قٓۚ وَٱلۡقُرۡءَانِ ٱلۡمَجِيدِ
Kâf. Şerefli Kur'ân'a andolsun.
Kâf. Şanlı ve şerefli Kur’an’a andolsun ki, (sen bir uyarıcısın).
Kâf Şu şerefli Kur’an’a yemin olsun ki;
The Letter "Qaf" · Mekkî · 45 âyet · Nüzul sırası 34
The Surah derives its name from the initial letter Qaf, thereby implying that it is the Surah which opens with the alphabetic letter Qaf.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
قٓۚ وَٱلۡقُرۡءَانِ ٱلۡمَجِيدِ
Kâf. Şerefli Kur'ân'a andolsun.
Kâf. Şanlı ve şerefli Kur’an’a andolsun ki, (sen bir uyarıcısın).
Kâf Şu şerefli Kur’an’a yemin olsun ki;
بَلۡ عَجِبُوٓاْ أَن جَآءَهُم مُّنذِرࣱ مِّنۡهُمۡ فَقَالَ ٱلۡكَٰفِرُونَ هَٰذَا شَيۡءٌ عَجِيبٌ
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da, kâfirler şöyle dediler: “Bu şaşılacak bir şeydir.”
Fakat inkârcılar, içlerinden birinin uyarıcı olarak gelmesine şaştılar ve “Bu gerçekten hayret edilecek bir şeydir” dediler.
2,3. Fakat o kâfirler, kendi aralarından bir uyarıcının gelmesini yadırgadılar da: “Bu, gerçekten yadırganacak bir şey. Yani biz öleceğiz, toprak olacağız (sonra da dirileceğiz) ha! Bu, gerçekleşme ihtimâli olmayan bir dönüştür.” dediler.
أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰ اۖ ذَٰلِكَ رَجۡعُۢ بَعِيدࣱ
“Biz, ölüp toprak olduktan sonra mı dirileceğiz? Bu, akla uzak bir dönüştür.”
“Öldüğümüz ve toprak olduğumuz vakit mi (tekrar dirilecekmişiz)? Bu, (ihtimalden) uzak bir geri dönüştür.”
2,3. Fakat o kâfirler, kendi aralarından bir uyarıcının gelmesini yadırgadılar da: “Bu, gerçekten yadırganacak bir şey. Yani biz öleceğiz, toprak olacağız (sonra da dirileceğiz) ha! Bu, gerçekleşme ihtimâli olmayan bir dönüştür.” dediler.
قَدۡ عَلِمۡنَا مَا تَنقُصُ ٱلۡأَرۡضُ مِنۡهُمۡۖ وَعِندَنَا كِتَٰبٌ حَفِيظُۢ
Şüphesiz biz, toprağın onlardan neyi eksilttiğini biliriz. Katımızda her şeyi saklayan bir kitap vardır.
Şüphesiz biz, toprağın onlardan neleri eksilttiğini bilmekteyiz. Bizim katımızda, (istisnasız her şeyin ve bütün verilerin) kayıtlı bulunduğu ve (silinmekten, kaybolmaktan) korunan bir kitap vardır.
Biz toprağın onlardan neleri eksilttiğini kesinlikle biliriz ve Bizim yanımızda o bilgileri koruyan bir de kitap, vardır.
بَلۡ كَذَّبُواْ بِٱلۡحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمۡ فَهُمۡ فِيٓ أَمۡرࣲ مَّرِيجٍ
Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.
Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.
Buna rağmen onlar, gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar, karmakarışık bir sarsıntı içerisindedirler.
أَفَلَمۡ يَنظُرُوٓاْ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَوۡقَهُمۡ كَيۡفَ بَنَيۡنَٰهَا وَزَيَّنَّٰهَا وَمَا لَهَا مِن فُرُوجࣲ
Üstlerindeki göğü nasıl bina ettiğimize, onu nasıl süslediğimize ve onda hiçbir çatlağın olmadığına bakmazlar mı?
(İnkârcılar,) üzerlerindeki gökyüzüne bakmazlar mı? Onu nasıl kurduk, nasıl donattık! Onda hiçbir düzensizlik ve eksiklik yoktur.
Bizim üzerlerindeki göğü, kusursuz bir şekilde nasıl bina ettiğimize ve onu, nasıl süslediğimize hiç bakmıyorlar mı?
وَٱلۡأَرۡضَ مَدَدۡنَٰهَا وَأَلۡقَيۡنَا فِيهَا رَوَٰسِيَ وَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوۡجِۭ بَهِيجࣲ
Yine, yeryüzünü nasıl döşediğimize, oraya sabit dağlar yerleştirdiğimize ve orada her çeşit bitkileri bitirdiğimize bakmazlar mı?
Yeryüzünü de genişletip yaydık, ona sağlam dağlar yerleştirdik. Orada görünüşü güzel her çeşit bitkiden çiftler yetiştirdik.
(Ve onlar, bir de) yeryüzünü (nasıl) döşediğimize, ona sâbit dağlar koyduğumuza ve orada her güzel bitkiden çifter çifter yetiştirdiğimize (hiç bakmıyorlar mı?)
تَبۡصِرَةࣰ وَذِكۡرَىٰ لِكُلِّ عَبۡدࣲ مُّنِيبࣲ
Bunları, yönelen her kul için bir aydınlatma ve öğüt yaptık.
Bütün bunlar, Allah’a yönelen her kulun, gönül gözünü açmak ve ona ibret vermek içindir.
(İşte bütün bunları, Bize) gönülden yönelen her kul için, bir mûcize olarak Biz, yarattık.
وَنَزَّلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ مُّبَٰرَكࣰ ا فَأَنۢبَتۡنَا بِهِۦ جَنَّٰتࣲ وَحَبَّ ٱلۡحَصِيدِ
Gökten bereketli bir su indirip, onunla bahçeler ve biçilecek ekinler bitirdik.
9-10-11. Biz gökyüzünden bereketli su (yağmur) indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek ekinler, taneler, tomurcukları birbiri üzerine dizilmiş uzun boylu hurma ağaçları bitirdik (yetiştirdik). Ve böylece onunla ölü bir memlekete hayat verdik. İşte (onların dirilip menzillerinden) çıkışı da böyle olacaktır.
9,10,11. Biz, gökten kendisiyle (Allah’ın) kullarına rızık olmak üzere bahçeler, biçilecek taneli (ekinler,) salkım salkım meyve yüklü tomurcukları olan uzun hurma ağaçları yetiştirdiğimiz, bereketli bir su indirdik. Ve o su ile de ölü olan yeryüzünü dirilttik. İşte (ölümden sonraki) dirilip çıkış da aynen böyledir.
وَٱلنَّخۡلَ بَاسِقَٰتࣲ لَّهَا طَلۡعࣱ نَّضِيدࣱ
10,11. Yarattıklarımıza rızık olarak salkımları birbirine geçmiş yüksek hurma ağaçlarını da onlar için yarattık. O su ile ölü toprağa can verdik. Kabirden çıkış da işte böyledir.
9-10-11. Biz gökyüzünden bereketli su (yağmur) indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek ekinler, taneler, tomurcukları birbiri üzerine dizilmiş uzun boylu hurma ağaçları bitirdik (yetiştirdik). Ve böylece onunla ölü bir memlekete hayat verdik. İşte (onların dirilip menzillerinden) çıkışı da böyle olacaktır.
9,10,11. Biz, gökten kendisiyle (Allah’ın) kullarına rızık olmak üzere bahçeler, biçilecek taneli (ekinler,) salkım salkım meyve yüklü tomurcukları olan uzun hurma ağaçları yetiştirdiğimiz, bereketli bir su indirdik. Ve o su ile de ölü olan yeryüzünü dirilttik. İşte (ölümden sonraki) dirilip çıkış da aynen böyledir.
رِّزۡقࣰ ا لِّلۡعِبَادِۖ وَأَحۡيَيۡنَا بِهِۦ بَلۡدَةࣰ مَّيۡتࣰ اۚ كَذَٰلِكَ ٱلۡخُرُوجُ
10,11. Yarattıklarımıza rızık olarak salkımları birbirine geçmiş yüksek hurma ağaçlarını da onlar için yarattık. O su ile ölü toprağa can verdik. Kabirden çıkış da işte böyledir.
9-10-11. Biz gökyüzünden bereketli su (yağmur) indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek ekinler, taneler, tomurcukları birbiri üzerine dizilmiş uzun boylu hurma ağaçları bitirdik (yetiştirdik). Ve böylece onunla ölü bir memlekete hayat verdik. İşte (onların dirilip menzillerinden) çıkışı da böyle olacaktır.
9,10,11. Biz, gökten kendisiyle (Allah’ın) kullarına rızık olmak üzere bahçeler, biçilecek taneli (ekinler,) salkım salkım meyve yüklü tomurcukları olan uzun hurma ağaçları yetiştirdiğimiz, bereketli bir su indirdik. Ve o su ile de ölü olan yeryüzünü dirilttik. İşte (ölümden sonraki) dirilip çıkış da aynen böyledir.
كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحࣲ وَأَصۡحَٰبُ ٱلرَّسِّ وَثَمُودُ
12,13,14. Onlardan önce Nûh kavmi, Ress halkı ve Semûd da yalanlamıştı. ‘Âd ve Firavun ile Lût'un kardeşleri de yalanladılar. Eyke halkı ve Tübba‘ kavmi de. Hepsi peygamberleri yalanladılar da, onları uyardığım şey başlarına geldi.
12-13.Onlardan önce de Nuh’un kavmi, (Şuayb’ın kavmi) Ress’liler, (Salih’in kavmi) Semûd, Âd ve Firavun (kavmi) ile Lût’un yakınları da (resulleri) yalanlamıştı.
12,13,14. Onlardan önce Nûh toplumu, Ress, Semud, Âd ve Firavun halkı, Lût’un kardeşleri, Eyke’liler ve Tübba’ toplumu da yalanladılar. Hattâ bunların tamamı (kendilerine gönderilen) Peygamberleri de yalanladılar ve (sonunda) Benim cezâmı hak ettiler.
وَعَادࣱ وَفِرۡعَوۡنُ وَإِخۡوَٰنُ لُوطࣲ
12,13,14. Onlardan önce Nûh kavmi, Ress halkı ve Semûd da yalanlamıştı. ‘Âd ve Firavun ile Lût'un kardeşleri de yalanladılar. Eyke halkı ve Tübba‘ kavmi de. Hepsi peygamberleri yalanladılar da, onları uyardığım şey başlarına geldi.
12-13.Onlardan önce de Nuh’un kavmi, (Şuayb’ın kavmi) Ress’liler, (Salih’in kavmi) Semûd, Âd ve Firavun (kavmi) ile Lût’un yakınları da (resulleri) yalanlamıştı.
12,13,14. Onlardan önce Nûh toplumu, Ress, Semud, Âd ve Firavun halkı, Lût’un kardeşleri, Eyke’liler ve Tübba’ toplumu da yalanladılar. Hattâ bunların tamamı (kendilerine gönderilen) Peygamberleri de yalanladılar ve (sonunda) Benim cezâmı hak ettiler.
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡأَيۡكَةِ وَقَوۡمُ تُبَّعࣲۚ كُلࣱّ كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ وَعِيدِ
12,13,14. Onlardan önce Nûh kavmi, Ress halkı ve Semûd da yalanlamıştı. ‘Âd ve Firavun ile Lût'un kardeşleri de yalanladılar. Eyke halkı ve Tübba‘ kavmi de. Hepsi peygamberleri yalanladılar da, onları uyardığım şey başlarına geldi.
(Şuayb’ın gönderildiği, Medyen’in yemyeşil vadilerinin sakinleri olan) Eyke halkı ve (Himyer meliki olan) Tubba’ın kavmi de… Onların hepsi resulleri yalanladılar. Ve bunun üzerine (onları) uyardığım şey başlarına geldi (ve hepsi helak oldu).
12,13,14. Onlardan önce Nûh toplumu, Ress, Semud, Âd ve Firavun halkı, Lût’un kardeşleri, Eyke’liler ve Tübba’ toplumu da yalanladılar. Hattâ bunların tamamı (kendilerine gönderilen) Peygamberleri de yalanladılar ve (sonunda) Benim cezâmı hak ettiler.
أَفَعَيِينَا بِٱلۡخَلۡقِ ٱلۡأَوَّلِۚ بَلۡ هُمۡ فِي لَبۡسࣲ مِّنۡ خَلۡقࣲ جَدِيدࣲ
İlk yaratmada âcizlik mi gösterdik? Hayır; onlar, yeni bir yaratma hususunda şüphe içindedirler.
Biz ilk yaratmada acze düşüp yorulduk mu ki (yeniden yaratmayı gerçekleştirmeyelim)? Doğrusu onlar, yeniden yaratılış konusunda şüphe içindedirler.
Yoksa onlar, Bizim ilk yaratılışta gücümüzün tükendiğini mi (zannediyorlar)? zellikle onlar, yeniden yaratılış hakkında içerisinden çıkamadıkları bir düşünce karmaşasına giriyorlar.
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ وَنَعۡلَمُ مَا تُوَسۡوِسُ بِهِۦ نَفۡسُهُۥۖ وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنۡ حَبۡلِ ٱلۡوَرِيدِ
Andolsun insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.
Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin (iç benliğinin) ona ne fısıldadığını yine biz biliriz, çünkü biz ona şah damarından daha yakınız.
Gerçekten insanı Biz yarattık ve onun gönlünden ne geçirdiğini de Biz biliriz. Çünkü Biz ona şahdamarından daha yakınız.
إِذۡ يَتَلَقَّى ٱلۡمُتَلَقِّيَانِ عَنِ ٱلۡيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ قَعِيدࣱ
İki melek onun sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadır.
Onun sağında ve solunda yerleştirilmiş, her davranışı yakalayıp tespit eden iki kayıtçı vardır.
(Bir de) onun sağında ve solunda oturan (yaptıklarını yazmakla görevli) iki melek vardır.
مَّا يَلۡفِظُ مِن قَوۡلٍ إِلَّا لَدَيۡهِ رَقِيبٌ عَتِيدࣱ
İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen, yazmaya hazır bir melek bulunmasın.
İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında (yaptıklarını) gözetleyen bir kaydedici hazır bulunmasın!
İnsanın yanında ağzından çıkan her şeyi (yazan) hazır bir gözetleyici, vardır.
وَجَآءَتۡ سَكۡرَةُ ٱلۡمَوۡتِ بِٱلۡحَقِّۖ ذَٰلِكَ مَا كُنتَ مِنۡهُ تَحِيدُ
Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelecek, “İşte ey insan! Bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir” denecek.
(Bir gün) ölüm sarhoşluğu bir hakikat olarak insana gelir de ona: “İşte bu, senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir” (denir).
Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelince, (insana): “İşte bu, senin kendisinden hep kaçıp durduğun şeydir!” denilir.
وَنُفِخَ فِي ٱلصُّورِۚ ذَٰلِكَ يَوۡمُ ٱلۡوَعِيدِ
Sûr'a üfürülür, işte bu, geleceği vaad edilen gündür.
(Öldükten sonra tekrar diriliş için) Sur’a (ikinci kez) üfürülür. İşte bu, tehdidin gerçekleşeceği gündür!
Sonra sura üfürülür. İşte bu da geleceği vâdedilen (kıyamet) günüdür.
وَجَآءَتۡ كُلُّ نَفۡسࣲ مَّعَهَا سَآئِقࣱ وَشَهِيدࣱ
Herkes, yanında bir götüren ve tanıkla gelecek.
(O gün Rabbin huzuruna) herkes beraberinde bir muhafız ve bir de tanık (yaptıklarının kayıtlı bulunduğu Sabit Disk) ile gelir.
(O gün) her insan yanında kendisini sevk eden bir (melek) ve bir de şâhit ile gelir.
لَّقَدۡ كُنتَ فِي غَفۡلَةࣲ مِّنۡ هَٰذَا فَكَشَفۡنَا عَنكَ غِطَآءَكَ فَبَصَرُكَ ٱلۡيَوۡمَ حَدِيدࣱ
“Andolsun, sen bunu görmezden gelmiştin. Derhal senin perdeni kaldıracağız. Bugün senin gözün çok keskindir” denecektir.
(Ona) “Andolsun ki sen bu hesap gününü umursamıyordun. Şimdi gaflet perdeni açtık; artık bugün gözün pek keskindir” (denir).
(O gün her bir kâfire): “Sen bu günü hiç umursamıyordun. İşte Biz de senin (gözündeki) perdeyi kaldırdık. Artık bugün görüşün, oldukça keskindir.” denilir.
وَقَالَ قَرِينُهُۥ هَٰذَا مَا لَدَيَّ عَتِيدٌ
23,24,25,26. Arkadaşı şöyle der: “İşte yanımdaki hazır.” Siz iki melek! “Tüm nankörleri, inatçıları cehenneme atın! Her türlü hayra bütün gücüyle engel olanı, saldırgan şüphecileri de atın. Allah ile beraber başka tanrı kabul edenleri, haydi, böylelerini şiddetli azaba atın.”
Beraberindeki muhafız şöyle der: “İşte, onun defteri (Sabit Diski)! Her ne yapmışsa, burada kayıtlıdır!”
Yanındaki (melek) ona: “İşte şu yanımdaki de (yaptıklarınla ilgili) hazır (bilgiler)” der.
أَلۡقِيَا فِي جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيدࣲ
23,24,25,26. Arkadaşı şöyle der: “İşte yanımdaki hazır.” Siz iki melek! “Tüm nankörleri, inatçıları cehenneme atın! Her türlü hayra bütün gücüyle engel olanı, saldırgan şüphecileri de atın. Allah ile beraber başka tanrı kabul edenleri, haydi, böylelerini şiddetli azaba atın.”
(Yaptıklarına bakılıp karar verildikten sonra Allah:) “Atın, cehenneme bütün inatçı hakikat düşmanlarını!
24,25. (Allah iki meleğe): “Haydi bütün inatçı, hayra engel olan, saldırgan ve şüpheci kâfirleri, atın cehenneme.” der.
مَّنَّاعࣲ لِّلۡخَيۡرِ مُعۡتَدࣲ مُّرِيبٍ
23,24,25,26. Arkadaşı şöyle der: “İşte yanımdaki hazır.” Siz iki melek! “Tüm nankörleri, inatçıları cehenneme atın! Her türlü hayra bütün gücüyle engel olanı, saldırgan şüphecileri de atın. Allah ile beraber başka tanrı kabul edenleri, haydi, böylelerini şiddetli azaba atın.”
Hayra engel olanları, günahkâr saldırganları (ve insanlar arasında) güvensizlik ve şüphe yayanları atın cehenneme!
24,25. (Allah iki meleğe): “Haydi bütün inatçı, hayra engel olan, saldırgan ve şüpheci kâfirleri, atın cehenneme.” der.
ٱلَّذِي جَعَلَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَأَلۡقِيَاهُ فِي ٱلۡعَذَابِ ٱلشَّدِيدِ
23,24,25,26. Arkadaşı şöyle der: “İşte yanımdaki hazır.” Siz iki melek! “Tüm nankörleri, inatçıları cehenneme atın! Her türlü hayra bütün gücüyle engel olanı, saldırgan şüphecileri de atın. Allah ile beraber başka tanrı kabul edenleri, haydi, böylelerini şiddetli azaba atın.”
Allah ile beraber, başka ilahlar edinen (onların emir ve direktiflerine göre hayatını tanzim eden) o kimseyi atın şiddetli azabın içine!” buyurur.
(Ve) “Şu, Allah’la beraber başka ilâhlar edineni, en şiddetli azabın içine atın.” der.
۞قَالَ قَرِينُهُۥ رَبَّنَا مَآ أَطۡغَيۡتُهُۥ وَلَٰكِن كَانَ فِي ضَلَٰلِۭ بَعِيدࣲ
Arkadaşı diyecek ki: “Rabbimiz, onu ben azdırmadım. Onun kendisi, dönüşü olmayan bir sapıklık içindeydi.”
(Dünyada iken yanından ayrılmayan) şeytanı, “Rabbimiz! Onu ben azdırıp yoldan çıkarmadım. Bilakis kendisi, hakkın pek uzağında geri dönülmez bir sapıklık içindeydi” der.
Onun arkadaşı olan (şeytan) da: “Ey Rabbimiz! Ben onu azdırmadım. Zâten o, derin bir sapkınlık içerisindeydi.” der.
قَالَ لَا تَخۡتَصِمُواْ لَدَيَّ وَقَدۡ قَدَّمۡتُ إِلَيۡكُم بِٱلۡوَعِيدِ
28,29. Allah, “Huzurumda tartışmayın. Ben önceden sizi uyarmıştım. Katımda söz değiştirilmez. Ben kullarıma asla haksızlık etmem” diyecek.
(Allah şöyle buyurur:) “Benim huzurumda çekişip durmayın. Ben size daha önce (elçiler aracılığıyla azabıma dair) kesin bir uyarı göndermiştim!”
28,29. (Allah onlara): “Benim huzurumda çekişip durmayın. Ben size daha önce uyarı göndermiştim. Benim katımda verilen söz, kesinlikle değiştirilmez ve Ben kullara asla zulmetmem.” der.
مَا يُبَدَّلُ ٱلۡقَوۡلُ لَدَيَّ وَمَآ أَنَا۠ بِظَلَّٰمࣲ لِّلۡعَبِيدِ
28,29. Allah, “Huzurumda tartışmayın. Ben önceden sizi uyarmıştım. Katımda söz değiştirilmez. Ben kullarıma asla haksızlık etmem” diyecek.
“Benim tarafımdan verilen söz asla değiştirilmez ve (şunu da iyi bilin ki; Ben kullarıma asla zulmetmem.”
28,29. (Allah onlara): “Benim huzurumda çekişip durmayın. Ben size daha önce uyarı göndermiştim. Benim katımda verilen söz, kesinlikle değiştirilmez ve Ben kullara asla zulmetmem.” der.
يَوۡمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ ٱمۡتَلَأۡتِ وَتَقُولُ هَلۡ مِن مَّزِيدࣲ
O gün, cehenneme “Doldun mu?” deriz. O da, “Daha var mı?” der.
O gün cehenneme: “Doldun mu?” diye sorarız. O da: “daha var mı?” diye cevap verir.
İşte Biz cehenneme o gün: “Doldun mu?” deriz, o da: “Daha fazlası var mı?” der.
وَأُزۡلِفَتِ ٱلۡجَنَّةُ لِلۡمُتَّقِينَ غَيۡرَ بَعِيدٍ
Cennet de, takvâ sahiplerine uzak olmayarak iyice yaklaştırılacaktır.
O gün cennet de Allah’ın emir ve direktiflerine göre hayatlarını tanzim edenlerin görüş sahasına getirilir ve zaten (onlara) uzak da değildir.
Allah’a karşı hata etmekten sakınanlar için, zâten uzakta olmayan cennet, (o gün onlara daha da) yaklaştırılır.
هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ أَوَّابٍ حَفِيظࣲ
Size, hatasından dönen ve verdiği sözü tutan herkese, vaad edilen budur.
32-33.(Onlara şöyle denir:) İşte size (dünyada iken) vaad edilen budur. Daima tevbe ile Allah’a dönen, O’nun buyruklarını koruyan, insan kavrayışının dışında olduğu halde Rahman’ın ürpertisini hisseden ve (O’na) yönelmiş bir kalp ile gelen (herkese bu mükâfat vardır).
İşte bu, içinizden Allah’a gönülden yönelen ve Onun emirlerine riâyet edenlere vâdedilen (cennettir).
مَّنۡ خَشِيَ ٱلرَّحۡمَٰنَ بِٱلۡغَيۡبِ وَجَآءَ بِقَلۡبࣲ مُّنِيبٍ
Görmediği halde Rahmân'a saygı duyan ve yönelmiş bir kalple gelen herkese mahsustur.
32-33.(Onlara şöyle denir:) İşte size (dünyada iken) vaad edilen budur. Daima tevbe ile Allah’a dönen, O’nun buyruklarını koruyan, insan kavrayışının dışında olduğu halde Rahman’ın ürpertisini hisseden ve (O’na) yönelmiş bir kalp ile gelen (herkese bu mükâfat vardır).
33,34. Görmediği halde Rahman (olan Allah)’a saygılarından dolayı tir tir titreyenlere ve sadece Ona yönelen bir kalple (huzuruna) gelenlere ise: “Oraya kendinizden emin bir şekilde esenlikle girin. İşte bu ebedî yaşamanın başladığı gündür.” denilir.
ٱدۡخُلُوهَا بِسَلَٰمࣲۖ ذَٰلِكَ يَوۡمُ ٱلۡخُلُودِ
Oraya esenlikle giriniz. İşte bu, süreli yaşamın başladığı gündür.
Buraya (cennete) huzur içinde girin. Bu, ebedi hayatın başladığı gündür!
33,34. Görmediği halde Rahman (olan Allah)’a saygılarından dolayı tir tir titreyenlere ve sadece Ona yönelen bir kalple (huzuruna) gelenlere ise: “Oraya kendinizden emin bir şekilde esenlikle girin. İşte bu ebedî yaşamanın başladığı gündür.” denilir.
لَهُم مَّا يَشَآءُونَ فِيهَا وَلَدَيۡنَا مَزِيدࣱ
Diledikleri her şey orada vardır. Katımızda dahası da vardır.
Orada kendileri için diledikleri her şey vardır. (Biliniz ki) yanımızda daha fazlası da vardır.
Orada onlar için diledikleri her şey ve katımızdan daha fazlası da vardır.
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّن قَرۡنٍ هُمۡ أَشَدُّ مِنۡهُم بَطۡشࣰ ا فَنَقَّبُواْ فِي ٱلۡبِلَٰدِ هَلۡ مِن مَّحِيصٍ
Biz onlardan önce, kendilerinden daha güçlü olan, diyar diyar dolaşan nice nesilleri helâk ettik. Kurtuluş var mı?
Biz onlardan önce, kendilerinden daha kuvvetli nice nesilleri (yaptıkları yüzünden) helâk ettik de (ölmemek için) bölge bölge dolaşıp kaçacak delik aradılar. Ama kaçacak bir yer mi var?
“(Ey Muhammed!) Biz onlardan önce kendilerinden kuvvet bakımından daha üstün nice nesilleri helâk ettik. Ve onlar şehirlerde kaçacak delik aradılar. (Bu helâkten) hiç kurtuluş var mı?”
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَذِكۡرَىٰ لِمَن كَانَ لَهُۥ قَلۡبٌ أَوۡ أَلۡقَى ٱلسَّمۡعَ وَهُوَ شَهِيدࣱ
Şüphesiz ki bunda, aklı olan veya hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.
Şüphesiz bunda kalpleri açık olan veya zihnini derleyip toplayarak can kulağıyla dinleyen kimseler için ibretlik bir uyarı vardır.
Şüphesiz bu (Kitap)’ta, vicdanı olan ya da uyanık bir zihinle kulak veren kimse için gerçekten öğüt alınacak bir ders (zikir) vardır.
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامࣲ وَمَا مَسَّنَا مِن لُّغُوبࣲ
Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde/evrede/dönemde yarattık, bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.
Andolsun ki (Biz), gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı evrede yarattık. Bize (bu yaratma işinden dolayı) bir yorgunluk da dokunmadı.
Yemin olsun Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları, Bize bir yorgunluk dokunmadan altı zaman diliminde yarattık.
فَٱصۡبِرۡ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ قَبۡلَ طُلُوعِ ٱلشَّمۡسِ وَقَبۡلَ ٱلۡغُرُوبِ
Onların dediklerine sabret! Güneşin doğumundan önce ve batışından önce Rabbini hamd ile teşbih et/namaz kıl!
O halde (Ey Muhammed!) Onların söyleyeceği her şeye karşı sabırlı ol ve güneşin doğuşundan önce de (sabah namazında) batışından önce de (öğlen ve ikindi namazında) Rabbinin sınırsız ihtişamını yücelt ve O’nu (namaz ikame ederek) övgüyle an!
(Ey Muhammed!) Sen onların söylediklerine karşı sabırlı ol. Güneşin doğuşundan önce ve batışından önce Rabbini hamd ile (sürekli olarak) an.
وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَسَبِّحۡهُ وَأَدۡبَٰرَ ٱلسُّجُودِ
Gecenin bir kısmında ve secdelerin ardından da O'nu an!
Gecenin bir kısmında ve secdelerden sonra da O’nu tesbih et.
Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından, Onu hamd ile (sürekli olarak) an.
وَٱسۡتَمِعۡ يَوۡمَ يُنَادِ ٱلۡمُنَادِ مِن مَّكَانࣲ قَرِيبࣲ
Seslenenin yakın bir yerden sesleneceği güne kulak ver!
(Ey Muhammed!) Bir çağrıcının (meleğin) çok yakın bir yerden herkesin duyacağı şekilde çağıracağı o günle ilgili şu uyarıya kulak ver:
(Ey insanoğlu!) Çağırıcı (İsrafil’in) yakın bir yerden çağırıda bulunacağı güne kulak ver.
يَوۡمَ يَسۡمَعُونَ ٱلصَّيۡحَةَ بِٱلۡحَقِّۚ ذَٰلِكَ يَوۡمُ ٱلۡخُرُوجِ
O gün insanlar bu sesi gerçekten işiteceklerdir. İşte bu, çıkış günüdür.
O gün insanlar diriliş gerçeği ile ilgili o müthiş sesi işiteceklerdir. İşte bu, bir (başka hayata) çıkış günüdür
O gün (herkes) bu sesi gerçekten işitecektir. İşte bu (gün, kabirlerden) çıkış günüdür.
إِنَّا نَحۡنُ نُحۡيِۦ وَنُمِيتُ وَإِلَيۡنَا ٱلۡمَصِيرُ
Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Dönüş ancak bizedir.
Gerçek şu ki, hayatı veren de ölümü getiren de Biziz. Sonunda dönüş de yalnız Bize olacaktır.
Şüphesiz yaşatan da öldüren de kesinlikle Biziz. Ve dönüş de ancak Bize’dir.
يَوۡمَ تَشَقَّقُ ٱلۡأَرۡضُ عَنۡهُمۡ سِرَاعࣰ اۚ ذَٰلِكَ حَشۡرٌ عَلَيۡنَا يَسِيرࣱ
O gün yer, onlardan dolayı yarılır da onlar hızla oradan çıkarlar. İşte bu, bize kolay gelen bir toplanmadır.
O gün, yer yarılır ve onun içinden çıkan insanlar süratle (mahşer meydanına doğru) koşarlar. İşte (böyle) insanları (diriltip) bir arada toplamak Bizim için pek kolay olacaktır.
O gün yer yarılır, insanlar (kabirlerinden) çabucak çıkarlar. İşte bu, Bize göre çok kolay olan toplanma günüdür.
نَّحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَا يَقُولُونَۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيۡهِم بِجَبَّارࣲۖ فَذَكِّرۡ بِٱلۡقُرۡءَانِ مَن يَخَافُ وَعِيدِ
O halde onların ne dediklerini en iyi biz biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin. Sen, benim tehdidimden korkanlara Kur'ân ile öğüt ver!
Biz onların, (inkârcıların diriliş konusunda) ne söylediklerini iyi biliriz. Sen onları hiçbir şekilde (inanmaya) zorlayamazsın. Ama sen yine de benim kesin tehdidimden korkanlara Kur’an ile öğüt ver.
(Ey Muhammed!) Biz onların ne dediklerini çok iyi biliyoruz. Sen onların üzerinde bir zorlayıcı da değilsin. Öyleyse Benim tehdidimden korkanlara, Kur’ân ile nasîhat et.