وَيۡلࣱ لِّلۡمُطَفِّفِينَ
Eksik ölçüp tartanların vay haline!
Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay hâline!
Ölçüp-tartarken çalanlara yazıklar olsun!
The Defrauding · Mekkî · 36 âyet · Nüzul sırası 86
It is derived from the very first verse; Wayl-ul-lil mutaffifin.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
وَيۡلࣱ لِّلۡمُطَفِّفِينَ
Eksik ölçüp tartanların vay haline!
Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay hâline!
Ölçüp-tartarken çalanlara yazıklar olsun!
ٱلَّذِينَ إِذَا ٱكۡتَالُواْ عَلَى ٱلنَّاسِ يَسۡتَوۡفُونَ
2,3. Onlar, insanlardan bir şey aldıkları zaman tam ölçüp tartarlar. Kendileri bir şey sattıkları zaman onlara eksik ölçüp tartarlar.
Onlar ki, insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler.
Onlar, insanlardan bir şey alırken tam ölçerler,
وَإِذَا كَالُوهُمۡ أَو وَّزَنُوهُمۡ يُخۡسِرُونَ
2,3. Onlar, insanlardan bir şey aldıkları zaman tam ölçüp tartarlar. Kendileri bir şey sattıkları zaman onlara eksik ölçüp tartarlar.
Fakat kendileri onlara bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman (ölçü ve tartıyı) eksik yaparlar.
Başkalarına bir şey ölçerken veya tartarken de eksik ölçer ve tartarlar.
أَلَا يَظُنُّ أُوْلَٰٓئِكَ أَنَّهُم مَّبۡعُوثُونَ
4,5,6. Onlar, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracaklarları büyük gün için tekrar dirileceklerine inanmıyorlar mı?
Yoksa onlar, (yeniden) diriltileceklerini düşünmüyorlar mı?
4,5. Yoksa onlar o büyük günde (hesap vermek için) diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?
لِيَوۡمٍ عَظِيمࣲ
4,5,6. Onlar, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracaklarları büyük gün için tekrar dirileceklerine inanmıyorlar mı?
Büyük bir günde (kıyamette).
4,5. Yoksa onlar o büyük günde (hesap vermek için) diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?
يَوۡمَ يَقُومُ ٱلنَّاسُ لِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
4,5,6. Onlar, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracaklarları büyük gün için tekrar dirileceklerine inanmıyorlar mı?
O gün insanlar, âlemlerin Rabbinin huzurunda toplanacaklar ve (O’na) hesap verecekler.
İşte o gün tüm insanlar âlemlerin Rabbinin huzurunda duracaklar.
كَلَّآ إِنَّ كِتَٰبَ ٱلۡفُجَّارِ لَفِي سِجِّينࣲ
7,8,9. Hayır! Şüphesiz, yoldan çıkanların defterleri kesinlikle Siccîn'dedir. “Siccîn'in ne olduğunu sen nerden bileceksin?” O, kodlanmış bir kitaptır.
Hayır (hileye sapmayın, hesap gününü hafife almayın). Çünkü Allah’ın buyruğundan çıkanların kitabı muhakkak “siccîn”dedir.
Hayır, (sakın böyle olmayın!) Çünkü (Allah’ın) isyankâr kullarının yazısı kesinlikle Siccîn’dedir.
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا سِجِّينࣱ
7,8,9. Hayır! Şüphesiz, yoldan çıkanların defterleri kesinlikle Siccîn'dedir. “Siccîn'in ne olduğunu sen nerden bileceksin?” O, kodlanmış bir kitaptır.
Sen “siccîn” in ne olduğunu bilir misin?
Bu Siccîn’in tam gerçekliğini sana (Allah’tan başka) kim bildirebilir ki?
كِتَٰبࣱ مَّرۡقُومࣱ
7,8,9. Hayır! Şüphesiz, yoldan çıkanların defterleri kesinlikle Siccîn'dedir. “Siccîn'in ne olduğunu sen nerden bileceksin?” O, kodlanmış bir kitaptır.
O, (inkârcıların eylemlerinin) yazılı bulunduğu bir kütüktür (Sabit Disk’tir).
O, sağlam yazılı, (yanlış ihtimâli olmayan) bir kitaptır.
وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ
10,11,12. Yalanlayanların vay haline o gün! Onlar yargı gününü yalanlıyorlar. Oysa o günü, aşırı gidenler ve günahkârlardan başkası yalanlamaz.
O gün inkârcıların vay hâline!
O gün, (âhireti) yalanlayanların vay haline!
ٱلَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوۡمِ ٱلدِّينِ
10,11,12. Yalanlayanların vay haline o gün! Onlar yargı gününü yalanlıyorlar. Oysa o günü, aşırı gidenler ve günahkârlardan başkası yalanlamaz.
Onlar ki hesap gününü inkâr ettiler.
Onlar, din gününü de yalanlıyorlar.
وَمَا يُكَذِّبُ بِهِۦٓ إِلَّا كُلُّ مُعۡتَدٍ أَثِيمٍ
10,11,12. Yalanlayanların vay haline o gün! Onlar yargı gününü yalanlıyorlar. Oysa o günü, aşırı gidenler ve günahkârlardan başkası yalanlamaz.
O hesap gününü inkâr edenler, haddi aşan, günaha batan kimselerdir.
12,13. Hâlbuki o günü ancak kendisine âyetlerimiz okunduğu zaman; “(bunlar) eskilerin masallarıdır.” diyen saldırgan ve günâha düşkün kimse yalanlar.
إِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ
Onlara âyetlerimiz okunduğunda, “Öncekilerin masallarıdır” derler.
On(lar)a ayetlerimiz okunduğu zaman: “öncekilerin masallarıdır” dedi(ler).
12,13. Hâlbuki o günü ancak kendisine âyetlerimiz okunduğu zaman; “(bunlar) eskilerin masallarıdır.” diyen saldırgan ve günâha düşkün kimse yalanlar.
كَلَّاۖ بَلۡۜ رَانَ عَلَىٰ قُلُوبِهِم مَّا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ
Hayır! Doğrusu, işledikleri günahlar, kalplerinin üzerinde pas tutmuştur.
Hayır! Bilakis onların işlemekte oldukları (kötülükler) kalplerini kirletti.
Hayır, (onlar öyle değil!) Aksine, onların işledikleri günâhlar, kalplerinin üzerine pas bağlamıştır.
كَلَّآ إِنَّهُمۡ عَن رَّبِّهِمۡ يَوۡمَئِذࣲ لَّمَحۡجُوبُونَ
Hayır! Doğrusu, o gün Rablerinden perdelenmiş olacaklardır.
Muhakkak ki onlar, o kıyamet günü Rablerinin rahmetinden mahrum kalacaklar.
Hayır! Doğrusu onlar o gün, Rablerini asla göremeyecekler.
ثُمَّ إِنَّهُمۡ لَصَالُواْ ٱلۡجَحِيمِ
16,17. Sonra onlar cehenneme gireceklerdir. Sonra kendilerine, “İşte yalanladığınız budur” denilecektir.
Sonra onlar muhakkak cehenneme atılacaklar.
Çünkü onlar, kesinlikle cehenneme girecekler.
ثُمَّ يُقَالُ هَٰذَا ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
16,17. Sonra onlar cehenneme gireceklerdir. Sonra kendilerine, “İşte yalanladığınız budur” denilecektir.
Sonra (onlara) şöyle denilecek: “İşte (dünyada) inkâr etmiş olduğunuz (azap) budur.”
Sonra da onlara: “İşte bu, yalanlayıp durduğunuz (cehennem)dir.” denilecek.
كَلَّآ إِنَّ كِتَٰبَ ٱلۡأَبۡرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ
18,19,20,21. Hayır! İyilerin defteri ‘Illiyyîn'dedir. “‘Illiyyîn'in ne olduğunu sen nerden bileceksin?” O da kodlanmış bir kitaptır. Allah'a yakın kılınmış melekler ona tanıklık edeceklerdir.
Fakat iyilerin amel defterleri (Sabit Diskleri) “İlliyyûn” da saklıdır.
Hayır! (Sakın bunlardan olmayın! Allah’ın) itaatkâr kullarının yazısı da kesinlikle İlliyyîn’dedir.
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا عِلِّيُّونَ
18,19,20,21. Hayır! İyilerin defteri ‘Illiyyîn'dedir. “‘Illiyyîn'in ne olduğunu sen nerden bileceksin?” O da kodlanmış bir kitaptır. Allah'a yakın kılınmış melekler ona tanıklık edeceklerdir.
Sen “İlliyyûn” un ne olduğunu bilir misin?
Bu İlliyyîn’in tam gerçekliğini sana (Allah’tan başka) kim bildirebilir ki?
كِتَٰبࣱ مَّرۡقُومࣱ
18,19,20,21. Hayır! İyilerin defteri ‘Illiyyîn'dedir. “‘Illiyyîn'in ne olduğunu sen nerden bileceksin?” O da kodlanmış bir kitaptır. Allah'a yakın kılınmış melekler ona tanıklık edeceklerdir.
O, (silinme ve kaybolma ihtimali olmayan) her şeyin dökümünün yapıldığı bir sicildir.
O; sağlam yazılı, (yanlış ihtimâli olmayan) bir kitaptır.
يَشۡهَدُهُ ٱلۡمُقَرَّبُونَ
18,19,20,21. Hayır! İyilerin defteri ‘Illiyyîn'dedir. “‘Illiyyîn'in ne olduğunu sen nerden bileceksin?” O da kodlanmış bir kitaptır. Allah'a yakın kılınmış melekler ona tanıklık edeceklerdir.
O, (Allah’a yakın olan, Mukarrebûn adlı) meleklerin gözetimindedir.
Ve onun şâhitleri is, Allah’a yaklaştırılmış (melekler)dir.
إِنَّ ٱلۡأَبۡرَارَ لَفِي نَعِيمٍ
22,23. Şüphesiz, iyiler nimet cennetinde olacaklardır. Koltuklar üzerinde seyredeceklerdir.
İyiler cennet nimetlerine gark olacaklar.
Şüphesiz (Allah’ın) itaatkâr kulları, (âhi-rette) nîmetler içerisindedirler.
عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ
22,23. Şüphesiz, iyiler nimet cennetinde olacaklardır. Koltuklar üzerinde seyredeceklerdir.
Onlar tahtlar üzerinde (neşe ile etrafı) seyredecekler.
Onlar tahtlar üzerinde etraflarına bakarlar.
تَعۡرِفُ فِي وُجُوهِهِمۡ نَضۡرَةَ ٱلنَّعِيمِ
Onların yüzlerinde nimetin mutluluğunu hissedersin.
Onların yüzlerinde, cennet nimetlerinin sevincini görürsün.
Sen onları yüzlerindeki nîmet pırıltısından tanırsın.
يُسۡقَوۡنَ مِن رَّحِيقࣲ مَّخۡتُومٍ
25,26. Onlar, bitiminde misk kokusu olan, mühürlenmiş saf bir içecekten içerler. Yarışanlar, bunun için yarışsınlar.
Onlara ağızları mühürlü (kişiye özel, sarhoş etmeyen) saf bir içecekten içirilir.
Onlara, kapağı ilk defa açılan, lezzetli bir içecek sunulur.
خِتَٰمُهُۥ مِسۡكࣱۚ وَفِي ذَٰلِكَ فَلۡيَتَنَافَسِ ٱلۡمُتَنَٰفِسُونَ
25,26. Onlar, bitiminde misk kokusu olan, mühürlenmiş saf bir içecekten içerler. Yarışanlar, bunun için yarışsınlar.
Onun (içiminin) sonu bir misktir (ağızda misk gibi koku bırakır). İşte yarışacaklarsa insanlar, (Allah’ın rızasını kazanarak) bu cennet devletine konmak için yarışsınlar!
Onun sonu da misk kokar. Artık imrenecekler, işte buna imrensinler.
وَمِزَاجُهُۥ مِن تَسۡنِيمٍ
27,28. Onun karışımı, huzura yaklaştırılmış olanların içtiği yüce kaynaktandır.
O içeceğin karışımında “tesnîm” vardır.
27,28. (O içeceğin) karışımı, (Allah’a) en çok yaklaştırılanların içecekleri bir kaynak olan Tesnim’dendir.
عَيۡنࣰ ا يَشۡرَبُ بِهَا ٱلۡمُقَرَّبُونَ
27,28. Onun karışımı, huzura yaklaştırılmış olanların içtiği yüce kaynaktandır.
(O) öyle bir pınardır ki, ondan (Allah’a) yakın olanlar içerler.
27,28. (O içeceğin) karışımı, (Allah’a) en çok yaklaştırılanların içecekleri bir kaynak olan Tesnim’dendir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ أَجۡرَمُواْ كَانُواْ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يَضۡحَكُونَ
Suçlular, dünyada inananlara gülerlerdi.
Şüphesiz, o günah işleyenler, iman edenlere (dünyada) gülüyorlardı.
Doğrusu o günâhkârlar (dünyada iken) inananlara gülüyorlardı.
وَإِذَا مَرُّواْ بِهِمۡ يَتَغَامَزُونَ
Yanlarından geçtiklerinde kaş-göz işaretleriyle onlarla alay ederlerdi.
İnananlar yanlarından geçtiğinde, birbirlerine kaş göz ederek onlarla alay ediyorlardı.
Onlarla karşılaştıklarında, kaş göz ederek alay ediyorlardı.
وَإِذَا ٱنقَلَبُوٓاْ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِمُ ٱنقَلَبُواْ فَكِهِينَ
Ailelerinin yanlarına döndüklerinde, inananlarla alay ettiklerinden dolayı sevinç içinde dönerlerdi.
Yandaşlarının yanına döndükleri zaman da (yaptıklarını anlatarak) eğleniyorlardı.
Evlerine de (yaptıklarıyla övünerek) gülüşe gülüşe dönüyorlardı.
وَإِذَا رَأَوۡهُمۡ قَالُوٓاْ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَضَآلُّونَ
Müminleri gördüklerinde, “Şüphesiz bunlar sapıtmışlardır” derlerdi.
İnananları gördükleri vakit: “İşte bunlar sapık ve şaşırmış kimselerdir” diyorlardı.
(Hattâ onlar) onları görünce, “işte bunlar, gerçekten sapıtmışlar!” diyorlardı.
وَمَآ أُرۡسِلُواْ عَلَيۡهِمۡ حَٰفِظِينَ
Oysa kendileri, müminleri denetleyici olarak gönderilmediler.
Oysa kendileri, onların üzerine gözcü tayin edilmiş değillerdi.
Oysa onlar mü’minlerin üzerine (Allah tarafından) koruyucu olarak gönderilmemişlerdi.
فَٱلۡيَوۡمَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنَ ٱلۡكُفَّارِ يَضۡحَكُونَ
34,35. O gün de, inananlar inkâr edenlere gülecekler. Koltuklarına kurulup seyredecekler.
Artık bugün de inananlar, inkârcılara bakıp gülerler.
34,35. İşte bugün de inananlar, tahtları üzerinden o (kâfirlere) bakıp bakıp gülecekler.
عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ
34,35. O gün de, inananlar inkâr edenlere gülecekler. Koltuklarına kurulup seyredecekler.
(İnananlar) tahtlar üzerinde (inkârcıların durumunu) seyrederler (ver derler ki):
34,35. İşte bugün de inananlar, tahtları üzerinden o (kâfirlere) bakıp bakıp gülecekler.
هَلۡ ثُوِّبَ ٱلۡكُفَّارُ مَا كَانُواْ يَفۡعَلُونَ
“İnkâr edenler yaptıklarının karşılığını aldılar mı?” diyecekler.
“İnkârcılar, yaptıklarının karşılığını tam olarak aldılar değil mi?”
Nasıl? Şimdi kâfirler, yaptıklarının karşılığını buldular mı?