İçeriğe atla
Untold Serenity

72. Al-Jinn

The Jinn · Mekkî · 28 âyet · Nüzul sırası 40

الجن

'Al-Jinn' is the name of this Surah as well as the title of its subject matter, for in it the event of the Jinn's hearing the Qur'an and returning to their people to preach Islam to them, has been related in detail.

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

72:1

قُلۡ أُوحِيَ إِلَيَّ أَنَّهُ ٱسۡتَمَعَ نَفَرࣱ مِّنَ ٱلۡجِنِّ فَقَالُوٓاْ إِنَّا سَمِعۡنَا قُرۡءَانًا عَجَبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

1,2. De ki: Cinlerden bir grubun, Kur'ân'ı dinleyip toplumlarına şöyle dedikleri bana vahyolundu: “Biz, doğru yola ileten eşsiz bir Kur'ân dinledik. Bu yüzden ona inandık. Artık Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.”

Cemal Külünkoğlu

(Ey Resul!) De ki: “Bana, cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinlediği ve (kendi toplumlarına gidip) şöyle dediği vahyolundu:

Mehmet Türk

1,2. (Ey Muhammed!): “Gerçekten bana, cinlerden bir grubun beni dinleyip de: ‘Doğrusu biz benzeri görülmedik güzellikte ve en doğru yola ileten bir Kur’an dinledik ve biz ona îman ettik. (Artık) Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.’ dedikleri, vahyolundu.” de.

72:2

يَهۡدِيٓ إِلَى ٱلرُّشۡدِ فَـَٔامَنَّا بِهِۦۖ وَلَن نُّشۡرِكَ بِرَبِّنَآ أَحَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

1,2. De ki: Cinlerden bir grubun, Kur'ân'ı dinleyip toplumlarına şöyle dedikleri bana vahyolundu: “Biz, doğru yola ileten eşsiz bir Kur'ân dinledik. Bu yüzden ona inandık. Artık Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.” 683684

Cemal Külünkoğlu

’Şüphesiz biz doğru yola ileten hayranlık verici bir Kur’an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.’”

Mehmet Türk

1,2. (Ey Muhammed!): “Gerçekten bana, cinlerden bir grubun beni dinleyip de: ‘Doğrusu biz benzeri görülmedik güzellikte ve en doğru yola ileten bir Kur’an dinledik ve biz ona îman ettik. (Artık) Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.’ dedikleri, vahyolundu.” de.

72:3

وَأَنَّهُۥ تَعَٰلَىٰ جَدُّ رَبِّنَا مَا ٱتَّخَذَ صَٰحِبَةࣰ وَلَا وَلَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Gerçek şu ki, Rabbimizin şanı çok yücedir. Ne bir eş, ne de bir çocuk edinmiştir.”

Cemal Külünkoğlu

“Doğrusu Rabbimizin şanı çok yücedir. O asla eş ve çocuk edinmemiştir.”

Mehmet Türk

(Cinler sonra şöyle dediler): “Elbette bizim Rabbimizin şânı, bütün yüceliklerden çok daha yücedir. O, eş de çocuk da edinmemiştir.”

72:4

وَأَنَّهُۥ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى ٱللَّهِ شَطَطࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Bizim aşağılıklarımız, Allah hakkında yakışıksız şeyler söylemektedirler.”

Cemal Külünkoğlu

“Ve (şimdi anlıyoruz ki) içimizdeki aklı ermez (kişiler), Allah hakkında asılsız şeyler söylüyormuş.

Mehmet Türk

“Doğrusu şu bizim beyinsiz (iblis,) Allah hakkında bir sürü saçma-sapan şeyler söylüyordu.”

72:5

وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن تَقُولَ ٱلۡإِنسُ وَٱلۡجِنُّ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Biz, insanları ve cinleri Allah hakkında asla yalan söylemezler sanmıştık.”

Cemal Külünkoğlu

“Biz ise, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk.”

Mehmet Türk

“Biz de; insanların ve cinlerin, Allah’a karşı kesinlikle yalan söylemeyeceklerini sanırdık.

72:6

وَأَنَّهُۥ كَانَ رِجَالࣱ مِّنَ ٱلۡإِنسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالࣲ مِّنَ ٱلۡجِنِّ فَزَادُوهُمۡ رَهَقࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

İnsanlardan bazıları, bazı cinlere sığınırlardı. Bu, cinlerin sadece azgınlıklarını arttırıyordu.

Cemal Külünkoğlu

“Bir de şu gerçek var ki; insanlardan birtakım (rical) kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı, bu da cinlerin taşkınlığını artırırdı.”

Mehmet Türk

“Hattâ bazı insanlar, cinler(in şerrin)den yine (kendileri gibi) bazı adamlara sığınarak, o (adamların) azgınlıklarını artırırlardı.”

72:7

وَأَنَّهُمۡ ظَنُّواْ كَمَا ظَنَنتُمۡ أَن لَّن يَبۡعَثَ ٱللَّهُ أَحَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Cinler sizin sandığınız gibi Allah'ın hiçbir kimseyi peygamber olarak göndermeyeceğini sanıyorlardı.

Cemal Külünkoğlu

“Gerçekten onlar da sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç kimseyi öldükten sonra tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı.”

Mehmet Türk

“(Ey Cinler!) Doğrusu o (insanlar da) sizin zannettiğiniz gibi Allah’ın kimseyi (Peygamber olarak) göndermeyeceğini zannetmişlerdi.”

72:8

وَأَنَّا لَمَسۡنَا ٱلسَّمَآءَ فَوَجَدۡنَٰهَا مُلِئَتۡ حَرَسࣰ ا شَدِيدࣰ ا وَشُهُبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Doğrusu biz cinler, göğü yokladık, fakat onu sert bekçilerle, alev hüzmeleri ile doldurulmuş bulduk.”

Cemal Külünkoğlu

“Doğrusu biz (cinler topluluğu, meleklerin sözünü dinlemek için) semayı yokladık. Fakat onu güçlü/çetin bekçilerle ve yakıcı ışınlarla dolu bulduk.”

Mehmet Türk

“Doğrusu biz (cinler) göğü yokladık, fakat onu güçlü koruyucular ve parlak bir ateşle doldurulmuş bulduk.”

72:9

وَأَنَّا كُنَّا نَقۡعُدُ مِنۡهَا مَقَٰعِدَ لِلسَّمۡعِۖ فَمَن يَسۡتَمِعِ ٱلۡأٓنَ يَجِدۡ لَهُۥ شِهَابࣰ ا رَّصَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Halbuki biz, göğü dinleyebileceğimiz yerlerde oturuyorduk. Fakat şimdi, kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev hüzmesi buluyor.”

Cemal Külünkoğlu

“Oysa biz (Peygamberin gönderilmesinden önce) haber dinlemek için göğün bazı yerlerine otururduk. Ama şimdi kim dinlemeye kalkışırsa, derhal kendini gözetleyip izleyen bir alevle karşılaşıyor.”

Mehmet Türk

“Hâlbuki (daha önce) biz, onun (haber) dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk. Fakat şimdi kim dinlemek isterse, (karşısında) kendisini gözetleyen parlak bir ateş buluyor.”

72:10

وَأَنَّا لَا نَدۡرِيٓ أَشَرٌّ أُرِيدَ بِمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ أَمۡ أَرَادَ بِهِمۡ رَبُّهُمۡ رَشَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Yeryüzündekilere kötülük mü yapılmak istendiğini, yoksa Rablerinin onlara bir iyilik mi yapmak istediğini biz bilemeyiz.”

Cemal Külünkoğlu

“Biz kesinlikle bilmiyoruz, yeryüzündekiler hakkında şer mi murad edilmiş yoksa Rableri onları doğru yol bilincine ulaştırmayı mı murad ediyor? (Bunu tam kavrayamadık)

Mehmet Türk

“Bununla yeryüzündekilere kötülük mü (yapılmak) istendi, yoksa Rableri, onları en doğruya iletmek mi diledi, bilmiyoruz?”

72:11

وَأَنَّا مِنَّا ٱلصَّٰلِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذَٰلِكَۖ كُنَّا طَرَآئِقَ قِدَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Bizden iyiler de vardır, iyi olmayanlar da. Biz çeşitli gruplara ayrıldık.”

Cemal Külünkoğlu

“Nitekim bizden iyiler de var, bu düzeye erişememiş olanlar da var. Biz farklı yollara ayrılmışız (değişik inanç ve davranışlara sahibiz).”

Mehmet Türk

“Gerçekten biz, kimimiz iyi kişiler, kimimiz de bunların aşağısında olmak üzere, türlü yollar tutmuştuk.”

72:12

وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن نُّعۡجِزَ ٱللَّهَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَن نُّعۡجِزَهُۥ هَرَبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Biz, yeryüzünde Allah'ı asla âciz bırakamayacağımızı ve kaçarak da O'ndan kurtulamayacağımızı kesin olarak anladık.”

Cemal Külünkoğlu

“Biz (Kur’an’ı dinleyince) anladık ki; yeryüzünde (ne kadar güçlü olursak olalım) Allah’ı aciz bırakamayız, (evrenin başka köşelerine) kaçmakla da O’nun elinden kurtulamayız.”

Mehmet Türk

“Artık biz yeryüzünde Allah’ı âciz bırakamayacağımızı ve kaçmakla da Ondan kurtulamayacağımızı iyice anladık.”

72:13

وَأَنَّا لَمَّا سَمِعۡنَا ٱلۡهُدَىٰٓ ءَامَنَّا بِهِۦۖ فَمَن يُؤۡمِنۢ بِرَبِّهِۦ فَلَا يَخَافُ بَخۡسࣰ ا وَلَا رَهَقࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Biz o Kur'ân'ı dinleyince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa, artık ne bir ödül eksikliğine uğratılmasından ne de haksızlık edilmesinden korkar.”

Cemal Külünkoğlu

“Hiç şüphesiz biz, o yol gösterici (Kur’an’ı) işitince, ona inandık. Artık kim Rabbine inanırsa, o ne (mükâfatının) eksileceğinden korkar, ne de haksızlığa uğrayacağından.”

Mehmet Türk

“Doğrusu biz Peygamberi dinler dinlemez, ona îman ettik. Artık kim, Rabbine îman ederse, o hakkının yenmesinden de haksızlığa uğramasından da korkmaz.”

72:14

وَأَنَّا مِنَّا ٱلۡمُسۡلِمُونَ وَمِنَّا ٱلۡقَٰسِطُونَۖ فَمَنۡ أَسۡلَمَ فَأُوْلَٰٓئِكَ تَحَرَّوۡاْ رَشَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Bizden Allah'a teslim olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Müslüman olanlar doğruyu araştıranlardır.”

Cemal Külünkoğlu

“Kuşkusuz içimizde Müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da. Kim Müslüman olursa, işte onlar doğruyu arayıp bulmuşlardır.”

Mehmet Türk

“Ve elbette bizden, Müslüman olanlar olduğu gibi, dosdoğru yoldan sapanlar da var. Onlardan Müslüman olanlar, en doğru yolu bulanlardır.”

72:15

وَأَمَّا ٱلۡقَٰسِطُونَ فَكَانُواْ لِجَهَنَّمَ حَطَبࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

“Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olacaklardır.”

Cemal Külünkoğlu

“Hak yoldan sapanlara ve zulmedenlere gelince; onlar cehenneme odun olmuşlardır.”

Mehmet Türk

“(Dosdoğru yoldan) sapanlar ise cehenneme odun olmuşlardır.”

72:16

وَأَلَّوِ ٱسۡتَقَٰمُواْ عَلَى ٱلطَّرِيقَةِ لَأَسۡقَيۡنَٰهُم مَّآءً غَدَقࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

16,17. “Eğer doğru yolda yürüselerdi, onları onun içinde imtihan edelim diye bol su ile suvarırdık. Kim Rabbinin öğüdünden yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar.”

Cemal Külünkoğlu

(Allah şöyle buyuruyor:) Eğer onlar, İslâm ve iman yolunda (diğerleri gibi) hep dosdoğru gitselerdi. Elbette biz onların hepsine bolca su (bereket ve rızık) verirdik.

Mehmet Türk

16,17. Eğer (insanlar ve cinler) dosdoğru yola girmiş olsalardı, (bu konuda) Biz, kendilerini denemek için onlara bitmez-tükenmez nîmetler verirdik. Kim de Rabbinin zikrinden yüz çevirirse (Rabbin) onu gittikçe şiddeti artan bir azaba sürükler.

72:17

لِّنَفۡتِنَهُمۡ فِيهِۚ وَمَن يُعۡرِضۡ عَن ذِكۡرِ رَبِّهِۦ يَسۡلُكۡهُ عَذَابࣰ ا صَعَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

16,17. “Eğer doğru yolda yürüselerdi, onları onun içinde imtihan edelim diye bol su ile suvarırdık. Kim Rabbinin öğüdünden yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar.”

Cemal Külünkoğlu

Bu nimetimiz onları imtihan etmek içindir. Kim Rabbinin zikrinden (Kur’an’dan) yüz çevirirse Allah onu gitgide artan çetin bir azaba sokar.

Mehmet Türk

16,17. Eğer (insanlar ve cinler) dosdoğru yola girmiş olsalardı, (bu konuda) Biz, kendilerini denemek için onlara bitmez-tükenmez nîmetler verirdik. Kim de Rabbinin zikrinden yüz çevirirse (Rabbin) onu gittikçe şiddeti artan bir azaba sürükler.

72:18

وَأَنَّ ٱلۡمَسَٰجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدۡعُواْ مَعَ ٱللَّهِ أَحَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Şüphesiz, mescitler yalnız Allah'ındır. Allah ile beraber hiçbir kimseye yalvarmayınız!

Cemal Külünkoğlu

Şüphe yok ki mescitler, (yalnızca) Allah’a aittir. Öyleyse, (Oralarda) Allah ile beraber başka hiç kimseye (hiçbir şeye, hiçbir varlığa) dua etmeyin, yalvarmayın!

Mehmet Türk

(Yine bana): Şüphesiz mescidler, (yalnız) Allah’a aittir. Öyleyse orada Allah ile birlikte başka bir kimseye, kulluk etmeyin. (diye vahyolundu.)

72:19

وَأَنَّهُۥ لَمَّا قَامَ عَبۡدُ ٱللَّهِ يَدۡعُوهُ كَادُواْ يَكُونُونَ عَلَيۡهِ لِبَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Allah'ın kulu, Allah'a dua etmek üzere kalktığında, müşrikler/kâfirler neredeyse üzerine çullanacaklardı.

Cemal Külünkoğlu

Hal böyleyken Allah’ın kulu (Muhammed), tek olan Allah’a çağırdığında, o (hakikati inkâr ede)nler hep birlikte etrafını telaşla kuşatırlardı.

Mehmet Türk

Allah’ın kulu (Muhammed,) Allah’a kulluk için kalktığında, o (müşrikler) neredeyse onun çevresinde (onu yıldırmak için) bütünleştiler.

72:20

قُلۡ إِنَّمَآ أَدۡعُواْ رَبِّي وَلَآ أُشۡرِكُ بِهِۦٓ أَحَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

De ki: “Ben yalnız Rabbime ibadet ediyorum ve O'na kimseyi ortak koşmuyorum.”

Cemal Külünkoğlu

De ki: “Şüphesiz ben ancak Rabbime kulluk ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.”

Mehmet Türk

(Ey Muhammed!): “Ben gerçekten, sadece Rabbime kulluk ederim ve Ona hiç kimseyi asla ortak koşmam.” de.

72:21

قُلۡ إِنِّي لَآ أَمۡلِكُ لَكُمۡ ضَرࣰّ ا وَلَا رَشَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

De ki: “Ben size ne bir zarar verebilirim, ne de doğruya ulaştırabilirim.”

Cemal Külünkoğlu

De ki: “Şüphesiz ben, size ne zarar verebilir ne de fayda sağlayabilirim.”

Mehmet Türk

(Ve onlara): “Doğrusu ben size zarar da veremem, fayda da sağlayamam.” de.

72:22

قُلۡ إِنِّي لَن يُجِيرَنِي مِنَ ٱللَّهِ أَحَدࣱ وَلَنۡ أَجِدَ مِن دُونِهِۦ مُلۡتَحَدًا

Bayraktar Bayraklı

De ki: “Beni Allah'tan kimse kurtaramaz ve ben O'ndan başka bir sığınak da bulamam.”

Cemal Külünkoğlu

De ki: “(Eğer ben hak yoldan saparsam) hiç kimse beni Allah’(ın azabın)dan kurtaramaz ve O’ndan başka bir sığınak da asla bulamam.”

Mehmet Türk

22,23. (Bir de onlara): “Eğer Allah’ın benimle gönderdiklerini sizlere duyurmazsam, kesinlikle bana Allah’tan (gelecek bir azaptan) beni kimse kurtaramaz ve kesinlikle ben, Onun dışında sığınacak (bir makam da) bulamam. (Şunu iyi bilin ki,) Allah’a ve Onun Elçisine isyan edenlere, içerisinden hiç çıkmayıp, sürekli kalacakları cehennem ateşi vardır.” de.

72:23

إِلَّا بَلَٰغࣰ ا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِسَٰلَٰتِهِۦۚ وَمَن يَعۡصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَإِنَّ لَهُۥ نَارَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا

Bayraktar Bayraklı

“Benim elimden gelen sadece Allah'ın mesajını ulaştırmak ve emirlerini bildirmektir. Kim Allah'a ve Peygamberine karşı gelirse, bilsin ki ona içinde süreli kalacağı cehennem ateşi vardır.”

Cemal Külünkoğlu

“(De ki; benim görevim,) Benim görevim, Allah’tan gelen vahyi size tebliğ etmek böylece bana yüklediği elçilik görevini yerine getirmekten ibarettir. Kim Allah’a ve O’nun resulüne karşı gelirse, bilsin ki ona, içinde ebedi kalacakları cehennem ateşi vardır.”

Mehmet Türk

22,23. (Bir de onlara): “Eğer Allah’ın benimle gönderdiklerini sizlere duyurmazsam, kesinlikle bana Allah’tan (gelecek bir azaptan) beni kimse kurtaramaz ve kesinlikle ben, Onun dışında sığınacak (bir makam da) bulamam. (Şunu iyi bilin ki,) Allah’a ve Onun Elçisine isyan edenlere, içerisinden hiç çıkmayıp, sürekli kalacakları cehennem ateşi vardır.” de.

72:24

حَتَّىٰٓ إِذَا رَأَوۡاْ مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعۡلَمُونَ مَنۡ أَضۡعَفُ نَاصِرࣰ ا وَأَقَلُّ عَدَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

Sonunda uyarıldıkları azabı gördüklerinde, kimin yardımcıları daha zayıf ve taraftarlarının daha az olduğunu bileceklerdir.”

Cemal Külünkoğlu

Onlar kendilerine yönelik tehditlerin somut olarak gerçekleştiğini (kıyameti/azabı) gördüklerinde hangi tarafın destek bakımından zayıf ve sayıca az olduğunu anlayacaklardır.

Mehmet Türk

(O kâfirler), kimin yardımcısının daha zayıf ve daha az olduğunu, kendilerine vâdedilen (cehennemi) görünce anlayacaklar.

72:25

قُلۡ إِنۡ أَدۡرِيٓ أَقَرِيبࣱ مَّا تُوعَدُونَ أَمۡ يَجۡعَلُ لَهُۥ رَبِّيٓ أَمَدًا

Bayraktar Bayraklı

De ki: “Uyarıldığınız azap yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi belirlemiştir, bilmiyorum.”

Cemal Külünkoğlu

De ki: “Bilmiyorum, size vaad edilen (kıyamet ve azap) yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koymuştur?”

Mehmet Türk

(Ey Muhammed! Onlara): “Ben, size vâdedilen (azap) yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre koymuş mudur? Bilemem.” de.

72:26

عَٰلِمُ ٱلۡغَيۡبِ فَلَا يُظۡهِرُ عَلَىٰ غَيۡبِهِۦٓ أَحَدًا

Bayraktar Bayraklı

Allah bütün gaybı bilir. Sırlarını kimseye açıklamaz.

Cemal Külünkoğlu

Gaybı (yaratılmışların kavrayış sınırlarının ötesindekini) sadece O bilir. Erişilmez derinlikteki sırlarını hiç kimseye açmaz.

Mehmet Türk

26,27. Çünkü ğaybı ancak O, bilir ve Peygamberlerinden seçtikleri dışında, ğay-bını kimseye açıklamaz. Çünkü O, elçisinin önüne ve arkasına koruyucular koyar.

72:27

إِلَّا مَنِ ٱرۡتَضَىٰ مِن رَّسُولࣲ فَإِنَّهُۥ يَسۡلُكُ مِنۢ بَيۡنِ يَدَيۡهِ وَمِنۡ خَلۡفِهِۦ رَصَدࣰ ا

Bayraktar Bayraklı

27,28. Ancak hoşnut olduğu peygamber hariçtir. Çünkü O, peygamberinin önünden ve ardından gözetleyiciler gönderir ki Rablerinin emirlerini tebliğ ettiklerini bilsin. Allah onları çepeçevre kuşatmıştır ve her şeyi bir bir saymıştır.

Cemal Külünkoğlu

(Gaybı bilen Allah), bu sırları(n bazılarını) sadece hoşnut olup seçtiği elçisine bildirir. Bu durumda (mesajı korumak için) o elçisinin önüne ve arkasına gözetleyiciler/bekçiler yerleştirir.

Mehmet Türk

26,27. Çünkü ğaybı ancak O, bilir ve Peygamberlerinden seçtikleri dışında, ğay-bını kimseye açıklamaz. Çünkü O, elçisinin önüne ve arkasına koruyucular koyar.

72:28

لِّيَعۡلَمَ أَن قَدۡ أَبۡلَغُواْ رِسَٰلَٰتِ رَبِّهِمۡ وَأَحَاطَ بِمَا لَدَيۡهِمۡ وَأَحۡصَىٰ كُلَّ شَيۡءٍ عَدَدَۢا

Bayraktar Bayraklı

27,28. Ancak hoşnut olduğu peygamber hariçtir. Çünkü O, peygamberinin önünden ve ardından gözetleyiciler gönderir ki Rablerinin emirlerini tebliğ ettiklerini bilsin. Allah onları çepeçevre kuşatmıştır ve her şeyi bir bir saymıştır.

Cemal Külünkoğlu

O elçi bilsin ki Rabbi tarafından gönderilenleri, melekler ona tam olarak ulaştırmış, o da onlarda olanın hepsini almış ve her şeyi tek tek kavramıştır.”

Mehmet Türk

O, bunu (Peygamberlerinin, insanlara) duyurduklarının, Rableri tarafından gönderildiğini bilmeleri için yapar. Çünkü O (Allah, zâten) onların söylediklerini (bilgisiyle) kuşatmış ve her şeyi tek tek kaydetmiştir.