يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمُزَّمِّلُ
Ey vahye bürünen!
Ey içine kapanan (sorumluluk yüklenen Nebi)!
Ey (Peygamberlik görevi) yüklenen kişi!
The Enshrouded One · Mekkî · 20 âyet · Nüzul sırası 3
The Surah has been so designated after the word al-muzzammil occurring in the very first verse. This is only a name and not a title of its subject matter.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمُزَّمِّلُ
Ey vahye bürünen!
Ey içine kapanan (sorumluluk yüklenen Nebi)!
Ey (Peygamberlik görevi) yüklenen kişi!
قُمِ ٱلَّيۡلَ إِلَّا قَلِيلࣰ ا
2,3,4,5,6,7,8. Birazı hariç, geceleyin kalk! Tam gece yarısı, biraz erken, biraz geç kalk ve Kur'ân'ı ağır ağır oku! Sana sorumluluğu ağır bir söz vahyedeceğiz. Çünkü gecenin değerlendirilmesi daha oturaklıdır ve söz daha etkilidir. Gündüzleri senin için uzun bir meşguliyet olacaktır. Rabbinin adını an, bütün benliğinle kendini O'na ver!
Birazı hariç olmak üzere geceleyin kalk.
2,3,4. Gece biraz ilerleyip yarıya gelince; bundan biraz önce veya biraz sonra (namaza) kalk. Ve Kur’an’ı da en güzel bir şekilde oku.
نِّصۡفَهُۥٓ أَوِ ٱنقُصۡ مِنۡهُ قَلِيلًا
2,3,4,5,6,7,8. Birazı hariç, geceleyin kalk! Tam gece yarısı, biraz erken, biraz geç kalk ve Kur'ân'ı ağır ağır oku! Sana sorumluluğu ağır bir söz vahyedeceğiz. Çünkü gecenin değerlendirilmesi daha oturaklıdır ve söz daha etkilidir. Gündüzleri senin için uzun bir meşguliyet olacaktır. Rabbinin adını an, bütün benliğinle kendini O'na ver!
Gecenin yarısında veya ondan biraz eksilt!
2,3,4. Gece biraz ilerleyip yarıya gelince; bundan biraz önce veya biraz sonra (namaza) kalk. Ve Kur’an’ı da en güzel bir şekilde oku.
أَوۡ زِدۡ عَلَيۡهِ وَرَتِّلِ ٱلۡقُرۡءَانَ تَرۡتِيلًا
2,3,4,5,6,7,8. Birazı hariç, geceleyin kalk! Tam gece yarısı, biraz erken, biraz geç kalk ve Kur'ân'ı ağır ağır oku! Sana sorumluluğu ağır bir söz vahyedeceğiz. Çünkü gecenin değerlendirilmesi daha oturaklıdır ve söz daha etkilidir. Gündüzleri senin için uzun bir meşguliyet olacaktır. Rabbinin adını an, bütün benliğinle kendini O'na ver!
Ya da buna biraz ekle. Ve Kur’an’ı belli bir düzen içinde düşüne düşüne oku!
2,3,4. Gece biraz ilerleyip yarıya gelince; bundan biraz önce veya biraz sonra (namaza) kalk. Ve Kur’an’ı da en güzel bir şekilde oku.
إِنَّا سَنُلۡقِي عَلَيۡكَ قَوۡلࣰ ا ثَقِيلًا
2,3,4,5,6,7,8. Birazı hariç, geceleyin kalk! Tam gece yarısı, biraz erken, biraz geç kalk ve Kur'ân'ı ağır ağır oku! Sana sorumluluğu ağır bir söz vahyedeceğiz. Çünkü gecenin değerlendirilmesi daha oturaklıdır ve söz daha etkilidir. Gündüzleri senin için uzun bir meşguliyet olacaktır. Rabbinin adını an, bütün benliğinle kendini O'na ver!
Çünkü biz sana sorumluluğu ağır olan bir mesaj bırakacağız.
Çünkü Biz, sana çok mübârek bir söz indireceğiz.
إِنَّ نَاشِئَةَ ٱلَّيۡلِ هِيَ أَشَدُّ وَطۡـࣰٔ ا وَأَقۡوَمُ قِيلًا
2,3,4,5,6,7,8. Birazı hariç, geceleyin kalk! Tam gece yarısı, biraz erken, biraz geç kalk ve Kur'ân'ı ağır ağır oku! Sana sorumluluğu ağır bir söz vahyedeceğiz. Çünkü gecenin değerlendirilmesi daha oturaklıdır ve söz daha etkilidir. Gündüzleri senin için uzun bir meşguliyet olacaktır. Rabbinin adını an, bütün benliğinle kendini O'na ver!
Doğrusu gece vakti (motivasyon bakımından) zihin (gündüzden) daha zinde olur. Okunanlar daha da berraklaşır (derin anlamlara nüfuz eder).
Doğrusu gece (ibâdetinin) neşesi çok daha samimî, okunanı anlama bakımından çok daha etkilidir.
إِنَّ لَكَ فِي ٱلنَّهَارِ سَبۡحࣰ ا طَوِيلࣰ ا
2,3,4,5,6,7,8. Birazı hariç, geceleyin kalk! Tam gece yarısı, biraz erken, biraz geç kalk ve Kur'ân'ı ağır ağır oku! Sana sorumluluğu ağır bir söz vahyedeceğiz. Çünkü gecenin değerlendirilmesi daha oturaklıdır ve söz daha etkilidir. Gündüzleri senin için uzun bir meşguliyet olacaktır. Rabbinin adını an, bütün benliğinle kendini O'na ver!
Zira gündüz, senin uzun süre uğraşacağın işler olacaktır.
Çünkü gündüz vakti, seni uzun süre meşgul eden, (pek çok) şey vardır.
وَٱذۡكُرِ ٱسۡمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلۡ إِلَيۡهِ تَبۡتِيلࣰ ا
2,3,4,5,6,7,8. Birazı hariç, geceleyin kalk! Tam gece yarısı, biraz erken, biraz geç kalk ve Kur'ân'ı ağır ağır oku! Sana sorumluluğu ağır bir söz vahyedeceğiz. Çünkü gecenin değerlendirilmesi daha oturaklıdır ve söz daha etkilidir. Gündüzleri senin için uzun bir meşguliyet olacaktır. Rabbinin adını an, bütün benliğinle kendini O'na ver!
Rabbinin adını an (O’nu düşün) ve bütün benliğinle/varlığınla yalnız O’na yönel (O’na teslim ol)!
8,9. (Ey Muhammed!) Rabbinin adını sürekli an ve bütün varlığınla, doğunun da batının da Rabbi ve tek ilâh kendisi olan, O (Allah’a) yönel ve (yalnız) Onun himayesine sığın.
رَّبُّ ٱلۡمَشۡرِقِ وَٱلۡمَغۡرِبِ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ فَٱتَّخِذۡهُ وَكِيلࣰ ا
O, doğunun da batının da Rabbi'dir. O'ndan başka ilâh yoktur. Öyle ise yalnız O'nun himayesine sığınınız.
O doğunun da batının da Rabbidir. O’ndan başka İlah yoktur. O halde sen yalnız O’na sığın, yalnız O’na güven!
8,9. (Ey Muhammed!) Rabbinin adını sürekli an ve bütün varlığınla, doğunun da batının da Rabbi ve tek ilâh kendisi olan, O (Allah’a) yönel ve (yalnız) Onun himayesine sığın.
وَٱصۡبِرۡ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱهۡجُرۡهُمۡ هَجۡرࣰ ا جَمِيلࣰ ا
Onların dediklerine/diyeceklerine sabret ve onlardan güzelce ayrıl!
Onların söyledikleri (çirkin, incitici, aşağılayıcı sözleri)ne karşı sabrederek mücadeleye devam et! İrtibatı tamamen kesmeden, anlayışlı ve hoşgörülü davranarak, onlardan uzak dur!
O (müşriklerin) söylediklerine sabret ve onların yanlarından güzellikle ayrıl.
وَذَرۡنِي وَٱلۡمُكَذِّبِينَ أُوْلِي ٱلنَّعۡمَةِ وَمَهِّلۡهُمۡ قَلِيلًا
Nimet içinde yüzen o yalancıları/kâfirleri bana bırak ve onlara biraz mühlet ver!
Nimet içerisinde yüzen o yalancıları bana bırak ve onlara biraz daha zaman tanı!
O yalanlayıcı ve zevkine düşkün kim-seleri Bana bırak ve onlara biraz süre tanı.
إِنَّ لَدَيۡنَآ أَنكَالࣰ ا وَجَحِيمࣰ ا
12,13,14. Şüphesiz, yerin ve dağların şiddetle sarsılacağı, dağların saçılmış kum yığını haline geleceği gün, katımızda prangalar ve cehennem vardır. Boğazı tıkayan yiyecek ve acıklı azap vardır.
Hiç şüphesiz, bizim yanımızda ağır prangalar, boyunduruklar, yakıcı bir alev vardır,
Çünkü Bizim yanımızda (onlara hazırlanmış) boyunduruklar ve cehennem ateşi vardır.
وَطَعَامࣰ ا ذَا غُصَّةࣲ وَعَذَابًا أَلِيمࣰ ا
12,13,14. Şüphesiz, yerin ve dağların şiddetle sarsılacağı, dağların saçılmış kum yığını haline geleceği gün, katımızda prangalar ve cehennem vardır. Boğazı tıkayan yiyecek ve acıklı azap vardır.
Boğaza takılıp kalan ve öteye geçmeyen berbat bir yiyecek ve acıklı bir azap vardır.
(Onlara ayrıca) boğaza tıkanıp kalan bir yiyecek ve acı veren bir azap da vardır.
يَوۡمَ تَرۡجُفُ ٱلۡأَرۡضُ وَٱلۡجِبَالُ وَكَانَتِ ٱلۡجِبَالُ كَثِيبࣰ ا مَّهِيلًا
12,13,14. Şüphesiz, yerin ve dağların şiddetle sarsılacağı, dağların saçılmış kum yığını haline geleceği gün, katımızda prangalar ve cehennem vardır. Boğazı tıkayan yiyecek ve acıklı azap vardır.
O gün, şiddetli bir sarsıntıyla yeryüzü ve dağlar sarsılır ve hepsi de esintiyle tozan kum yığınlarına döner.
O (kıyamet günü) yeryüzü ve dağlar sarsılır ve (ayrıca) dağlar, akıp giden kum yığınına döner.
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَآ إِلَيۡكُمۡ رَسُولࣰ ا شَٰهِدًا عَلَيۡكُمۡ كَمَآ أَرۡسَلۡنَآ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ رَسُولࣰ ا
Firavun'a bir peygamber gönderdiğimiz gibi size de, size şahitlik edecek bir peygamber gönderdik.
(Ey insanlar!) Gerçekten biz, Firavuna resul gönderdiğimiz gibi, size de örnek/model olacak bir resul gönderdik.
(Ey insanlar!) şüphesiz Biz, tıpkı Firavuna Peygamber gönderdiğimiz gibi, size de şâhitlik yapacak bir Peygamber, gönderdik.
فَعَصَىٰ فِرۡعَوۡنُ ٱلرَّسُولَ فَأَخَذۡنَٰهُ أَخۡذࣰ ا وَبِيلࣰ ا
Firavun o peygambere karşı gelmişti de, biz onu feci bir şekilde yakalamıştık.
Firavun, gönderdiğimiz resule karşı geldi de kendisini sert bir azapla yakalayıverdik.
Fakat o (Firavun) Peygambere isyan etti. Biz de onu, hemen fecî bir şekilde helâk ettik.
فَكَيۡفَ تَتَّقُونَ إِن كَفَرۡتُمۡ يَوۡمࣰ ا يَجۡعَلُ ٱلۡوِلۡدَٰنَ شِيبًا
Eğer inkâr ederseniz, çocukları ihtiyarlatan bir günden nasıl korunursunuz?
Hal böyle iken hala küfürde direnmeye devam ederseniz, çocukların bile ak saçlı ihtiyara çevrileceği bir gün(ün şiddeti)den nasıl korunacaksınız?
17,18. Eğer (Peygamberi) inkâr ederseniz, göklerin paramparça olacağı, çocukları bile ihtiyarlatan o (kıyamet) gününden, kendinizi nasıl kurtaracaksınız? (Şunun unutmayın ki;) Allah’ın verdiği söz, kesinlikle gerçekleşir.
ٱلسَّمَآءُ مُنفَطِرُۢ بِهِۦۚ كَانَ وَعۡدُهُۥ مَفۡعُولًا
O gün, gök parça parça olur ve O'nun vaadi gerçekleşmiş olur.
O günün dehşetinden gökler bile parçalanır ve Allah’ın sözü kesinlikle yerine gelir.
17,18. Eğer (Peygamberi) inkâr ederseniz, göklerin paramparça olacağı, çocukları bile ihtiyarlatan o (kıyamet) gününden, kendinizi nasıl kurtaracaksınız? (Şunun unutmayın ki;) Allah’ın verdiği söz, kesinlikle gerçekleşir.
إِنَّ هَٰذِهِۦ تَذۡكِرَةࣱۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًا
Şüphesiz bu bir öğüttür. Dileyen Rabbine giden bir yol tutar.
Bu (ayetler size) bir öğüttür, hatırlatmadır! Dileyen, (bu öğütten yararlanarak) Rabbine doğru yol tutar.
İşte (bütün) bunlar, kesinlikle bir öğüttür. Artık kim (îman etmek) isterse Rabbine ancak (bunlarla) yol bulabilir.
۞إِنَّ رَبَّكَ يَعۡلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدۡنَىٰ مِن ثُلُثَيِ ٱلَّيۡلِ وَنِصۡفَهُۥ وَثُلُثَهُۥ وَطَآئِفَةࣱ مِّنَ ٱلَّذِينَ مَعَكَۚ وَٱللَّهُ يُقَدِّرُ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَۚ عَلِمَ أَن لَّن تُحۡصُوهُ فَتَابَ عَلَيۡكُمۡۖ فَٱقۡرَءُواْ مَا تَيَسَّرَ مِنَ ٱلۡقُرۡءَانِۚ عَلِمَ أَن سَيَكُونُ مِنكُم مَّرۡضَىٰ وَءَاخَرُونَ يَضۡرِبُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ يَبۡتَغُونَ مِن فَضۡلِ ٱللَّهِ وَءَاخَرُونَ يُقَٰتِلُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۖ فَٱقۡرَءُواْ مَا تَيَسَّرَ مِنۡهُۚ وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَقۡرِضُواْ ٱللَّهَ قَرۡضًا حَسَنࣰ اۚ وَمَا تُقَدِّمُواْ لِأَنفُسِكُم مِّنۡ خَيۡرࣲ تَجِدُوهُ عِندَ ٱللَّهِ هُوَ خَيۡرࣰ ا وَأَعۡظَمَ أَجۡرࣰ اۚ وَٱسۡتَغۡفِرُواْ ٱللَّهَۖ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمُۢ
Hiç şüphen olmasın, Rabbin senin durumunu biliyor. Gecenin üçte ikisinden daha azını, yarısını, üçte birini ayakta geçiriyorsun. Seninle beraber olanlardan bir grup da öyle yapıyor. Allah, gece ve gündüz olanları ölçüp biçiyor. Sizin onu sayamayacağınızı bildiği için, sizin tövbenizi kabul etti. Artık Kur'ân'dan kolayınıza geleni okuyunuz. Sizden hastalar olacağını bildi. Bir kısmınızın Allah'ın lütfundan bir şeyler aramak için gurbete çıkacağını, diğer bir kısmının da Allah yolunda savaşacaklarını bildi. O halde Kur'ân'dan kolay geleni okuyunuz. Namazı kılınız. Zekâtı veriniz. Güzel bir ödünçle Allah'a ödünç veriniz. Kendiniz için önden gönderdiğiniz iyiliğin, Allah katında hayrını daha çok, ödülünü daha büyük olarak bulacaksınız. Allah'tan af dileyin. Şüphesiz Allah çok affedendir; çok merhamet sahibidir.
Senin ve bazı arkadaşlarının, gecenin ya üçte ikisine yakın bölümünü ya yarısını ya da üçte birini uyanık/ayakta geçirdiğini Rabbin biliyor. Gecenin ve gündüzün sürelerini yaratan ve belirleyen Allah’tır. O, sizin buna dayanamayacağınızı bildiği için yükünüzü hafifletti (farz kılmayıp onu kolaylaştırdı). Onun için Kur’an’dan kolayınıza geldiği kadar okuyun (gece ibadetini kolayınıza geldiği gibi yapın). Aranızda hastalar olacağını, bir bölümünüzün Allah’ın lütfettiği geçim payını elde edebilmek için yeryüzünde oradan oraya koşacağını, bir bölümünüzün de O’nun yolunda savaşacağını Allah biliyor. Öyleyse ondan kolayınıza gelecek kadar okuyun. Namazı aksatmadan ikame edin ve zekâtı verin. Allah’a gönül hoşluğu ile farz olandan başka hayırlar ve infaklar da yapın. Çünkü hayır olarak ne yaparsanız onu Allah yanında daha kıymetli ve mükâfatı daha büyük olarak bulacaksınız ve Allah’tan bağışlanmanızı dileyin. Hiç kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
(Ey Muhammed!) Gerçekten Rabbin, senin ve senin beraberinde bulunanlardan bir topluluğun, gecenin üçte ikisine yakınında, yarısında ve üçte birinde (namaza) kalktığını kesinlikle bilmektedir. Geceyi de gündüzü de yaratan Allah sizin (bu ibâdet sürecine) daha fazla dayanamayacağınızı bildiği için, bunu size hafifletti. Öyleyse Kur’an’dan (bundan sonra) kolayınıza geleni okuyun. O, içinizden hastaların olacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan bir kâr aramak üzere yeryüzünde yol tepeceklerini, diğer bir kısmınızın da Allah yolunda savaşacaklarını bilmektedir. O halde, o (Kur’an)’dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru ve devamlı kılın, zekâtı verin ve Allah’a güzel bir borç takdim edin. Kendiniz için (dünyada iken) iyilik olarak ne yaparsanız, Allah katında onun daha hayırlısını ve mükâfatça daha büyük olanını bulursunuz. Öyleyse, Allah’tan af dileyin, çünkü Allah çok bağışlayandır, pek esirgeyendir.