The Surah derives its name from the mention of the word al-hashr in verse thereby implying that it is the Surah in which the word al-hashr has occurred.
Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ı anmaktadır. O, mülkünde galiptir; hikmet sahibidir.
Cemal Külünkoğlu
Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ı tesbih eder (O’nun istediği şekilde vazifelerini icra ederek hayatlarına devam ederler). O, dilediğini yapma kudretine sahiptir, her işinde ve her hükmünde bir hikmet vardır.
Mehmet Türk
Göklerde ve yerde olan her şey, Allah’ı tesbih etmektedir. Zîrâ O çok güçlüdür, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
Kitap ehlinden inkâr edenleri, ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah, onlara beklemedikleri yerden geliverdi. Allah, yüreklerine korku saldı. Evlerini hem kendi elleriyle, hem de müminlerin elleriyle harap ediyorlardı. Ey ileriyi görenler, bu olayı değerlendiriniz.
Cemal Külünkoğlu
Ehl-i Kitap’tan (peygambere suikast tertipleyip) küfre sapanları, (savaş için) ilk toplanmalarında yurtlarından çıkaran O’dur. Siz, çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin kendilerini (Allah’ın azabından) koruyacağını sanmışlardı. Fakat Allah onları ummadıkları bir yerden vurdu ve kalplerine korku düşürdü. Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle hem de mü’minlerin elleriyle yıkıp yok etti. Artık bundan ders alın, ey derin kavrayış sahipleri!
Mehmet Türk
Kendilerine kitap verilenlerin, kâfir olanlarını ilk sürgünde yurtlarından çıkaran, O (Allah)’tır. Siz, onların çıkacaklarını zannetmediğiniz gibi onlar da kalelerinin kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. Fakat sonunda Allah onlara, yüreklerine korku salmak sûretiyle beklemedikleri şekilde geliverdi de onlar, kendi evlerini hem kendi elleriyle hem de Müslümanların elleriyle yok ettiler. Ey görebilecek gözü olanlar! (Bundan) ibret alın.
Eğer Allah onlara sürgünü yazmamış olsaydı, elbette onları dünyada başka şekilde cezalandıracaktı. Âhirette de onlar için cehennem azabı vardır.
Cemal Külünkoğlu
Eğer Allah, (yaptıkları yüzünden) onların sürgüne gitmelerine hükmetmemiş olsaydı, elbette onları dünyada (başka şekilde) cezalandıracaktı. Ahirette ise onlar için cehennem azabı vardır.
Mehmet Türk
Eğer Allah, onlara sürgünü takdir etmemiş olsaydı, onları dünyada (yine de) cezâlandırırdı. Âhirette ise onlar için (ayrıca) cehennem azabı vardır.
Bu, onların Allah'a ve Peygamberine karşı gelmelerinden dolayıdır. Kim Allah'a karşı gelirse, bilsin ki, Allah'ın cezalandırması çetindir.
Cemal Külünkoğlu
Bütün bunlar, onların Allah’a ve Resulü’ne karşı gelmeleri sebebiyledir. Kim Allah’a karşı gelirse bilsin ki, Allah’ın azabı şiddetlidir.
Mehmet Türk
Bu, onların Allah’a ve Peygamberine karşı isyan etmelerinden dolayıdır. Kim, Allah’a karşı isyan ederse, şunu iyi bilsin ki Allah’ın cezâsı, çok şiddetlidir.
Herhangi bir hurma ağacını kesmeniz, yahut onu kökleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyle ve yoldan çıkanları rüsvâ etmek için olmuştur.
Cemal Külünkoğlu
(O ihanet eden Yahudilerin kendilerine siper edindikleri) hurma ağaçlarından her ne kesmiş veya kökü üzere bırakmış iseniz, hepsi de Allah’ın izniyle olmuştur. Ve (bu izin) yoldan çıkmışları rezil etmek içindir.
Mehmet Türk
(Ey îman edenler! Savaş sırasında) yaş hurma ağaçlarını kesmeniz de kökleri üzerinde bırakmanız da Allah’ın izniyledir ve bu, o fasıkları (Allah’ın) rezil etmesi içindir.
Allah'ın onların mallarından Peygamberine verdiği ganimetlere gelince; siz bu malları elde etmek için ne at koşturdunuz, ne de deve. Fakat Allah peygamberlerini dilediği kimselere galip kılar. Allah'ın gücü her şeye yeter.
Cemal Külünkoğlu
(Nadiroğullarının) mallarından savaşılmaksızın resulüne kolayca kazandırdığı ganimetler için siz, at ya da deve koşturmuş değilsiniz. Fakat Allah, Resullerini (Hakka karşı direnen azgın ve isyankâr toplumlardan) dilediği kimselerin üzerine salıp onlara üstün kılar. Çünkü Allah’ın her şeye hakkıyla gücü yeter.
Mehmet Türk
Allah’ın onların mallarından Peygamberine verdiği “fey’e” gelince; siz onu elde etmek için at da sürmediniz, deve de. Ama Allah, Peygamberlerini dilediği kimselere karşı (böyle) üstün kılar. Çünkü Allah’ın gücü, her şeye yeter.
Allah'ın fethedilen ülkeler halkından peygamberine verdiği ganimetler, Allah, Peygamber, yakınları, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Bu taksim, malların içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmaması içindir. Peygamber size ne verdiyse onu alınız, size ne yasakladıysa ondan da sakınınız. Allah'a saygılı olunuz, çünkü Allah'ın azabı çetindir.
Cemal Külünkoğlu
Allah’ın, (idaresi Müslümanların eline geçen) memleketlerin ahalisinden savaşılmaksızın resulüne kazandırdığı mallar, Allah’a, resulüne, (ölen mü’minlerin) yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Bunu böyle yaptık ki, servet (sırf) sizden zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) hâline gelmesin. Resul size neyi verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.
Mehmet Türk
Allah’ın (fethedilen) şehirlerin halkından Peygamberine verdiği fey’, (bu servetin) sadece zenginleriniz arasında dolaşmaması için Allah’a, Peygambere, onun yakın akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışa aittir. (Ey îman edenler!) Peygamber, size neyi emrettiyse onu alın ve size neyi yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan hakkıyla korkun. Şüphesiz Allah, cezâsı çok şiddetli olandır.
Allah'ın lütfunu ve rızasını kazanma arzusundan, Allah'a ve Peygamberine yardım ettiklerinden dolayı, yurtlarından çıkarılan ve mallarından mahrum edilen fakir muhâcirlere de verilir. İşte onlar özü-sözü doğru kimselerdir.
Cemal Külünkoğlu
Bu (ganimet malları ayrıca), Allah’tan bir lütuf ve hoşnutluk ararken ve Allah’a ve resulüne yardım ederken yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerindir. İşte onlar (imanlarında ve eylemlerinde) doğru olan kimselerdir.
Mehmet Türk
(Allah’ın verdiği bu ganîmetler,) bilhassa sadece Allah’ın rızasını ve ihsanını kazanmak için, Allah’a ve Onun Rasûlüne yardım ederlerken, yurtlarından ve mallarından çıkarılmak sûretiyle fakir (düşen) muhâcirlere aittir. İşte onlar, sözü özü doğru, vefakâr kimselerdir.
Daha önce Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile muhâcirleri kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin kıskançlığından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
Cemal Külünkoğlu
Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları (muhacirleri) kendilerine tercih ederler. Her kim nefsinin hırsından ve mala düşkünlüğünden kendini kurtarırsa, işte onlardır kurtuluşa erenlerdir.
Mehmet Türk
Daha önce o yurdu, hazırlayıp îman (yurdu) haline getirenler ise, kendi yurtlarına hicret edenleri severler ve onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmedikleri gibi, kendileri yoksulluk içerisinde bile bulunsalar, onları kendilerine tercih ederler. (İşte böylece) nefsinin açgözlülüğünden korunanlar, gerçekten kurtuluşa erenlerdir.
Onlardan sonra gelenler şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, inananlara karşı hiçbir kin bırakma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok şefkatlisin; çok merhametlisin.
Cemal Külünkoğlu
Onlardan (Muhacirlerle Ensar’dan) sonra gelenler şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla! Kalplerimizde, iman edenlere karşı kin ve kıskançlık gibi duygulara yer verme! Ey Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!”
Mehmet Türk
Onlardan sonra gelenler de (onlar için): “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce îman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve îman edenlere karşı gönüllerimizde çekememezlik bırakma. Ey Rabbimiz! Gerçekten Sen çok acıyan ve çok merhamet edensin.” diye duâ ederler.
Münafıkların, kitap ehlinden inkâr eden kardeşlerine, “Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız, kesinlikle biz de sizinle birlikte çıkacağız. Sizin aleyhinizde kimseye asla uymayacağız. Eğer sizinle savaşırlarsa kesinlikle size yardım edeceğiz” dediklerinden haberin yok mu? Allah onların göz göre göre yalan söylediklerine tanıklık ediyor.
Cemal Külünkoğlu
Bakmaz mısın, şu münafıklık yapanlara? (Onlar) Ehl-i Kitaptan o küfre sapan kardeşlerine şöyle diyorlar: “Yemin ederiz ki, eğer siz (Medine’den) çıkarılırsanız, muhakkak biz de sizinle beraber (oradan) çıkarız ve sizin aleyhinizde hiçbir zaman kimseye itaat etmeyiz. Eğer size savaş açılırsa, muhakkak size yardım ederiz.” Halbuki Allah şahittir ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.
Mehmet Türk
Münâfıkların, kendilerine kitap verilenlerden kâfir olan kardeşlerine: “Yemin olsun eğer siz (yurdunuzdan) çıkarılacak olursanız, biz de kesinlikle sizlerle birlikte çıkarız. Size karşı olan bir kişiye bile, asla itaat etmeyiz ve eğer sizinle savaşılırsa size mutlaka yardım ederiz.” dediklerini bilmiyor musun? Allah şâhittir ki onlar, göz göre göre yalan söylüyorlar.
Kitap ehlinin kâfirleri yurtlarından çıkarılsalar, münafıklar onlarla beraber çıkmazlar. Eğer onlarla savaşırlarsa onlara yardım etmezler. Onlara yardım etmeye çalışsalar bile arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra yardım da görmezler.
Cemal Külünkoğlu
Andolsun ki, eğer (kardeşleri olan Nadiroğulları Medine’den) çıkarılsalar (bile bunlar) onlarla beraber çıkmazlar. Eğer onlarla savaşılsa, onlara yardım etmezler. Yardım etmeye kalksalar bile zoru görünce arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra (Allah onları helak eder ve) kendilerine de yardım edilmez.
Mehmet Türk
Şunu kesinlikle bilin ki; onlar (yurtlarından) çıkarılacak olurlarsa bunlar, onlarla birlikte çıkmazlar. Onlara karşı savaşılırsa, yardımda bulunmazlar, yardım etseler bile arkalarını dönüp kaçarlar da sonra kendilerine asla yardım edilmez.
Kesinlikle, siz onların kalplerine Allah'tan daha çok korku salmaktasınız. Bunun sebebi, onların, anlamayan bir toplum olmalarıdır.
Cemal Külünkoğlu
(Ey inananlar!) Onların kalplerine (dehşet ve yılgınlık uyandırma bakımından), Allah’tan daha çok sizin korkunuz sinmiştir. Çünkü onlar, Allah’ın kudret ve azametini gereği gibi kavramayan bir topluluktur.
Mehmet Türk
Çünkü onların gönüllerinde, Allah’tan çok sizin korkunuz var. Bu ise onların, gerçekten anlayışsız bir topluluk olmalarındandır.
Onlar sizinle topluca savaşamazlar. Ancak surla çevrilmiş kalelerde veya surların arkasından savaşırlar. Kendi aralarındaki düşmanlıkları şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri darmadağınıktır. Bunun sebebi onların akıllarını kullanmayan bir toplum olmalarıdır.
Cemal Külünkoğlu
Onlar sizinle toplu olarak savaşamazlar, ancak surla çevrilmiş kasabalarda yahut duvarların ardından savaşmak isterler. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın, ancak onların kalpleri dağınıktır. Bu ise, onların aklını işletmeyen bir topluluk olmalarındandır.
Mehmet Türk
O (münâfıklar ve kâfirler) bir araya gelip sizinle ancak, iyi korunmuş şehirlerde veya siperler içerisinde saklanarak savaşırlar. Onların kendi aralarındaki düşmanlıkları ise çok daha şiddetlidir. Sen, onları birlik sanırsın, oysa onların kalpleri paramparçadır. Bu ise onların, gerçekten aklını kullanmayan bir topluluk olmalarındandır.
Onların durumu, kendilerinden az önce geçmiş ve yaptıklarının cezasını tatmış olanlara benzemektedir. Onlara acıklı bir azap vardır.
Cemal Külünkoğlu
Onların durumu, kendilerinden az bir zaman önce yaptıklarının cezasını (Bedir’de) tatmış olan (Mekkeli müşriklerin) durumu gibidir. Onlara (ahirette de) elem dolu bir azap vardır.
Mehmet Türk
(İşte bunların da sonu,) kendilerinden az önce, yaptıklarının cezâsını tadan ve âhirette kendileri için acı bir azap olanlar gibi olacaktır.
Münafıklar şeytan gibidirler. Çünkü şeytan insana, “İnkâr et” der. İnsan inkâr edince de, “Ben senden uzağım; çünkü ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım” der.
Cemal Külünkoğlu
Münafıkların durumu ise tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana: “İnkâr et” der; (insan) inkâr edince de: “Şüphesiz ben senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ın (azabından) korkarım” der.
Mehmet Türk
(Onlar); insana önce “inkâr et” diyen kâfir olunca da: “(Artık) ben senden uzağım. Doğrusu ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” diyen o şeytan gibidirler.
Böylece her ikisinin de âkıbeti, süreli olarak kalacakları ateş olur. İşte bu, zâlimlerin cezasıdır.
Cemal Külünkoğlu
Nihayet ikisinin de (şeytanın da kandırıp inkâra götürdüğü kişinin de) âkıbeti, içinde yerleşip kalmak üzere Ateşe girmektir. İşte zalimlerin cezası budur.
Mehmet Türk
Nihâyet ikisinin de sonu, içerisinde sonsuz kalacakları cehennem olacaktır. İşte (bütün) zâlimlerin cezâsı budur.
Ey iman edenler! Allah'tan sakının ve herkes yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan sakının! Çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Cemal Külünkoğlu
Ey inananlar! Allah’a karşı sorumlu olun ve O’nun emirleri doğrultusunda yaşayın! Herkes yarın (âhiret) için ne gönderdiğine dikkat etsin. Allah’a karşı gönülden saygılı olun ve O’na karşı gelmekten sakının. Şüphesiz ki Allah, yaptığınız her şeyden hakkıyla haberdardır.
Mehmet Türk
Ey îman edenler! Allah’a karşı hata etmekten sakının ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Allah’a karşı hata etmekten (sürekli) sakının. Çünkü Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.
Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayınız! Onlar yoldan çıkanlardır.
Cemal Külünkoğlu
Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine öz benliklerini unutturduğu kimseler gibi olmayın! İşte onlar yoldan çıkan kimselerdir.
Mehmet Türk
Şu Allah’ı unuttuklarından dolayı (Allah’ın da) onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar, hak yoldan çıkanların tâ kendileridir
Bu Kur'ân'ı bir dağa indirmiş olsaydık, Allah korkusundan onu baş eğmiş, çatlamış, yarılmış görürdün. Bu misalleri, düşünmeleri için insanlara anlatıyoruz.
Cemal Külünkoğlu
Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağa indirmiş olsaydık, (onca cesametine rağmen) dağın ezilip büzülerek Allah(’ın rızasını kazanamama ve mesajın sorumluluğunu yerine getirememe) korkusuyla paramparça olduğunu görürdün. İşte (bütün) bu örnekleri düşünsünler diye insanlara veriyoruz.
Mehmet Türk
Eğer Biz bu Kur’an’ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık sen onun, Allah korkusundan dolayı kesinlikle ezilip büzülerek paramparça olduğunu görürdün. İşte Biz, insanlara bu örnekleri, düşünsünler diye veriyoruz.
O Allah, kendisinden başka tanrı olmayandır. Görülen ve görülmeyen her şeyi bilir. O, rahmetin ve merhametin kaynağıdır.
Cemal Külünkoğlu
Allah O’dur ki O’ndan başka ilah yoktur. O, görülmeyeni (yaratılmışların kavrayış alanı dışındaki şeyleri) de görüleni de bilendir. O Rahman’dır (yarattıklarını esirgeyen ve koruyandır) ve Rahîm’dir (yarattıklarına karşı daima şefkatli ve merhametlidir).
Mehmet Türk
O (Allah,) ilâhlık sadece kendisine ait olan, görülmeyeni de görüleni de bilen tek Allah’tır. O, hem Rahmandır hem de Rahimdir.
O Allah, kendisinden başka tanrı olmayandır. O, mülkün sahibi ve hâkimidir. Kutsal kurtuluşun tek kaynağıdır. Güven verendir, iman bağışlayandır. Görüp gözetendir. Güçlüdür, istediğini zorla yaptırandır. Büyüklükte eşi olmayandır. Allah, onların eş koştuklarından uzaktır.
Cemal Külünkoğlu
O, öyle bir Allah’tır ki, O’ndan başka hiçbir İlâh yoktur. Melik’tir (mülk ve saltanatı devamlı olandır), Kuddüs’tür (her türlü eksiklikten uzaktır), Selâm’dır (barış ve esenliğin kaynağıdır), Mü’min’dir (emniyet ve güvenlik verendir), Müheymindir (her şeyi gözetip koruyandır), Aziz’dir (kudreti her şeye üstündür), Cebbar’dır (iradesine asla karşı çıkılmayan, her dilediğini mutlaka yapandır), Mütekebbir’dir (azamet ve ululuk O’nun hakkıdır). Allah, (müşriklerin kendisine) koştukları ortaklardan uzaktır.
Mehmet Türk
O (Allah) ilâhlık sadece kendisine ait olan, her şeyi hükmü altına alan, mukaddes, güvenilen, (her şeyi) görüp gözeten, son derece şerefli, hükmüne karşı gelinemeyen ve çok yüce olan, tek Allah’tır. (İşte O) Allah, onların kendisine ortak koştuklarından çok yücedir.
O Allah, yaratan, yoktan var eden ve yarattıklarına şekil verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde her şey O'nu övgüyle anar. O'nun her şeye gücü yeter; hikmet sahibidir.
Cemal Külünkoğlu
O, yaratan, (bir uygunluk içinde) yoktan var eden, (yarattıklarına) şekil veren Allah’tır. En güzel isimler/sıfatlar O’nundur. Göklerde ve yerde olan her şey O’nun şanına yakışır şekilde vazifesini icra etmektedir. O, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Türk
O Allah; hem yaratandır, hem kusursuz var edendir, hem de yarattıklarına şekil verendir. En güzel isimler Ona aittir. Göklerde ve yerde olan her şey, Onu tesbih eder. Ve O çok güçlüdür, hüküm (ve hikmet) sahibidir.