoğlu
Geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü de çalışasınız diye aydınlık olarak yarattığımızı onlar görmüyorlar mı? İşte bunda, inanan (ve inanmak isteyen) bir toplum için elbette alınacak dersler vardır.
Mehmet Türk
Dinlenmeleri için geceyi (karanlık) ve (çalışmaları için) gündüzü aydınlık kıldığımızı görmüyorlar mı? İnanan bir toplum için bunda, elbette birçok ibretler vardır.
Sûra üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri müstesna, gökte olanlar da yerde olanlar da dehşet içinde kalırlar. Hepsi Allah'a boyunları bükülmüş olarak gelirler.
Cemal Külünkoğlu
(Diriliş için) Sur’a (ikinci kez) üflendiği gün, Allah’ın dilediği (mü’min) kimseler dışında göklerde ve yerde bulunan herkes dehşete kapılır ve her biri boyun eğerek O’nun huzuruna gelir.
Mehmet Türk
Sur’a üfürüldüğü gün, göklerde ve yerde Allah’ın dilediklerinin dışındakilerin tamamı dehşete kapılır ve herkes, Onun huzuruna boyun eğerek gelir.
Dağları, yerinde cansız gibi durur görürsün. Oysa onlar bulutların geçişi gibi geçerler. Bu, her şeyi sağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Doğrusu O, yaptıklarınızdan haberdardır.
Cemal Külünkoğlu
Sen dağları görünce onların yerlerinden hiç kımıldamadığını sanırsın. Oysa onlar bulutlar gibi hareket ederler (dünya ile beraber dönerler). Bu her şeyi özenerek yaratan Allah’ın ustalığıdır. Hiç kuşkusuz O, yaptığınız her şeyden haberdardır.
Mehmet Türk
Sen, (aslında) bulutların yürüdüğü gibi yürümekte olan dağları görürsün de onları yerinde duruyor sanırsın. İşte bu, her şeyi yerli yerince yapan Allah’ın bir sanatıdır. O (Allah) sizin yaptıklarınızdan kesinlikle haberdardır.
Kötülük yapanlar, yüzüstü ateşe atılırlar. “Yaptıklarınızdan başka bir şeyle mi cezalandırılıyorsunuz?” denir.
Cemal Külünkoğlu
Kim de (Allah’ın huzuruna, ahiret yurduna) kötülükle gelirse, (onlar) yüzleri üstüne ateşe atılırlar. (Onlara:) “Yaptıklarınızdan başkasıyla mı cezalandırılacaktınız” (denir).
Mehmet Türk
Kim (de âhirete) kötülük getirirse onların yüzleri ateşte pişirilir ve onlara: “Yaptıklarınızın karşılığını görmeyeceğinizi mi (zannediyordunuz.)?” (denilir.)
91,92. De ki: “Ben, yalnızca her şeyin sahibi olan bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmak ve Kur'ân okumakla emrolundum.” Kim doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur; kim sapıtırsa, ona de ki: “Ben, sadece uyaranlardan biriyim.”
Cemal Külünkoğlu
91-92.(Ey Muhammed de ki:) “Bana sırf bu şehrin Rabbine kulluk etmem emredildi. O bu şehri dokunulmaz kıldı. Her şey O’nundur. Yine bana, Müslümanlardan olmam ve Kur’an’ı okumam emredildi.” Artık kim doğru yola girerse yalnız kendisi için girer. Kim de doğru yoldan saparsa (yine kendi aleyhine sapar). De ki: “Ben sadece uyarıcılardan biriyim.”
Mehmet Türk
91,92. (Ey Muhammed! Onlara): “Ben ancak güvenli kıldığı bu şehrin (Mekke’nin) ve her şeyin Rabbi (olan Allah’a) kulluk etmekle emrolundum ve ben Müslümanlardan olmakla ve Kur’an’ı okumakla da emrolundum.” de. Artık kim hak yola gelirse ancak kendi lehine hak yola gelir ve kim de sapıtırsa ona: “Ben sadece uyarıcılardan birisiyim” de.
91,92. De ki: “Ben, yalnızca her şeyin sahibi olan bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmak ve Kur'ân okumakla emrolundum.” Kim doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur; kim sapıtırsa, ona de ki: “Ben, sadece uyaranlardan biriyim.”
Cemal Külünkoğlu
91-92.(Ey Muhammed de ki:) “Bana sırf bu şehrin Rabbine kulluk etmem emredildi. O bu şehri dokunulmaz kıldı. Her şey O’nundur. Yine bana, Müslümanlardan olmam ve Kur’an’ı okumam emredildi.” Artık kim doğru yola girerse yalnız kendisi için girer. Kim de doğru yoldan saparsa (yine kendi aleyhine sapar). De ki: “Ben sadece uyarıcılardan biriyim.”
Mehmet Türk
91,92. (Ey Muhammed! Onlara): “Ben ancak güvenli kıldığı bu şehrin (Mekke’nin) ve her şeyin Rabbi (olan Allah’a) kulluk etmekle emrolundum ve ben Müslümanlardan olmakla ve Kur’an’ı okumakla da emrolundum.” de. Artık kim hak yola gelirse ancak kendi lehine hak yola gelir ve kim de sapıtırsa ona: “Ben sadece uyarıcılardan birisiyim” de.
De ki: “Övgü Allah'adır. O, âyetlerini size gösterecek, siz de onları tanıyacaksınız. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.”
Cemal Külünkoğlu
Ve yine de ki: “Hamd olsun Allah’a! O size ayetlerini gösterecek, siz de onları tanıyacaksınız. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir!”
Mehmet Türk
(Ve onlara): “Hamd olsun Allah’a ki O çok yakında âyetlerini size gösterecek, siz de onları görünce tanıyacaksınız.” de. Senin Rabbin, yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.