This Surah is known by two names -- At-Taubah and Al-Bara'at. It is called At-Taubah because it enunciates the nature of taubah (repentance) and mentions the conditions of its acceptance.(vv. 102. 118). The second name Bara'at (Release) is taken from the first word of the Surah.
Allah ve Peygamber'inden kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere bir ihtar!
Cemal Külünkoğlu
(Bu ilân,) Allah ve Resulü tarafından, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere (ateşkes hükümlerinin yürürlükten kaldırıldığını bildiren) bir uyarıdır (son ihtardır).
Mehmet Türk
(Bu âyetler) Allah’tan ve Peygamberinden, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere resmî bir tebliğdir.
Yeryüzünde dört ay daha serbestçe dolaşınız ve biliniz ki siz Allah'ı asla âciz bırakamazsınız; Allah ise kâfirleri rezil edecektir.
Cemal Külünkoğlu
(Ey müşrikler!) Yeryüzünde dört ay daha rahatça dolaşın. Ama şunu bilin ki siz, Allah’ı aciz bırakamazsınız. Hem Allah, mutlaka inkârcıları rezil edecektir.
Mehmet Türk
(Ey müşrikler! Bu tebliğden itibaren İslâm) yurdunda dört ay daha dolaşın. Şunu da iyi bilin ki Allah’ı asla âciz bırakamazsınız. Çünkü Allah kâfirleri mutlaka rezil edecektir.
En büyük hac/ hacc-ı ekber gününde Allah ve Peygamberinden insanlara bir bildiridir: Allah ve Rasûlü müşriklerle ilişkisini kesmiştir. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır; eğer yüz çevirirseniz biliniz ki, siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz. Kâfirlere elem verici azabı müjdele!
Cemal Külünkoğlu
Ve (bu ültimatom her kabileden çok sayıda kişinin bir araya geldiği) büyük hac gününde, insanlara Allah’tan ve Resul’ünden bir bildiridir. (Herkes bilsin ki;) Allah ve Resulü, artık müşriklerden uzaktır. Şu hâlde (Ey müşrikler) eğer tevbe ederseniz; bu, sizin için daha hayırlıdır. Yok, eğer yüz çevirirseniz; bilin ki siz, Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz. (Resulüm!) Küfredenleri elem verici bir azapla müjdele!
Mehmet Türk
Ve (bu âyetler) bu en büyük hac gününde Allah’tan ve Peygamberinden insanlara bir ilandır ki; Allah da Rasûlü de müşriklerden uzaktır. Eğer hemen tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Yok, eğer (bundan) yüz çevirirseniz şunu iyi bilin ki, Allah’ı asla âciz bırakamazsınız. (Ey Muhammed!) Kâfirleri acıklı bir azapla müjdele.
Ancak, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden antlaşma şartlarına uyan hiçbir şeyi size eksik bırakmayan ve sizin aleyhinize herhangi bir kimseye arka çıkmayanlar bu hükmün dışındadır. Onlara verdiğiniz söze, süresi bitinceye kadar riayet ediniz. Allah, sakınanları sever.
Cemal Külünkoğlu
Ancak antlaşma yaptığınız müşriklerden, size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onlarla yaptığınız antlaşmaya, sürenin sonuna kadar bağlı kalın. Şüphesiz ki, Allah, sorumluluk bilinciyle yaşayanları sever.
Mehmet Türk
Ancak müşriklerden sizinle antlaşma yapan sonra da hiç kusur etmeyen ve sizin aleyhinize hiç kimseye arka çıkmayanlar, bunun dışındadır. Siz de onlarla olan antlaşmalarınıza süresi bitinceye kadar uyun. Muhakkak ki Allah, kendisinden hakkıyla sakınanları sever.
Haram aylar çıkınca sizinle savaşan müşrikleri bulduğunuz yerde öldürünüz; onları yakalayınız; onları hapsediniz ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyiniz. Eğer tövbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekâtı da verirlerse, artık onları serbest bırakınız. Allah affedendir; merhamet edendir.
Cemal Külünkoğlu
Haram aylar bitince; (antlaşmaya ihanet eden ve öldürmek niyetiyle size saldıran) müşrikleri kıstırdığınız yerde etkisiz hale getirin. Onları esir alın, tutuklayın, gelip geçecekleri bütün yolları tutun. Eğer tevbe ederler, Hakk’ tan yana olduklarını davranışlarıyla gösterirler ve zekâtı verirlerse kendilerini serbest bırakın. Çünkü Allah bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Mehmet Türk
Şu mühlet olarak verilen aylar bitince o müşrikleri nerede bulursanız bütün köşe başlarını tutarak onlarla ya savaşın ya yakalayıp (esir alın) ya da (yurtlarında) hapsedin. Yok, eğer tevbe eder, namazı dosdoğru ve devamlı kılar ve zekâtı da verirlerse (o zaman) onları serbest bırakın. Çünkü Allah gerçekten çok bağışlayıp, çok esirgeyendir.
Müşriklerden biri senden güvence isterse, Allah'ın kelâmını anlaması için ona fırsat ver; sonra yine Müslüman olmazsa onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaştır. İşte bu müsamaha, onların bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır.
Cemal Külünkoğlu
Eğer müşriklerden biri (ister savaş isterse barış halinde olsun) senden can güvenliği konusunda yardım isterse kendisine can güvenliği sağla (onu korumana al) ki, (senin yanına kaldığı müddetçe) Allah’ın kelamını işitme imkânı bulsun. Sonra da onu kendisinin güvende yaşayabileceği bir yere ulaştır. Çünkü onlar gerçekleri bilmeyen bir topluluktur.
Mehmet Türk
Eğer o müşriklerden birisi senden can güvenliği isterse, Allah’ın kelâmını dinleyebilmesi için, onun can güvenliğini sağla. Sonra da onu güvende olacağı bir yere ulaştır. Çünkü bunlar, gerçekten bilgisiz bir toplumdur.
Şirk koşanların Allah katında ve Peygamber'inin yanında nasıl antlaşmaları olabilir? Ancak Mescid-i Harâm'da antlaştıklarınız hariçtir. Onlar size dürüst davrandıkça siz de onlara dürüst davranınız; çünkü Allah, müttakîleri/sakınanları sever.
Cemal Külünkoğlu
Mescid-i Haram yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınızın dışında, o (sözünden dönen) müşriklerin Allah katında ve Resul’ünün yanında nasıl (geçerli) bir sözleşmeleri olabilir? Şu hâlde o (anlaşmalı olanlar), size karşı (doğru) bir tutum takındıkça, siz de onlara karşı doğru bir tutum takının. Şüphesiz ki Allah, kendisine karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanları sever.
Mehmet Türk
O müşriklerin Allah’la ve Onun elçisiyle herhangi bir antlaşması, nasıl mümkün olabilir ki? Ancak, Mescid-i Haram yakınında antlaşma yaptıklarınız, bunun dışındadır. Bunlar, size karşı dürüst oldukça, siz de onlara karşı dürüst olun. Muhakkak ki Allah kendisinden hakkıyla sakınanları sever.
Evet Allah ve Peygamber'i katında onların nasıl antlaşması olabilir? Eğer onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne and ne de antlaşma gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi razı ederler; fakat kalpleri sizi istemez. Zaten onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.
Cemal Külünkoğlu
(Başka) nasıl olabilirdi ki? Eğer (düşmanlarınız) size üstün gelselerdi (size karşı) ne bir sorumluluk üstleneceklerdi ne de yaptıkları antlaşmayı tanıyacaklardı. (Şimdi de ahde bağlılıktan bahsederek) dilleriyle sizi razı etmeye çalışıyorlar ama kalpleriyle kötülüğünüzü istiyorlar. Zaten onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.
Mehmet Türk
(Allah’ın ve Elçisinin onlarla herhangi bir antlaşması) nasıl mümkün olabilir ki? Eğer size karşı onların ellerine bir fırsat geçse onlar, sizin gözünüzün yaşına bakmadıkları gibi sizin kişisel hukukunuzu da gözetmezler. Sadece sizi dillerinin ucuyla hoşnut etmeye çalışırlar, fakat kalpleri bu kadarına bile râzı olmaz. Çünkü onların çoğunun karakteri bozuktur.
Allah'ın âyetlerini az bir değere sattılar da, böylece insanları Allah yolundan engellediler. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür!
Cemal Külünkoğlu
Basit bir kazanç uğruna Allah’ın ayetlerini gözden çıkardılar ve halkı O’nun yolundan alıkoydular. Gerçekten onların yaptıkları şeyler ne kötüdür.
Mehmet Türk
(Bu karaktersizler) Allah’ın âyetlerini ucuza sattılar ve Onun yolundan hemen dönüverdiler. Onların bu yaptıkları, gerçekten kendilerine ne kadar ağıra mâloldu.
Tövbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse artık onlar dinde kardeşlerinizdir. Biz, anlayacak bir topluluğa âyetlerimizi böyle açıklıyoruz.
Cemal Külünkoğlu
Eğer tevbe ederler (ve bu tevbenin göstergesi olan) namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı hakkıyla verirlerse sizin din kardeşleriniz olurlar. Biz ayetlerimizi, bilen bir topluluk için böyle açık seçik ortaya koyarız.
Mehmet Türk
(Ama) eğer bunlar tevbe eder, namazı dosdoğru ve devamlı kılar, zekâtı verirlerse işte o zaman dinde kardeşleriniz olurlar. (İşte) Biz, bilip anlamak isteyen bir topluluk için âyetleri böyle ayrıntılı olarak açıklarız.
Antlaşmalarından sonra yeminlerini bozar ve dininize saldırırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşınız! Çünkü onların yeminleri yoktur. Böyle yaparsanız umulur ki yaptıklarına son verirler.
Cemal Külünkoğlu
Ve eğer antlaşmalardan sonra, yine yeminlerini bozarlarsa ve dininize saldırırlarsa, bu durumda küfrün önderleriyle savaşın. Çünkü onlar, yeminlerine riayet etmeyen kimselerdir. O zaman belki (azgınlıklarından) vaz geçerler.
Mehmet Türk
Eğer verdikleri sözden sonra yeminlerini bozar ve dininize tekrar dil uzatmaya kalkarlarsa o küfür öncüleriyle, derhal savaşın. Artık (küfürlerinden) vazgeçinceye kadar onların yeminlerinin de bir anlamı yoktur.
Yeminlerini bozan, Peygamber'i yurdundan çıkarmaya gayret eden bir topluluğa karşı savaşmayacak mısınız? Üstelik size saldırıyı önce onlar başlattı. Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer müminler iseniz, biliniz ki asıl çekinilmesi gereken Allah'tır.
Cemal Külünkoğlu
(Ey inananlar!) Yeminlerini bozan, resulü (yurdundan) çıkarmak için ellerinden geleni yapan ve üstelik size (sıcak) saldırıyı ilk defa kendileri başlatan bir topluluğa karşı savaşmaktan geri mi duracaksınız? Onlardan (yoksa) korkuyor musunuz? Eğer inanıyorsanız, bilin ki, Allah(’ın azabı) korkulmaya daha layıktır.
Mehmet Türk
(Ey mü’minler!) Yeminlerini bozan, Peygamber’i yurdundan çıkarmaya kalkışan ve üstelik ilk önce size saldırmaya başlayan bir topluma karşı hiç savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer siz (gerçek) mü’minler iseniz, şunu iyi bilin ki Allah kendisinden korkmanıza daha lâyıktır.
Onlarla savaşınız ki, Allah sizin ellerinizle cezalandırsın, rezil etsin onları; sizi onlara karşı galip kılsın ve mümin toplumun kalplerini ferahlatsın!
Cemal Külünkoğlu
14-15.Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın, onları rezil etsin, sizi onlara galip kılsın ve inanan toplumun kalplerini ferahlatsın. Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah (insanların iyi niyet ve amellerine göre) dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Türk
(Ey mü’minler!) Siz onlarla savaşın ki, Allah da sizin ellerinizle onları cezâlandırsın, onları rezil etsin, sizi onlara galip getirsin ve mü’min toplumun gönüllerini ferahlandırsın.
Kâfirlerin kalplerinden öfkeyi gidersin. Allah dileyenin tövbesini kabul eder. Allah bilendir; hikmet sahibidir.
Cemal Külünkoğlu
14-15.Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın, onları rezil etsin, sizi onlara galip kılsın ve inanan toplumun kalplerini ferahlatsın. Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah (insanların iyi niyet ve amellerine göre) dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Türk
Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. Böylece Allah dilediğine tevbeyi nasip eder. Gerçekten Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
Yoksa Allah sizden, cihad edip Allah, Peygamber ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan, kendi halinize bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Cemal Külünkoğlu
(Ey inananlar!) Yoksa siz, içinizden cihad edip Allah’tan, Resulünden ve mü’minlerden başkasını dost (ve yardımcı) edinmeyenleri ortaya çıkarmadan (refah içinde yaşayarak kendi halinize) bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
Mehmet Türk
Yoksa siz Allah’ın içinizden cihad edenleri ve Allah’tan, Peygamberinden ve Müslümanlardan başka kimseyi kendisine dost edinmeyenleri, bilip (ortaya) çıkarmadan, kendi halinize bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Oysa Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.
Müşrikler, kendilerinin kâfirliğine bizzat şahitlik ederken, Allah'ın mescidlerini imar etme yükümlülüğüne sahip değillerdir. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir ve onlar ateşte süreli kalacaklardır.
Cemal Külünkoğlu
Hakkı inkâr ettiklerine bizzat kendileri şahitken, Allah’ın mescitlerini onarmalarına (ve bunu istemelerine hak ve yetkileri) yoktur. İşte onların yaptıkları boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedi kalacaklardır.
Mehmet Türk
Kendi kâfirliklerini kendileri bilip dururlarken müşriklerin Allah’ın mescidlerini imar etmeleri, kesinlikle mümkün değildir. İşte onlar, bütün yaptıkları boşa giden ve cehennem ateşi içerisinde ebedî olarak kalacak kimselerdir.
Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve âhiret gününe iman eden, namazını dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimse imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.
Cemal Külünkoğlu
Allah’ın mescitlerini; ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı ikame eden, zekâtı veren ve Allah’(ın azabın)dan başka hiçbir şeyden korkmayan onarır. İşte, hidayete erenlerden oldukları umulanlar bunlardır.
Mehmet Türk
Allah’ın mescidlerini, ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namazı dosdoğru ve devamlı kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başka kimseden korkmayanlar imar ederler. İşte gerçekten dosdoğru yol üzere oldukları umulanlar bunlardır.
Ey müşrikler! Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Harâm'ı onarmayı, Allah'a ve âhiret gününe iman edip de Allah yolunda cihad edenlerin imanıyla bir mi tutuyorsunuz? Halbuki onlar Allah katında eşit değillerdir. Allah, zâlimler topluluğunu hidayete erdirmez.
Cemal Külünkoğlu
(Siz ey müşrikler! Alışkanlık haline getirdiğiniz Kâbe’de) Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ın bakım ve onarımını üstlenmeyi; Allah’a ve ahiret gününe inanan ve Allah yolunda cihat edenle(rin yaptığı işler)le bir mi tutuyorsunuz? Allah katında bunlar asla bir olamazlar. Ve Allah, (kendisine eş koşan) zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.
Mehmet Türk
(Ey müşrikler!) Siz hacılara su dağıtma ve Kâbe’yi onarma işiyle, Allah’a ve âhiret gününe îman edip, Allah yolunda cihad edenlerin yaptığı işi bir mi tutuyorsunuz? Bunlar Allah katında asla eşit olamazlar. Ve Allah zâlim bir toplumu, asla dosdoğru yola ulaştırmaz.
İman edip de hicret edenlerin, Allah yolunda mal ve canlarıyla cihad edenlerin mertebeleri Allah katında daha üstündür. Kurtuluşa erenler de işte, onlardır.
Cemal Külünkoğlu
(Allah’a, elçisine ve gönderdiği kitaba yürekten) inanan, (sonra da onların istediği gibi bir hayat yaşamak için) hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanların, Allah katında dereceleri çok büyüktür. İşte gerçek kurtuluşa erenler onlardır.
Mehmet Türk
Çünkü îman ve hicret edip mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad edenler, Allah katında en büyük dereceye sahip kimselerdir. Ve gerçekten kazananlar da bunlardır.
Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi dost edinmeyiniz. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.
Cemal Külünkoğlu
Ey inananlar! Eğer küfrü imana tercih ederlerse (ve İslâm’a karşı bir mücadelenin içinde olurlarsa), babalarınızı ve kardeşlerinizi bile veli edinmeyin! İçinizden kim(ler) onları (küfrü imana tercih ettikten sonra) veli edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.
Mehmet Türk
Ey îman edenler! (Başkaları şöyle dursun) eğer babalarınız ve kardeşleriniz dahi îmana karşılık, küfrü tercih ederlerse, onları bile dost edinmeyin. Sizden her kim, onları dost edinirse işte onlar, zâlimlerin ta kendileridir.
De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım ve akrabanız, kazandığınız mallar, kaybolmasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, Peygamber'inden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini yerine getirinceye kadar bekleyiniz. Allah, fâsıklar topluluğunu doğru yola erdirmez.
Cemal Külünkoğlu
De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden meskenler sizlere Allah’tan, O’nun resulünden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli geliyorsa, artık Allah’ın (azap) emri gelinceye kadar bekleyin. Şüphe yok ki Allah, günaha batmış bir topluluğu asla doğru yola erdirmez.”
Mehmet Türk
(Ey Muhammed!) Onlara: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabalarınız, kazandığınız mallarınız, kötü gitmesinden korktuğunuz ticaretiniz, hoşlandığınız köşkler, size Allah ve Rasûlünden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimli geliyorsa, (işte o zaman) Allah’tan size bir belânın gelmesini bekleyin. Ve (şunun iyi bilin ki) Allah böyle fasık bir toplumu, asla dosdoğru yola ulaştırmaz.” de.
Yemin olsun ki, Allah size birçok yerde yardım etti. Huneyn Savaşı'nda da size yardım etti. Hani çokluğunuz sizi böbürlendirmiş, fakat bu hal, sizi hezimete uğramaktan kurtaramamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonunda gerisin geri dönmüştünüz.
Cemal Külünkoğlu
Andolsun ki; Allah, size (samimiyetinizden dolayı) birçok yerde ve Huneyn (savaşı) gününde yardım etmişti. Hani, çokluğunuz sizi böbürlendirmişti de size bir faydası olmamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Sonra gerisin geri dönüp gitmiştiniz.
Mehmet Türk
(Ey îman edenler!) Gerçekten Allah size birçok yerde yardım ettiği gibi, o çokluğunuzla gururlanıp da size bir faydası olmayıp, yeryüzünün tüm genişliğine rağmen başınıza dar geldiği, sonra da bozguna uğrayarak geri çekilip kaçmaya başladığınız Huneyn gününde de yardım etmişti.
Sonra Allah, Peygamber'in ve müminlerin üzerine güven duygusunu indirdi. Sizin görmediğiniz ordular indirdi de kâfirlere azap etti. İşte bu, o kâfirlerin cezasıdır.
Cemal Külünkoğlu
(Bu bozgundan) sonra Allah, Resulünün ve mü’minlerin üzerine sekinetini (kalplere huzur ve güven veren rahmetini) indirdi, görmediğiniz ordular gönderdi ve Hakka karşı direnenleri de azaba uğrattı. İşte inkârda direnenlerin cezası budur!
Mehmet Türk
Sonra Allah elçisine ve mü’minlere, korkularını gideren bir sükûnet verdi ve (gözlerinizle) görmediğiniz ordular indirerek kâfirleri azaba uğrattı. İşte bu, o kâfirlerin cezâsıdır.
Ey iman edenler! Biliniz ki müşrikler sadece bir pisliktir. Artık onlar bu yıllardan sonra Mescid-i Harâm'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan endişe ederseniz, Allah dilerse kendi lütfundan sizi zengin edecektir. Allah bilendir; hikmet sahibidir.
Cemal Külünkoğlu
Ey inananlar! (Bilin ki) müşrikler ancak birer murdardır (soyut pisliktir). Bu yüzden, bu yıl (yaptıkları hac)larından (Hicretin dokuzuncu yılından) sonra artık Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer (onların Kâbe’ye gelmemesinden dolayı) yoksul olmaktan korkarsanız, (biliniz ki) Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Türk
Ey îman edenler! Müşrikler birer pislikten başka bir şey değildir. Artık bu yıldan sonra, Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, biliniz ki Allah, dilerse ileride sizi, kendi lütfundan zenginleştirecektir. Gerçekten Allah, (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, Allah ve Peygamber'inin haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, boyun büküp kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşınız.
Cemal Külünkoğlu
Allah’a ve ahiret gününe inanmayanlarla, Allah’ın ve O’nun elçisinin haram kıldığını haram kabul etmeyenlerle, kendilerine kitap verilenlerden hak dini din olarak benimsemeyenlerle (size karşı savaş başlatırlarsa), boyun eğerek kendi elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın!
Mehmet Türk
(Ey îman edenler!) Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Peygamberinin haram kıldığını haram kabul etmeyen ve hak din olan (İslâm’ı) din edinmeyen kimselerle; zelil olup, himâye altına girmelerinin karşılığı olarak cizye verecek hale gelinceye kadar, savaşın.
Yahudiler, “Üzeyir, Allah'ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar da, “Mesîh, Allah'ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarında geveledikleri sözlerdir. Sözlerini daha önce kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da döndürülüyorlar!
Cemal Külünkoğlu
Yahudiler: “Üzeyir, Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar ise: “İsa Mesih, Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkâr etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah, onları kahretsin! Nasıl da haktan çevriliyorlar!
Mehmet Türk
Yahûdîler, “Üzeyr Allah’ın oğlu” dediler, Hıristiyanlar da “Mesih Allah’ın oğlu” dediler. Bu, onların kendilerinden önceki kâfirlerin sözlerine benzeterek ağızlarıyla uydurdukları bir sözdür. Allah onları kahretsin. Onlar, (dünyada haktan) işte böyle çevriliyorlar.
Yahudiler Allah'ı bırakıp bilginlerini, hahamlarını; Hıristiyanlar da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh'i rabler edindiler. Halbuki onlara sadece tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O'ndan başka tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.
Cemal Külünkoğlu
(Yahudiler) Allah’la beraber (aşırı yücelttikleri din adamları olan) hahamlarını ve (Hıristiyanlar da aynı şekilde kendi) rahiplerini Allah’tan ayrı birer Rab konumuna getirdiler. Meryem oğlu (İsa) Mesih’i de (zaten Allah’ın oğlu ilan ederek) rab edinmişlerdi. Hâlbuki onlara yalnız bir tek ilah (olan Allah’)a kulluk etmeleri emredilmiştir. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır/yücedir.
Mehmet Türk
Onlar Allah’ın dışında ayrıca hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i kendilerine Rabler edindiler. Hâlbuki onlar tek olan ve kendisinden başka ilâh bulunmayan Allah’a ibâdet etmekle emrolunmuşlardı. Allah onların kendisine ortak koştukları şeylerden uzaktır.
Müşrikler hoşlanmasalar da dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamber'ini hidayet ve hak din ile gönderen O'dur.
Cemal Külünkoğlu
Müşrikler istemese de Allah, dini (İslam’ı) bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayetle ve hak dinle gönderendir.
Mehmet Türk
Müşriklerin hoşuna gitmese de kendi dinini bütün dinlere üstün kılmak üzere elçisini size, en doğru yolu gösteren (Kur’an) ve “Hak din” ile gönderen, O (Allah)’tır.
Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu insanların mallarını haksız yollardan yerler ve Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele!
Cemal Külünkoğlu
Ey inananlar! Doğrusu (Yahudi) hahamların ve (Hıristiyan) rahiplerin pek çoğu insanların mallarını haksızlıkla yerler ve (onları) Allah yolundan alıkoyarlar. (Bir de) altını ve gümüşü biriktirip, Allah yolunda harcamayanlar var ya, işte onları pek acıklı bir azapla müjdele!
Mehmet Türk
Ey îman edenler! Şu bir gerçektir ki, hahamlar ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yere yerler ve (onları) Allah’ın yolundan saptırırlar. Bir de altın ve gümüşü, hazineye doldurup da onları, Allah yolunda harcamayanlar var ya işte onları, acıklı bir azap ile müjdele!
O gün cehennem ateşinde bunların derileri kızdırılıp pul pul dökülür; bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanır ve onlara denilir ki: “İşte bu, kendiniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık yığdığınız şeylerin azabını tadınız.”
Cemal Külünkoğlu
O gün (biriktirdikleri altın ve gümüşler) cehennem ateşinde kızdırılacak da onlarla alınları, yan tarafları ve sırtları dağlanacak ve kendilerine: “Bunlar biriktirdiğiniz altın ve gümüşlerdir. Hadi tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı” (denilecek).
Mehmet Türk
O gün o altın ve gümüşler üzerlerine cehennem ateşi yakılarak kızdırılacak, bunlarla o kimselerin alınları, yanları ve sırtları dağlanacak ve (onlara): “İşte bu, kendiniz için sakladığınız şeylerdir. Haydi, hemen ondan tadın bakalım! O saklayıp durduklarınız neymiş bir görün!” denilecek.
Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır/savaşın yasak olduğu aylardır. İşte Allah'ın sapasağlam yasası budur. O aylar içinde kendinize zulmetmeyiniz ve müşrikler nasıl sizinle topyekün savaşıyorlarsa siz de onlara karşı topyekün savaşınız. Biliniz ki Allah müttakîlerle/sakınanlarla beraberdir.
Cemal Külünkoğlu
Şüphesiz gökleri ve yeri yarattığı günden beri koyduğu yasalar uyarınca Allah katında ayların sayısı on iki aydır. Bunlardan dördü haram olan (hürmet gereken Muharrem, Receb, Zilkâde ve Zilhicce) aylarıdır. İşte doğru hesap budur. O halde onlarda (Allah’ın koyduğu yasağı delerek) nefislerinize zulmetmeyin. Müşrikler sizinle nasıl toplu olarak savaşıyorlarsa, siz de onlarla (öylece) toplu olarak savaşın ve bilin ki Allah (kötülükten) sakınanlarla beraberdir.
Mehmet Türk
Doğrusu, Allah katında ayların sayısı; Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günden beri geçerli olan evrensel yasasına göre, bunlardan dördü haram aylar olmak üzere, on ikidir. İşte (Allah’ın koyduğu) dosdoğru yasa, budur. Sakın bu aylarda (yasakları çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin. Müşriklerin sizinle topyekûn savaştıkları gibi siz de onlarla topyekûn savaşın. Şunu iyi bilin ki Allah kendisinden hakkıyla sakınanlarla beraberdir.
Haram ayını başka bir aya ertelemek, küfürde daha ileri gitmektir. İnkâr edenler onunla saptırılır. O haram ayını bir yıl helâl sayarlar, bir yıl haram sayarlar ki, Allah'ın haram kıldığının sayısını denk getirip, Allah'ın haram kıldığını helâl yapsınlar. Yaptıkları işin kötülüğü, kendilerine süslü gösterildi. Allah kâfirler toplumuna yol göstermez.
Cemal Külünkoğlu
(Savaşmak için) haram ayların yerini değiştirip sonraya bırakmak, küfrün ileri noktasıdır ki, onunla inkârcılar (daha derin bir) sapıklığa düşüyorlar. Allah’ın kutsal saydığı ayların sayısını bozmak ve O’nun haram kıldığını helal kılmak için (haram ayını) bir yıl helal, bir yıl da haram sayarlar. (Böylelikle) Allah’ın haram kıldığını helal kılmış olurlar. Yaptıklarının kötülüğü kendilerine çekici ve süslü gösterilmiştir. Allah, küfre batan bir topluluğu (kötü niyet ve eyleminden dolayı) doğru yola iletmez.
Mehmet Türk
O, haram ayları ertelemek (demek olan nesî’,) kâfirlerin kendisiyle saptırıldığı, küfürde bir aşırılıktan başka bir şey değildir. Onlar, Allah’ın haram kıldığına, sayı bakımından uygun göstermek için onu bir yıl helal, bir yıl haram kılıyorlar. Böylelikle Allah’ın haram kıldığını (akıllarınca) helal kılmış oluyorlar. İşte (böylece) onların kötü işleri, kendilerine (kendi nefisleri tarafından) güzel gösterilmiştir. Allah kâfir bir toplumu asla dosdoğru yola ulaştırmaz.
Ey insanlar, size ne oldu ki “Allah yolunda topluca savaşa çıkın!” denildiği zaman olduğunuz yere çakılıp kalıyorsunuz? Âhiret yerine dünya hayatına mı razı oldunuz? Ama dünya hayatının malı âhiretin yanında pek azdır.
Cemal Külünkoğlu
Ey inananlar! Size ne oluyor ki: “Allah yolunda seferber olun (savaşa çıkın)!” denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Yoksa ahiretten (vazgeçip yalnız) dünya hayatına mı razı oldunuz? (Unutmayın ki) dünya hayatının nimeti ahirete oranla pek azdır.
Mehmet Türk
Ey îman edenler! Size ne oldu ki, “Allah yolunda topluca savaşa çıkın.” denilince, olduğunuz yere çakılıp kaldınız. Yoksa dünya hayatını âhirete mi tercih ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının geçici kazançları, âhiretin yanında ancak pek az bir şeydir.
Eğer gerektiğinde topluca savaşa çıkmazsanız, Allah size acı bir şekilde azap eder ve yerinize sizden başka bir topluluk getirir; sizler bu hususta Allah'a engel olamazsınız. Allah, her şeye gücü yetendir.
Cemal Külünkoğlu
Eğer (emrolunduğunuz bu savaşa) seferber olup çıkmazsanız, (Allah) sizi elem verici bir azapla cezalandırır ve yerinize başka bir millet getirip koyar da siz ona hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye gücü yetendir.
Mehmet Türk
Eğer topluca savaşa katılmazsanız, Allah sizi acıklı bir azaba uğratır, yerinize başka bir toplumu getirir ve siz o (Peygambere) hiçbir zarar veremezsiniz. Çünkü O (Allah’ın) gücü, kesinlikle her şeye yeter.
Eğer siz Peygambere yardım etmezseniz, iyi biliniz ki, Allah ona yardım etmişti: Hani iki kişiden biri olduğu halde, inkâr edenler kendisini Mekke'den çıkardıkları sırada ikisi mağarada iken arkadaşına, “Üzülme, Allah bizimle beraberdir!” diyordu. Bunun üzerine Allah, ona güven duygusunu indirmiş ve kendisini sizin görmediğiniz ordularla desteklemişti de inanmayanların sözünü alçaltmıştı. Yüce olan yalnızca Allah'ın sözüdür. Allah daima üstündür, işlerini yerli yerinde yapandır.
Cemal Külünkoğlu
Eğer siz (Allah yolunda savaşa çıkarak) o (nebi)ye yardım etmezseniz (mühim değil, Allah ona yardım edecektir). Hani vaktiyle inkârcılar onu iki kişiden biri olarak (Ebu Bekir’le birlikte Mekke’den) çıkardıkları zaman, ona Allah yardım etmişti. Onlar (Sevr dağında) mağarada bulunurken, o arkadaşına: “Tasalanma, çünkü Allah bizimle beraberdir” demişti. Bunun üzerine Allah da o(na yardım etmiş ve arkadaşının kalbi)ne huzur ve güven indirmişti. Ve onu görmediğiniz ordularla desteklemişti. Böylece inkâr edenlerin sözünü (davasını) alçaltmıştı. Allah’ın sözü en yücedir. Çünkü Allah üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Türk
Eğer siz o (Peygamber’e) yardım etmezseniz, (bilin ki) Allah, ona yardım eder. (Tıpkı) kâfirlerin onun Mekke’den çıkmasına sebep oldukları vakit, ikisi mağarada iken o iki kişiden ikincisi, arkadaşına: “Üzülme, çünkü Allah, bizimle beraberdir.” deyince Allah’ın, onun kalbine sükûnet indirdiği ve onu, sizin görmediğiniz bir orduyla desteklediği gibi. Ve böylece Allah, o zaman kâfirlerin sözünü alçalttı. Allah’ın sözü ise (sözlerin) en yücesidir. Şüphesiz Allah, çok şerefli, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
Şartlar zor da kolay da olsa mutlaka seferber olunuz ve Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihad ediniz. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
Cemal Külünkoğlu
(Ey inananlar!) Kolay da olsa zor da olsa savaşa çıkın ve mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda yürekten çaba gösterin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
Mehmet Türk
(Ey îman edenler! Sizin için) kolay da olsa, zor da olsa mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.
Eğer kolay elde edilebilecek bir dünya malı ve kısa sürecek bir yolculuk olsaydı, o münafıklar mutlaka sana uyup peşinden gelirlerdi. Fakat meşakkatli yol onlara uzun göründü. Gerçi onlar, “gücümüz yetseydi mutlaka sizinle beraber sefere çıkardık” diyerek kendilerini helâk edercesine, Allah'a yemin edecekler. Oysa Allah onların mutlaka yalan söylediklerini biliyor.
Cemal Külünkoğlu
Eğer o (cihad) kolay bir kazanç ve normal bir yolculuk olsaydı elbette senin arkana düşerlerdi. Fakat o meşakkatli (mesafe) onlara uzak geldi. Gerçi onlar: “Gücümüz yetseydi herhalde biz de sizinle beraber çıkardık” diye yemin edecekler. Onlar bu yalanla kendilerini felakete sürüklüyorlar. Allah, onların yalancı olduklarını elbette bilmektedir.
Mehmet Türk
(Ey Muhammed!) Eğer o (Tebük) seferi, bol kazançlı ve kolay bir sefer olsaydı, onlar mutlaka senin peşine düşer gelirlerdi. Fakat bu sıkıntılı (yolculuk) onlara uzun geldi. Bununla beraber bir de: “Bizim de gücümüz yetseydi, sizinle beraber kesinlikle sefere çıkardık.” diye Allah adına yemin ederek kendilerini helâk edecekler. Hâlbuki Allah onların gerçekten yalancı olduklarını çok iyi biliyor.
Allah seni affetsin. Doğru söyleyenler sana iyice belli olup yalancıları bilinceye kadar, onlara niçin izin verdin?
Cemal Külünkoğlu
Allah, seni affetsin! Doğru söyleyenler sence iyice bilinip, yalancılar belli oluncaya kadar (beklemeden seferden geri kalmaları için) onlara neden izin verdin?
Mehmet Türk
Allah senin (geçmiş-gelecek) bütün günâhlarını bağışladı. Sen kimin doğru söylediği tam belli olmadan, yalancıların kimler olduğunu iyice bilmeden, onlara niçin izin verdin?
Allah'a ve âhiret gününe iman edenler, mal ve canlarıyla savaşmaktan geri kalmak için senden izin istemezler. Allah takvâ sahiplerini bilir.
Cemal Külünkoğlu
Allah’a ve ahiret gününe inananlar, mallarıyla canlarıyla savaşmaktan (geri kalmak için) senden izin istemezler. Allah, emrine uygun olarak yaşayanları çok iyi bilir.
Mehmet Türk
Allah’a ve âhiret gününe inananlar mallarıyla ve canlarıyla cihadı (sevdikleri için) senden asla izin istemezler. Allah, kendisinden hakkıyla sakınanları çok iyi bilir.
Senden, ancak Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, gönüllerini şüpheye kaptıran kimseler geri kalmak için izin ister.
Cemal Külünkoğlu
Ancak Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp kendileri de o şüphelerinin içinde bocalayan kimseler (savaşa katılmamak için) senden izin isterler.
Mehmet Türk
Senden izin isteyenler, ancak Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, kalplerini şüphe kaplamış ve bu çelişkiler içerisinde bocalayıp duran, kimselerdir.
Eğer onlar savaşa çıkmak isteselerdi ona bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların davranışlarını çirkin gördü ve onları alıkoydu; onlara, “Âciz olanlarla beraber oturunuz” denildi.
Cemal Külünkoğlu
Eğer onlar (gerçekten) sefere çıkmak isteselerdi, bunun için hazırlık yaparlardı. Fakat Allah, (korkaklıkları yüzünden) sefere çıkmaya kalkışmalarını istemediği için onları böyle bir girişimden alıkoydu. Kendilerine: “Peki, (sizler de kadın, çocuk, yaşlı ve hasta gibi) oturanlarla beraber evlerinizde oturun bakalım” denildi.
Mehmet Türk
Eğer onlar sizinle beraber (savaşa) çıkmak isteselerdi, elbette ona ciddi bir şekilde hazırlık yaparlardı. Fakat Allah, onların davranışlarını çirkin görüp onları yoldan alıkoydu ve (kendilerine): “Siz de evlerinde oturan (kadın ve çocuklarla) beraber, oturun bakalım!” denildi.
Şayet onlar sizinle beraber savaşa çıkmış olsalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmazdı ve fitne çıkarmak için aranıza koşarlardı. İçinizde onlara kulak verenler vardır. Allah, haksızlık yapanları bilir.
Cemal Külünkoğlu
Eğer onlar da sizinle beraber (sefere) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek için aranızda koşuşturacaklardı. Aranızda onları dinleyecek kişiler de vardı. Allah, o zalimleri hakkıyla bilendir.
Mehmet Türk
Onlar eğer sizinle beraber (savaşa) çıksalardı, zâten bozgunculuk yapmaktan başka işe yaramayacaklar ve aranıza fitne sokmak için uğraşacaklardı. Hatta içinizde, onların sözlerine kanacaklar da vardı. Allah zâlimleri çok iyi bilir.
Aslında onlar, daha önce de karışıklık çıkarmak istemişlerdi; sana karşı birtakım işler çeviriyorlardı. Sonunda gerçek ortaya çıktı ve beğenmedikleri halde Allah'ın buyruğu üstün geldi.
Cemal Külünkoğlu
Gerçekten onlar daha önce de fitne çıkarmak istemişler, sana karşı çeşitli entrikalar çevirmişlerdi. Nihayet hak yerini buldu ve Allah’ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı.
Mehmet Türk
Şurası kesindir ki bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana karşı bir takım işler çevirdiler. Sonunda onlar istemeseler de hak yerini buldu ve Allah’ın emri galip geldi.
Onlardan, “Bana izin ver, beni denemeye kalkma!” diyenler vardır. Dikkat ediniz ki, onlar zaten denenmektedirler. Cehennem, inkârcıları kuşatmıştır.
Cemal Külünkoğlu
Onlardan bazıları da: “Bana izin ver (bu savaştan geri kalayım), beni fitneye (günaha) düşürme!” diyor. Haberiniz olsun ki, onlar zaten fitneye düşmüşlerdir. Şüphe yok ki cehennem, inkârcıları mutlaka kuşatacaktır.
Mehmet Türk
İçlerinden bir kısmı: “Bana izin ver, başımı derde sokma.” diyordu. Böylece başlarını asıl kendileri derde soktular. Oysa cehennem, o kâfirleri elbet bir gün mutlaka kuşatacaktır.
Sana bir iyilik gelirse, onların ağırına gider. Eğer sana bir kötülük gelse, “Biz önceden önlemimizi aldık” deyip, sevinerek geri dönerler.
Cemal Külünkoğlu
Eğer sana (zafer gibi) bir iyilik erişirse; bu (durum) onları üzer. Eğer başına bir kötülük gelse: “Biz, (savaşa katılmayarak) baştan tedbirimizi almıştık (bizi ilgilendirmez)” diyerek (sizi sıkıntılarla baş başa bırakarak) keyif içerisinde dönüp giderler.
Mehmet Türk
Eğer sana bir iyilik dokunursa, onların ağırına gider. Yok, eğer sana bir kötülük dokunursa: “İyi ki biz, önceden tedbirimizi almışız.” derler ve sevinerek (kâfirlerin tarafına) dönüverirler.
De ki: “Allah'ın bize yazdığından başkası başımıza gelmez. O, bizim sıkı dostumuzdur.” İnananlar sadece Allah'a güvensinler.
Cemal Külünkoğlu
De ki: “Allah’ın bizim için takdir ettiği şeylerden başkası bize asla isabet etmez. O, bizim yardımcımızdır/dostumuzdur. Onun için inananlar yalnız Allah’a güvensinler.”
Mehmet Türk
(Ey Muhammed!): “Bizim başımıza, ancak Allah’ın bizim lehimize takdir ettiği şeyler gelir. O, bizim sahibimizdir. Öyleyse îman edenler, sadece Allah’a tevekkül etsinler.” de.
De ki: “Bize ancak iki güzel şeyden birinin gelmesini mi bekliyorsunuz? Oysa biz, Allah'ın kendi katından veya bizim elimizle sizi azaba uğratmasını bekliyoruz. Öyle ise bekleyiniz, biz de doğrusu sizinle birlikte beklemekteyiz.”
Cemal Külünkoğlu
(Onlara) de ki: “Siz bizim için iki güzellikten (şehitlik veya zaferden) birinin dışında başka bir şey mi beklemektesiniz? Biz ise Allah’ın, ya (doğrudan doğruya) kendi tarafından veya bizim ellerimizle sizi cezalandırmasını bekliyoruz. Bekleyin bakalım (neler olacakmış), biz de (sizinle beraber akıbetinizin ne olacağını) bekliyoruz!”
Mehmet Türk
(Bir de onlara): “Siz, bizim için (şehitlik veya gazilik gibi) iki güzellikten (şehitlik olan) birincisini beklersiniz. Biz ise sizin için; Allah’ın kendi katından veya bizim elimizle indireceği azabı bekliyoruz. Şimdilik bekleyin bakalım biz de sizinle beraber (başınıza gelecekleri) bekliyoruz.” de.
De ki: “İster gönüllü, ister zorla veriniz; nasıl olsa sizden kabul edilmeyecektir. Çünkü siz yoldan çıkmış bir topluluksunuz.”
Cemal Külünkoğlu
(O münafıklara) de ki: “(Gösteriş için harcadıklarınızı) ister gönüllü verin isterse gönülsüz, sizden asla kabul olunmayacaktır. Çünkü siz, gerçekten yoldan çıkan bir kavim oldunuz.”
Mehmet Türk
(O münâfıklara): “(Sadakalarınızı) ister gönüllü, ister gönülsüz verin (fark etmez). O verdiğiniz sadakalar, asla kabul edilmeyecektir. Çünkü siz, fasık bir toplum oldunuz.” de.
Verdiklerinin kabul olmasına engel olan hususlar, özellikle Allah'ı ve Peygamberini inkâr etmeleri, namaza üşenerek gelmeleri ve istemeyerek sadaka vermeleridir.
Cemal Külünkoğlu
Onların harcamalarının kabul edilmemesinin nedeni, Allah ve Allah’ın mesajlarını tebliğ eden Elçisine nankörlük etmeleri, namaza üşenerek gelmeleri ve verdiklerini de istemeye istemeye vermeleridir.
Mehmet Türk
Onların sadakalarının kabul olunmamasının sebebi; onların Allah’ı ve Rasûlünü inkâr etmeleri, namaza üşenerek gelmeleri ve sadakalarını da gönülsüzce vermeleridir.
Artık, onların malları ve çocukları da seni imrendirmesin! Allah bunlarla, onlara dünya hayatında azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını ister.
Cemal Külünkoğlu
Artık onların (kendilerine sınamak için verdiğimiz) malları ve çocukları sakın seni hayrete düşürmesin! Allah bütün bu (baştan çıkarıcı imkâ)nlarla onları bu dünya hayatında (yaptıklarından dolayı) cezalandırmak istemekte ve canlarının kâfir olarak çıkmasını murad etmektedir.
Mehmet Türk
Onların malları da çocukları da sakın seni imrendirmesin. Çünkü Allah, bunlarla sadece onlara dünya hayatında azap etmeyi ve onların, kâfir olarak canlarının çıkmasını istiyor.
Mutlaka sizden olduklarına dair Allah'a yemin ederler. Halbuki onlar sizden değildir, fakat onlar korkak bir topluluktur.
Cemal Külünkoğlu
(O münafıklar) mutlaka sizden (yana) olduklarına dair Allah’a yemin ederler. Hâlbuki onlar sizden (taraf) değillerdir, ancak (onlar) korkularından öyle söyleyen bir topluluktur.
Mehmet Türk
Bir de onlar, asla sizden olmadıkları halde sizden olduklarına dâir Allah adına yemin de ederler. İşte bu, onların (sizden) ödleri patlayan bir toplum olduklarından dolayıdır.
Eğer sığınacak bir yer veya barınacak mağaralar ya da girilecek bir delik/kovuk bulsalardı, koşarak o tarafa yönelip giderlerdi.
Cemal Külünkoğlu
Eğer (sizden kaçıp) sığınabilecekleri (güvenli) bir yer, (barınabilecekleri) bir mağara hatta (başlarını sokabilecekleri) bir delik bulsalardı muhakkak ki onlar koşarak oralara yönelirlerdi.
Mehmet Türk
Eğer onlar, (sizden korunmak için) sığınılacak bir yer yahut (barınacakları) mağaralar ya da (başlarını) sokacakları bir delik bulsalardı, hemen oraya topluca kaçarlardı.
Onlardan sadakaların taksimi hususunda seni ayıplayanlar da vardır. Sadakalardan onlara da verilirse razı olurlar, şayet bunlardan kendilerine verilmezse hemen kızarlar.
Cemal Külünkoğlu
Onlardan kimi de zekâtlar(ın bölüştürülmesi hususun)da sana dil uzatır. Eğer o sadakalardan kendilerine pay verilse hoşlanırlar, onlardan kendilerine pay verilmezse hemen kızarlar.
Mehmet Türk
(Ey Muhammed!) Onlardan ganîmetlerin dağıtımı hakkında sana dil uzatanlar da var. Onlar, eğer o sadakalardan kendilerine bir pay verilirse hoşlanırlar, onlardan kendilerine bir pay verilmeyince de hemen kızarlar.
Eğer onlar, Allah ve Peygamberinin kendilerine verdiğine razı olup, “Allah bize yeter, yakında bize Allah da lütfundan verecek, Rasûlü de. Biz, Allah'a düşkün kimseleriz ” deselerdi kendileri için daha hayırlı olurdu.
Cemal Külünkoğlu
Eğer onlar Allah ve Resulünün kendilerine verdiğine razı olsalardı ve: “Allah bize yeter, Allah bolluk ve bereketinde dilediğini bize verecektir, Resulü de bize verilmesini (sağlayacaktır), biz umudumuzu yalnız Allah’a bağlamışız” deselerdi (bu elbetteki kendileri hakkında daha iyi olurdu).
Mehmet Türk
Keşke onlar, Allah’ın ve Rasûlünün kendilerine verdiğine râzı olsalar da: “Bize Allah yeter. İleride Allah ve Rasûlü, lütfundan bize de verir. Biz, bütün umudumuzu yalnız Allah’a bağlamış kimseleriz.” deselerdi, kendileri hakkında çok daha iyi olurdu.
Sadakalar/zekâtlar Allah'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, zekât memurlarına, gönülleri ısındırılmış olanlara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolda kalana/toplumun bitirilemeyen işlerine aittir. Allah hakkıyla bilen, işini yerli yerince yapandır.
Cemal Külünkoğlu
Zekâtlar yalnızca yoksullara, düşkünlere, zekât toplamakla görevli memurlara, kalpleri (İslam’a) ısındırılmak istenenlere, sözleşmeli (azad edilecek) köle ve esirlere, (borcunu vermeyecek kadar fakir düşen) borçlulara, Allah yolunda çalışanlara ve yolda kalmış kimselere verilir. Bu paylaştırma sırası Allah tarafından belirlenmiştir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Türk
Sadakalar (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak ancak; fakirlere, düşkünlere, (zekât toplama) memurlarına, kalpleri İslâm’a ısındırılacaklara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda yapılan hizmetlere ve yolda kalmışlara verilir. Gerçekten Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
İçlerinden bazıları da Peygamberi incitirler ve şöyle derler: “O, her şeye kulak kesilir.” De ki: “O, sizin için bir hayır kulağıdır. Çünkü o, Allah'a inanır, müminlere güvenir ve o, sizden iman edenler için de bir rahmettir.” Allah'ın Peygamberine eziyet edenler için mutlaka elem verici bir azap vardır.
Cemal Külünkoğlu
(Yine) o münafıklardan kimileri de: “O, her şeye kulak veriyor (inanıyor)” diyerek nebiyi incitirler. De ki: “O hakkınızda hep iyi sözlere kulak veren biridir. Allah’a iman eder, mü’minlere inanıp güvenir. (O) içinizden iman edenler için de bir rahmettir. Allah’ın Resul’ünü incitenler var ya; işte onlar için acıklı bir azap vardır.”
Mehmet Türk
Yine onlardan bir kısmı da: “O (Peygamber) her söze kulak veren safın biridir.” diyerek, Peygamber’i incitiyorlar. (Sen onlara): “O sizin için bir hayır kulağıdır. O ancak Allah’a îman eder, mü’minlere güvenir ve o içinizden inananlar için bir rahmettir. (Böyle şeylerle) Allah’ın Elçisini incitenlere acıklı bir azap vardır.” de.
Sizi hoşnut etmek için Allah'a yemin ederler. Eğer gerçekten iman etmiş olsalardı, Allah'ı ve Peygamberini hoşnut etmek için çalışırlardı.
Cemal Külünkoğlu
(Münafıklar) sizin hoşnutluğunuzu kazanmak ve kendilerini (size) kabullendirmek için Allah’a yemin ederler. Oysa onlar mü’min olsalardı, Allah’ın ve Resulünün hoşnutluğunu kazanmayı daha gerekli görürlerdi.
Mehmet Türk
(Ey îman edenler!) Hatta onlar, sizin gönlünüzü hoş etmek için gelip size Allah adına, yemin ediyorlar. Bunlar eğer gerçekten îman etmiş iseler, Allah ve Rasûlü râzı edilmeye, (sizden) daha layıktır.
Bilmezler mi ki, Allah'a ve Peygamberine kim karşı koymaya kalkışırsa, ona süreli kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte bu, büyük rezilliktir.
Cemal Külünkoğlu
Bilmiyorlar mı ki, kim Allah’a ve Resulüne karşı koymaya kalkarsa ona, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşi vardır? İşte en büyük aşağılanma budur.
Mehmet Türk
(O münâfıklar) Allah’a ve Elçisine karşı kanun koymaya kalkışanlara, içerisinde ebedî kalınacak cehennem ateşi verileceğini ve en büyük rezilliğin de bu olduğunu bilmiyorlar mı?
İki yüzlüler, kalplerinde olanı haber verecek bir sûrenin aleyhlerinde ineceğinden çekiniyorlar. De ki: “Alay edin bakalım, Allah çekindiğiniz şeyleri ortaya çıkaracaktır.”
Cemal Külünkoğlu
Münafıklar, kendileri hakkında, kalplerinde olan şeyleri ortaya çıkaracak bir sûrenin üzerlerine indirilmesinden korkuyorlar (ama ona rağmen alay etmeye devam ediyorlar). De ki: “Siz alay etmeye devam edin. Ama Allah o (içinizde söylemekten) çekindiğiniz şeyleri mutlaka ortaya çıkaracaktır.”
Mehmet Türk
Münâfıklar gönüllerinden geçeni kendilerine bütünüyle haber verecek, aleyhlerine bir sûrenin inmesinden çekiniyorlar. (Ey Muhammed! Sen de onlara): “Siz alay edin bakalım. Allah, sizin o çekindiğiniz şeyi, kesinlikle ortaya çıkaracaktır.” de.
Onlara sorsan derler ki: “Biz ancak şakalaşıp eğleniyorduk.” De ki: “Allah ile, ilkeleri ve peygamberiyle mi alay ediyorsunuz?”
Cemal Külünkoğlu
Şayet kendilerine (neden alay ettiklerini) soracak olursan: “Biz sadece lâfa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk” diyecekler. De ki: “Allah’la, O’nun ayetleriyle ve Resulüyle mi eğleniyordunuz?”
Mehmet Türk
Eğer onlara sorarsan, “Biz sadece lafa dalmış, kendi aramızda şakalaşıyorduk.” derler. Sen de: “Yani siz Allah’la, âyetleriyle ve Peygamberiyle mi alay ediyorsunuz?” de.
Özür dilemeyiniz! Şüphesiz, inandıktan sonra inkâr ettiniz. İçinizden bir grubu affetsek bile, bir gruba da suç işlemekte olduklarından dolayı azap ederiz.
Cemal Külünkoğlu
(O halde ey münafıklar! Boşuna) özür dilemeye kalkmayın. Çünkü siz inandığınızı (açıkladıktan) sonra (bile bile yeniden) küfre saptınız. İçinizden (bilinçsizce bu konuşmalara katılan) bir grubu (tevbeleri sebebiyle) affetsek bile, (diğer) bir topluluğu (ısrarla) suç işlemeye devam ettikleri için (kesinlikle) cezalandıracağız.
Mehmet Türk
“Siz îman ettikten sonra tekrar kâfir olduğunuz için boşu boşuna özür dileyip durmayın. Her ne kadar içinizden bir kısmını affetsek bile suçlarında ısrar eden günâhkârlara, mutlaka azap edeceğiz.
Münafıkların erkekleri de kadınları da birbirinin aynıdır. Kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sıkarak cimrilik ederler. Onlar Allah'ı unuttu, Allah da onları unuttu. Münafıklar fâsıkların ta kendileridir.
Cemal Külünkoğlu
Münafık erkeklerle, münafık kadınlar (hangi toplumda olursa olsun) birbirlerindendir (hepsi aynıdır). Kötülüğü teşvik edip iyiliği engellerler ve cimriliklerinden dolayı ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; O da onları unuttu (rahmetsiz bıraktı). Gerçekten münafıklar günaha gömülmüş kimselerdir!
Mehmet Türk
Münâfıkların erkekleri de kadınları da birbirlerinin aynısıdır. Onlar (birbirlerine) kötülüğü emreder, iyilikten sakındırırlar ve Allah yolunda harcamaktan kaçınırlar. (Böyle yaparak) Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu. Münâfıklar, gerçekten dosdoğru yoldan çıkanların tâ kendileridir.
Allah, erkek münafıklara da kadın münafıklara da, kâfirlere de süreli kalacakları cehennem ateşini vaad etti. O, onlara yeter. Allah onlara lânet etmiştir. Onlar için devamlı bir azap vardır.
Cemal Külünkoğlu
Allah, münafık erkeklerle, münafık kadınlara ve inkârcılara içinde daimî kalacakları cehennem ateşini vadetmiştir. O (cehennem ateşi), onlara yeter. Ve Allah, onlara (yaptıkları yüzünden) lanet etmiştir. Onlara sonu gelmeyen bir azap vardır.
Mehmet Türk
Allah erkek kadın bütün münâfıklara ve kâfirlere içerisinde ebedî kalacakları cehennem ateşini vâdetmiştir. Onlara ancak o yeter. Allah onları lânetlemiştir. Onlar için bir de bitmez tükenmez bir azap vardır.
Ey münafıklar, siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz. Onlar kuvvetçe sizden daha zorlu, mal ve çocuklar bakımından daha zengindiler. Onlar kendi nasipleriyle zevk sürdüler. Tıpkı sizden öncekilerin kendi nasipleriyle zevklendikleri gibi, siz de kendi payınıza düşenle zevk sürdünüz. Tıpkı onların zevke dalıp gittiği gibi, siz de zevke dalıp gittiniz. İşte böylelerinin amelleri dünyada da âhirette de boşa çıkmıştır. Asıl ziyana uğrayanlar da onlardır.
Cemal Külünkoğlu
(Onlara de ki:) “Sizler de sizden önce yaşayıp gitmiş kimseler gibisiniz. Onlar (kendi zamanlarında) kuvvetçe sizden daha güçlü, servetçe daha zengin ve sayıca daha kalabalıktılar. Onlar (bu dünyadan) kendi paylarını aldılar; siz de öncekilerin paylarını aldıkları gibi kendi payınızı alıp yararlandınız ve onlar gibi (dünya zevklerine) dalıp gittiniz. İşte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir ve onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
Mehmet Türk
(Ey münâfıklar!) Siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz. Hâlbuki onların gücü, sizden daha fazla, malları ve çocukları, sizden daha çok idi. Onlar, (bu dünyadan) paylarına düşeni aldılar. Sizden öncekiler nasıl paylarına düşeni aldılarsa siz de payınıza düşeni aldınız ve böylece, (onların bâtıla) dalıp gittikleri gibi, siz de (bâtıla) dalıp gittiniz. İşte bunlar, dünyada da âhirette de bütün yaptıkları boşa giden ve gerçekten hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
Onlara kendilerinden öncekilerin, Nûh, ‘Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrâhim kavminin, Medyen halkının ve alt-üst olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Peygamberleri onlara apaçık mûcizeler getirmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler.
Cemal Külünkoğlu
Onlara kendilerinden önceki toplumların (yani) Nuh, Ad, Semud ve İbrahîm kavminin, Medyen halkının ve yurtları altüst edilenlerin bilgileri gelmedi mi? Bu toplumlara, resulleri açık ve anlamlı mesajlar getirmişlerdi. Allah’ın (durup dururken) onlara zulmetmesi düşünülemezdi fakat onlar kendilerine zulmettiler.
Mehmet Türk
O münâfıklara kendilerinden önceki; Nûh, Âd ve Semûd toplumunun, İbrahim halkının, Medyen halkının ve o altı üstüne gelen şehirlerin (halklarının başlarına gelen azap) haberi ulaşmadı mı? Onlara da Peygamberleri apaçık deliller getirmişti. Allah, onlara asla zulmetmedi. Bilakis onlar (helâki gerektirecek suçu işleyerek) kendi kendilerine, zulmettiler.
İnanmış erkekler ve inanmış kadınlar da birbirlerinin samimi dostlarıdır/birbirlerini desteklerler. İyiyi emreder, kötülükten sakındırırlar. Namazı kılar, zekâtı verir, Allah'a ve Peygamberine itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir. Kuşkusuz Allah, mülkünde galiptir; hikmet sahibidir.
Cemal Külünkoğlu
Mü’min erkeklerle mü’min kadınlar da birbirlerinin dostları, koruyucuları ve yardımcılarıdır. Bunlar iyiliği emrederek kötülükten sakındırırlar, namazı ikame ederler, zekâtı verirler, Allah’a ve resulüne itaat ederler. İşte Allah bu kimselere rahmet edecek (onları bağışlayacak ve destekleyecek)tir. Şüphesiz ki Allah mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Türk
Erkek ve kadın bütün mü’minler, sadece birbirlerinin dostları (ve velileri)dirler. Onlar; birbirlerine iyiliği emreder, kötülükten sakındırır, namazı dosdoğru ve devamlı kılar, zekâtı verir, Allah’a ve Rasûlüne itaat ederler. İşte bunlara da Allah, rahmet edecektir. Çünkü Allah, çok şerefli, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
Allah inanmış erkeklere ve inanmış kadınlara, içlerinden ırmaklar akan, içinde süreli kalacakları cennetler ve Adn cennetlerinde hoş meskenler söz vermiştir. Allah'ın rızası hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş budur.
Cemal Külünkoğlu
Allah mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, içinde kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde tertemiz barınaklar vaat etmiştir. (Ancak) Allah’ın rızası (hoşnutluğu) ise bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu, en büyük kurtuluştur ve en yüce bahtiyarlıktır.
Mehmet Türk
Allah erkek ve kadın bütün mü’min-lere; içerisinde ebedî olarak kalacakları, zemîninden ırmaklar akan cennetleri, Adn cennetlerindeki güzel konakları ve hepsinden daha da büyüğü olan Allah’ın rızasını vâdetmiştir. İşte, en büyük kurtuluş da budur.
Münafıklar söylemediklerine dair Allah adına yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü söylediler. Müslüman olduktan sonra inkâr ettiler, başaramadıkları bir şeye yeltendiler. Sırf Allah ve Peygamberi, Allah'ın lütfuyla kendilerini zengin etti diye, şimdi öç almaya kalktılar; Allah ve Peygamberinin iyiliğine karşı böyle nankörlük ettiler. Eğer tövbe ederlerse kendileri için daha iyi olur. Yok eğer dönerlerse Allah onlara dünyada da âhirette de acı bir biçimde azap edecektir. Yeryüzünde onların ne velisi/koruyucusu, ne de yardımcısı vardır.
Cemal Külünkoğlu
(Münafıklar, senin aleyhinde) kötü bir şey söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Hâlbuki kendilerini küfre götüren o (çirkin) sözleri kesinlikle söylediler ve (böylece) Müslüman olduktan sonra yeniden kâfir oldular. Ayrıca başaramadıkları şeye (sana suikast düzenleyerek seni öldürmeye) de yeltendiler. Münafıkların resule ve mü’minlere kin beslemelerinin tek sebebi, Allah’ın ve elçisinin lütuf ve ihsanıyla inananların ihtiyacını gidermiş olmasıdır. Eğer (pişman olup) tevbe ederlerse, kendileri için daha hayırlı olur. Fakat yüz çevirir (aynı kötülüklere devam eder)lerse, Allah onları hem bu dünyada hem de ahirette elem dolu bir azaba çarptıracaktır. Artık onlar için yeryüzünde bir dost ve yardımcı yoktur.
Mehmet Türk
(O sözleri) söylemediklerine dâir Allah adına yemin ediyorlar. Hâlbuki onlar, o küfür sözünü kesinlikle söylediler ve Müslüman olduktan sonra tekrar kâfir oldular. Hatta onlar (Peygambere suikasta) bile yeltendiler fakat başaramadılar. Ve sadece Allah ve Rasûlü, onları kendi lütuflarından zenginleştirdiği için intikam almaya kalktılar. Eğer tevbe ederlerse haklarında daha hayırlı olur. Yok, (tevbeye) yanaşmazlarsa, Allah onları dünyada da âhirette de acıklı bir azapla cezâlandıracaktır. Zâten yeryüzünde onları koruyacak, dostları da yardımcıları da yoktur.
Onlardan kimi de, “Eğer Allah, lütfundan bize de verirse elbette sadaka vereceğiz ve iyilerden olacağız” diye Allah'a and içti.
Cemal Külünkoğlu
Onlardan bazıları: “Eğer Allah bize lütfundan bol mal verirse, sadaka verenlerden ve iyi amel edenlerden olacağımıza yemin ederiz” diye Allah’a söz vermişlerdi.
Mehmet Türk
Onlardan kimi de, “eğer Allah lütfundan bize verirse, mutlaka sadakamızı vereceğiz ve kesinlikle iyi kullardan olacağız.” diye Allah’a söz verdiler.
Ne zaman ki Allah lütfundan onlara verdi, O'nun verdiğinde cimrilik ettiler ve yüz çevirerek sözlerinden döndüler.
Cemal Külünkoğlu
Ne zaman ki Allah, lütuf ve kereminden onlara verdi, onlar da cimrilik ettiler ve (Allah’ın emrinden) yüz çevirerek (verdikleri sözden caydılar ve) dönüp gittiler.
Mehmet Türk
Fakat Allah lütfundan onlara (mal) verince, sözlerinden dönerek cimrilik ettiler.
Allah'a verdikleri sözden döndüklerinden ve yalan söylediklerinden dolayı Allah, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar onların kalplerine iki yüzlülük sokmuştur.
Cemal Külünkoğlu
Allah’a verdikleri sözden dönmeleri ve yalan söyleyip durmaları yüzünden, Allah da kendisine kavuşacakları güne kadar onların kalplerinde münafıklığı yerleştirdi.
Mehmet Türk
Allah’a verdikleri sözü tutmamaları ve yalan söylemeleri sebebiyle Allah, kendisiyle karşılaşacakları (kıyamet) gününe kadar, onların kalplerine münâfıklık soktu.
Bilmediler mi ki Allah, onların sırlarını ve gizli konuşmalarını bilir ve Allah, gizlileri eksiksiz bilendir!
Cemal Külünkoğlu
(Münafıklar) bilmiyorlar mı ki, onların bütün sırlarından, (mü’minlerin aleyhine yaptıkları) bütün gizli görüşmelerinden Allah’ın haberi var? (Ve yine bilmiyorlar mı ki,) Allah, insan idrakini aşan, bilinmeyen ve görünmeyen şeyler hakkında eksiksiz bilgi sahibidir?
Mehmet Türk
(O münâfıklar) Allah’ın onların sırlarını da fısıltılarını da bildiğini ve Allah’ın kimsenin kavrayamadığı şeyleri en iyi bilen olduğunu hâlâ öğrenemediler mi?
Sadakalar hakkında gönülden davranan müminlere dil uzatanları ve ancak güçleri kadar bulup verenlerle alay eden kimseleri de, Allah maskaraya çevirecektir. Onlar için can yakıcı bir azap da vardır.
Cemal Külünkoğlu
Sadaka vermek hususunda gönüllü bağışta bulunan mü’minlerle, güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya; işte Allah asıl onları maskaraya çevirecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.
Mehmet Türk
Sadakalarını cömertçe veren gönüllülere ve ancak güçlerinin yettiğini verebilen (fakir müslümanlara) dil uzatarak alay edenlere gelince, Allah da onlarla alay edecektir. Ve onlara (ayrıca) acıklı bir azap vardır.
Onlar için ister af dile, ister dileme; onlar için yetmiş defa af dilesen de Allah onları asla affetmeyecektir. Bu, onların Allah ve Peygamberini inkâr etmelerinden dolayıdır. Allah, fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
Cemal Külünkoğlu
(Ey Resul!) Onlar için ister af dile ister af dileme. Onlar için yetmiş defa da af dilesen Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, Allah’ı ve resulünü inkâr etmelerindendir. Çünkü Allah, böylesine kötülüğe batmış bir topluluğu doğru yola çıkarmaz.
Mehmet Türk
(Ey Muhammed!) Onlar için (Allah’tan) ister af dile, ister dileme (fark etmez.) Onlar için yetmiş kere af dilesen de Allah, onları Allah’ı ve Elçisini inkâr etmelerinden dolayı, asla affetmeyecektir. Ve (şunu iyi bilin ki) Allah böyle fasık bir toplumu, asla dosdoğru yola ulaştırmaz.
Allah'ın Peygamberine muhalefet etmek için savaştan geri kalanlar, yerlerinde oturmaları ile sevindiler; mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad etmeyi çirkin gördüler ve “Bu sıcakta savaşa gitmeyiniz” dediler. De ki: “Cehennem ateşi daha sıcaktır.” Keşke anlasalardı!
Cemal Külünkoğlu
Allah’ın Resulüne muhalefet ederek (Tebük seferine çıkmayıp) geri kalanlar, (Medine’de) oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmek hoşlarına gitmedi ve: “Bu sıcakta sefere çıkmayın” dediler. (Onlara) de ki: “Cehennemin ateşi sıcaklık bakımından (bundan) daha şiddetlidir.” Keşke (gerçeği) anlasalardı.
Mehmet Türk
81,82. Sırf Allah’ın Elçisine muhalefet etmek için sefere çıkmayarak oturmaları ile sevinip, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad etmek hoşlarına gitmeyenler (bir de); “Bu sıcakta savaşa gitmeyin.” dediler. (Sen) onlara: “Cehennem ateşi, çok daha sıcaktır!” de. Ah (o münâfıklar dünyada) az güleceklerini, kazandıkları günahın cezâsını (âhirette) çekerken çok ağla yacaklarını bir anlayabilseler!
Artık kazanmış oldukları günahlara karşılık az gülsünler, çok ağlasınlar.
Cemal Külünkoğlu
Bundan böyle artık az gülsünler, çünkü yaptıklarından ötürü çok ağlayacaklar.
Mehmet Türk
81,82. Sırf Allah’ın Elçisine muhalefet etmek için sefere çıkmayarak oturmaları ile sevinip, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad etmek hoşlarına gitmeyenler (bir de); “Bu sıcakta savaşa gitmeyin.” dediler. (Sen) onlara: “Cehennem ateşi, çok daha sıcaktır!” de. Ah (o münâfıklar dünyada) az güleceklerini, kazandıkları günahın cezâsını (âhirette) çekerken çok ağla yacaklarını bir anlayabilseler!
Eğer, Allah seni onlardan bir topluluğun yanına döndürür ve onlar savaşa çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: “Benimle asla çıkmayacaksınız, yanımda hiçbir düşmanla savaşmayacaksınız. Çünkü siz başlangıçta oturup kalmaya razı oldunuz. Şimdi de geri kalanlarla beraber oturunuz.”
Cemal Külünkoğlu
Eğer Allah seni (Tebük ’ten) döndürür de o (savaşa gitmeyen münafık)lardan bir grupla karşılaşırsan, onlar da (başka bir savaşa) çıkmak için senden izin isterlerse de ki: “Artık benimle birlikte hiçbir zaman (savaşa) çıkamayacaksınız ve benimle beraber hiçbir düşmanla savaşamayacaksınız. Mademki ilk defa (Tebük seferinde) oturup geri kaldınız, haydi şimdi de geri kalanlarla birlikte oturun!”
Mehmet Türk
Eğer Allah, seni onlardan bir kısmının yanına döndürür de (başka bir savaşa seninle beraber) çıkmak için senden izin isterlerse; “Artık siz, benimle beraber asla (savaşa) çıkamayacaksınız ve düşmana karşı benimle beraber asla savaşamayacaksınız! Çünkü siz, daha önce yerinizde oturup kalmaktan hoşlanmıştınız. Şimdi de evlerinde oturan (kadın ve çocuklarla) beraber, oturun kalın!” de.
Onlar arasından ölenin namazını sakın kılma, mezarı başında da durma! Çünkü onlar Allah'ı ve Peygamberini inkâr ettiler ve yoldan çıkmış olarak öldüler.
Cemal Külünkoğlu
Onlardan ölen hiçbirinin asla (cenaze) duasını yapma (namazını kılma), kabrinin başında (gömülürken veya daha sonra dua etmek için) durma! Çünkü onlar Allah’ı ve Resulünü tanımadılar ve (dünyalıklarla) yoldan çıkmış olarak öldüler.
Mehmet Türk
Onlardan biri ölürse sakın (cenaze) namazını kılma ve kabrinin başında da durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Elçisini tanımadılar ve dosdoğru yoldan çıkmış olarak, can verdiler.
Onların mal ve çocukları seni imrendirmesin. Allah bunlarla, onlara dünyada azap etmek ve canlarının inkârcı olarak çıkmasını ister.
Cemal Külünkoğlu
Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin. Allah, bunlarla (yaptıklarından dolayı) onlara dünyada sıkıntı ve azap çektirmek istemekte ve canlarını inkârcı olarak almayı murad etmektedir.
Mehmet Türk
(Ey Muhammed!) Onların malları da çocukları da sakın seni imrendirmesin. Çünkü Allah bunlarla sadece onlara dünya hayatında azap etmeyi ve onların, kâfir olarak canlarının çıkmasını istiyor.
“Allah'a inanınız ve Peygamberinin yanında savaşınız” diye bir sûre indirildiği zaman, onların güçlüleri savaşa gitmemek için senden izin isterler ve “Bizi bırak, oturanlarla beraber kalalım” derler.
Cemal Külünkoğlu
“Allah’a (yürekten) iman edin ve resulü ile birlikte cihada katılın” direktifini içeren bir ayet indiğinde onların içinde servet sahibi olanlar senden izin isteyerek: “Bizi bırak evlerinde oturan (şu kadınlarla, çocuklarla ve hasta)larla birlikte kalalım” demişlerdi.
Mehmet Türk
O (münafıkların) içlerinden, servet sahibi olanlar; “Allah’a inanın ve Elçisiyle beraber savaşın!” diye bir sûre indirilince, senden izin istediler ve: “Bizi bırak! Biz oturan (kadın ve çocuklarla) beraber oturalım.” dediler.
Geride kalan kadınlarla beraber bulunmaya razı oldular. Artık kalpleri mühürlenmiştir ve bu yüzden anlamazlar.
Cemal Külünkoğlu
Onlar (kalplerindeki nifaktan dolayı) evlerinde oturan güçsüzlerle (kadınlarla ve çocuklarla) birlikte (geri) kalmaya razı oldular. (Bunun için) kalplerine mühür vuruldu. Artık onlar anlayamazlar.
Mehmet Türk
Onlar, oturan (kadın ve çocuklarla) beraber olmayı tercih ettiler. Böylece onların kalpleri mühürlendi. Ama onlar bunu bir türlü anlamıyorlar.
Fakat, Peygamber ve beraberindeki müminler, mal ve canlarıyla cihad ettiler. İşte bütün iyilikler onlarındır ve onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Cemal Külünkoğlu
Fakat resul ve onunla beraber olan mü’minler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte bütün iyilikler onlarındır ve kurtuluşa erenler de onlardır.
Mehmet Türk
Fakat Peygamber ve onunla beraber olan îman edenler, mallarıyla, canlarıyla cihad ettiler. İşte tüm hayırlar ve güzellikler, onlarındır. Gerçekten kurtuluşa erenler, işte onlardır.
Bedevîlerden kendilerine izin verilmesi için özür beyan edenler geldi. Allah'a ve Peygamberine yalan söyleyenler ise, özür bile beyan etmeden geri kalıp oturdular. Onlardan inkâr edenlere, can yakıcı azap gelecektir.
Cemal Külünkoğlu
(Medine çevresindeki çöllerde yaşayan) bedevilerden mazeret öne sürenler, hiç değilse gelip kendilerine (savaşa katılmama) izni verilmesini talep ettiler. Allah’a ve Resulüne yalan söyleyen (kabile)ler ise (evlerinde) oturmayı tercih ettiler. Onlardan nankörlükte ısrar edenlere, er geç elim bir azap isabet edecektir.
Mehmet Türk
Bedevî Araplar bile kendilerine izin verilmesi için özürlerini bildirmeye geldiler de Allah’a ve Rasûlüne yalan söyleyen (bu münâfıklar) oturdular kaldılar. Bunların kâfir olanlarına, mutlaka acıklı bir azap, gelip çatacaktır.
Allah ve Peygamberi için insanlara öğüt verdikleri takdirde, zayıflara, hastalara ve harcayacak bir şey bulamayanlara günah yoktur. Zira iyilik edenlerin aleyhine bir yol yoktur. Allah çok bağışlayandır; çok esirgeyendir.
Cemal Külünkoğlu
Zayıflar, hastalar ve (kendilerine savaş için donanım sağlama) imkânına sahip olmayanlar, Allah’a ve Resulüne karşı bağlı kaldıkları takdirde sorumlu tutulmayacaklardır. İyilikte bulunan kimselerin (kınanması için) bir sebep yoktur. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
Mehmet Türk
Allah’a ve Peygamberine itaat ettikleri sürece zayıflara, hastalara ve verecek bir şey bulamayan yoksullara (savaşa katılmamalarından) dolayı bir günâh yoktur. İyilik yapanlar, asla kınanamazlar. Çünkü Allah gerçekten çok bağışlayıp, çok esirgeyendir.
Kendilerine binek sağlaman için sana geldiklerinde, “Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum” deyince, harcayacak bir şey bulamamanın üzüntüsünden gözleri yaş dökerek geri dönen kimselere de sorumluluk yoktur.
Cemal Külünkoğlu
Bir de kendilerine (savaşa katılabilecek malzeme ve) binek temin etmen için sana her gelişlerinde: “Size verecek binek bulamıyorum” dediğin ve (binek ve savaş malzemesi satın alabilmek için) harcayacak bir şey bulamayıp üzüntüden gözlerinden yaş dökerek geri dönenlere de (sorumluluk) yoktur.
Mehmet Türk
Kendilerine binek sağlaman için sana geldikleri zaman, sen kendilerine: “Sizi üzerine bindireceğim bir şey bulamıyorum.” deyince, (bu yolda) harcayacak bir şey bulamadıklarından dolayı üzülüp, gözlerinden yaş dökerek geri dönüp gidenlere de (bir günâh) yoktur.
Sorumluluk sadece, zengin oldukları halde senden izin isteyenleredir. Çünkü onlar geri kalan kadınlarla beraber olmaya razı oldular. Allah da onların kalplerini mühürledi; artık onlar neyin doğru olduğunu bilemezler.
Cemal Külünkoğlu
Sorumluluk ancak, zengin oldukları hâlde (sefere katılmamak için) senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalan (güçsüz, kadın ve çocuk)larla beraber olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Öyle ki, artık onlar ne yaptıklarını dahi bilmiyorlar.
Mehmet Türk
Ancak zengin oldukları halde, geri kalmak için senden izin isteyip, oturan (kadın ve çocuklarla) beraber olmayı tercih ettiklerinden dolayı Allah’ın kalplerini mühürledikleri kimseler kınanır. Onlar artık (başlarına ne geleceğini) bilmiyorlar.
Seferden onlara döndüğünüz zaman, size özür beyan edecekler. De ki: “Boşuna özür dilemeyiniz! Size asla inanmayız; çünkü Allah, yaptıklarınızı bize bildirmiştir. Amellerinizi Allah da görecektir, Peygamberi de. Sonra, görüleni ve görülmeyeni bilene döndürüleceksiniz de, yapmakta olduklarınızı size haber verecektir.”
Cemal Külünkoğlu
(Seferden) geri döndüğünüzde (münafıklar) size özür belirttiler. De ki: “Özür belirtmenize gerek yok, size kesin olarak inanmıyoruz. (Zira) Allah bize, sizinle ilgili her şeyin içyüzünü bildirdi. (Bundan böyle) Allah da Resulü de sizin ne yaptığınıza bakacak. Sonra da görünen ve görünmeyen her şeyi bilen Allah’ın huzuruna çıkarılacaksınız. O da yaptıklarınızı size haber verecektir.
Mehmet Türk
O (münafıklar) siz savaştan dönüp onların yanına gelince, sizden (münafıkça) özür dileyecekler. (Ey Muhammed! O zaman) onlara: “Sakın özür dilemeyin. Size kesinlikle inanmayacağız. Çünkü Allah sizin durumunuzu bize bildirdi. Bundan sonra, Allah ve Rasûlü sizin ne yaptığınıza bakacak. Daha sonra hepiniz o görülmeyeni de görüleni de bilen (Allah)’a döndürüleceksiniz. O da yaptıklarınızı size, tek tek haber verecektir.” de.
Yanlarına vardığınız zaman, kendilerinden yüz çeviresiniz diye Allah'a yemin edeceklerdir. Siz de onlarla yüzleşmeyiniz. Çünkü onlar murdardır. Yaptıklarının karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir.
Cemal Külünkoğlu
(Seferden) dönüp yanlarına vardığınız zaman kendilerini (kınama ve ayıplamadan) vazgeçesiniz diye Allah’a yemin edecekler. Onları azarlamayınız, bir şey olmamış gibi davranınız. Onlardan yüz çevirin. Çünkü onların hepsi murdardır (pisliktir). İşledikleri kötülüklerin karşılığı olarak varacakları yer de cehennemdir.
Mehmet Türk
Savaştan dönüp onların yanlarına geldiğinizde, kabahatlerini görmeyesiniz diye sizi kandırmak için Allah adına yeminler edecekler. Siz de o pisliklerden yüz çevirin. Zâten onların varacakları yer, kendi (elleriyle) kazandıkları şeyler sebebiyle, cehennemdir.
Onlardan razı olasınız diye size yemin edecekler. Fakat siz onlardan razı olsanız bile, Allah, fâsıklar topluluğundan asla razı olmaz.
Cemal Külünkoğlu
Onlardan razı olasınız diye size yemin edecekler. Bilesiniz ki, siz onlardan razı olsanız bile Allah yoldan sapmış olan o topluluktan asla razı olmayacaktır.
Mehmet Türk
Kendilerinden râzı olasınız diye size yeminler edecekler. Eğer siz, onlardan râzı olsanız bile (şunu bilin ki) Allah o fasıklar topluluğundan, asla râzı olmayacaktır.
Bedevîler, inkâr ve iki yüzlülükte daha ileridirler. Allah'ın, Peygamberine indirdiğinin sınırlarını bilmemek, durumlarına daha uygundur. Allah her şeyi bilendir; işini yerli yerinde yapandır.
Cemal Külünkoğlu
Bedevîler (Medine çevresindeki çöllerde yaşayan ve okuma yazma bilmeyen göçebe Araplar) inkâr ve nifak bakımından (şehirde yaşayan Araplardan) hem daha beter hem de Allah’ın Resulüne indirdiği hükümlerin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah, (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Türk
Bedevî Araplar inkâr ve münâfıklık bakımından daha beter ve Allah’ın, Elçisine indirdiği şeylerin sınırlarını tanımamaya daha müsâittirler. Gerçekten Allah, (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
Bedevîlerden, verdiğini angarya sayanlar ve başınıza belâlar dolanmasını gözetenler vardır. Kötü belâlar onların başına dolansın. Allah işitir; bilir.
Cemal Külünkoğlu
Bedevilerden öyleleri de vardır ki; infak edeceğini angarya sayar ve sizin başınıza belalar gelmesini bekler. Fakat (o bekledikleri) belalar kendi başlarına gelecektir! Allah her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla bilendir.
Mehmet Türk
Bedevî Araplardan kimi; (Allah yolunda) yapacağı harcamaya, kayıp gözüyle bakar ve en kötü belâlar kendi başlarına gelesiler, sizin başınıza belâların gelmesini beklerler. Şüphesiz Allah (söylediklerinizi) hakkıyla işitendir, (her şeyi) tam bilendir.
Bedevîlerden, Allah'a ve âhiret gününe inanan, verdiğini Allah katında yakınlıklar ve Peygamberinin dualarını elde etmeye sebep sayanlar da vardır. Biliniz ki, o verdikleri, onlar için Allah'a yakın olmanın sebebidir. Allah onları rahmetinin içine alacaktır. Doğrusu Allah, bağışlar; merhamet eder.
Cemal Külünkoğlu
Bedevîlerden kimileri de vardır ki, Allah’a ve ahiret gününe (yürekten) inanırlar, harcadıklarını, Allah katında yakınlığa ve resulün dualarını almağa vesile sayarlar. Bilesiniz ki bu (harcadıkları mallar Allah katında) onlar için tam bir yakınlıktır. Allah, onları rahmeti (ile şereflendirecek ve cenneti)ne sokacaktır. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Mehmet Türk
Bedevî Araplardan kimi de; Allah’a ve âhiret gününe inanır, (Allah yolunda) yaptığı harcamayı, Allah katında yakınlığa ve Peygamber’in duâlarını almaya bir vesile sayar. Gerçekten de bu yaptıkları, onları Allah’a yaklaştıran bir sebeptir. Böylece Allah, onları rahmetine koyacaktır. Çünkü Allah, gerçekten çok bağışlayıp, çok esirgeyendir.
Muhacir ve ensarın ilkleri ile güzel davranmada onlara uyanlardan Allah razı olmuştur. Onlar da O'ndan memnun olmuştur. Allah onlara, içinde süreli kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetleri hazırlamıştır. İşte bu, büyük kurtuluştur.
Cemal Külünkoğlu
(Allah yolunda cihadda) öncü olan Muhacirler ve Ensar ile iyilikte onların izinden gidenler var ya; işte Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan hoşnut ve memnun olmuşlardır. (Allah,) onlara altlarından ırmaklar akan ve içlerinde ebedi olarak kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş, büyük başarı budur.
Mehmet Türk
Muhâcir ve Ensar’dan, İslâm’a ilk önce girenlerin önde gelenleri ve (inandıkları) iyi işleri yaşayarak onların ardınca gidenler var ya; Allah onlardan râzı oldu, onlar da Allah’tan râzı oldular. Allah onlara (âhirette) içerisinde ebedî ve hiç ölmemek üzere kalacakları, zemîninden ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte en büyük kurtuluş da budur.
Çevrenizdeki bedevî Araplar ile Medine halkından birtakım münafıklar vardır ki, münafıklıkta maharet kazanmışlardır. Sen onları bilmezsin, onları biz biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz; sonra da büyük azaba götürülürler.
Cemal Külünkoğlu
Gerek çevrenizdeki bedeviler içinde ve gerekse Medine halkı arasında ikiyüzlülükte uzmanlaşmış münafıklar vardır. Sen onları bilmezsin, ancak biz biliriz. Onları iki kez azaba çarptıracağız, sonra da (ahirette) büyük azaba uğratılacaklardır.
Mehmet Türk
Çevrenizdeki bedevî Araplardan münâfıklar olduğu gibi, Medînelilerden de azgın münâfıklar vardır. (Ey Muhammed!) Sen onları bilemezsin, onları ancak Biz biliriz. Biz onlara (hayatta ve kabirde olmak üzere) iki kez azap edeceğiz. Sonra da onlar (âhirette) en büyük azaba uğratılacaklardır.
Diğerleri ise günahlarını itiraf ettiler; iyi bir ameli, kötü bir amelle karıştırdılar. Umulur ki Allah onların tövbesini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayandır; çok merhamet sahibidir.
Cemal Külünkoğlu
(Müslümanlardan Tebük seferine katılmayan) diğerleri ise (tevbe ederek) günahlarını itiraf ettiler ve iyi bir ameli diğer kötü bir amelle karıştırdılar. Umulur ki Allah onların tevbelerini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Mehmet Türk
Onlardan bir kısmı da iyi işle, kötü bir işi karıştırdıklarını (söyleyerek) günâhlarını itiraf ettiler. (Eğer tevbe ederlerse) Allah onların tevbelerini kabul eder. Çünkü Allah gerçekten çok bağışlayıp, çok esirgeyendir.
Onların mallarından sadaka al; bununla onları günahlardan temizlersin, onları arındırıp yüceltirsin. Onlar için dua et! Çünkü senin duan onlar için sükûnettir, onları yatıştırır. Allah her şeyi işitendir; bilendir.
Cemal Külünkoğlu
Onların mallarından sadaka al, bununla onları temizlemiş, arındırmış olursun. Onları destekle çünkü senin desteğin onlar için bir huzur ve gönül ferahlığı olacaktır. Allah (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla bilendir.
Mehmet Türk
Onların mallarından kendilerini temizleyeceğin ve yücelteceğin bir sadaka al ve onlara duâ et. Çünkü senin duân, onlara huzur verir. Şüphesiz Allah, (söylediklerinizi) hakkıyla işitendir, (her şeyi) tam bilendir.
Allah'ın, kullarının tövbesini kabul edeceğini, sadakaları O'nun alacağını ve Allah'ın, tövbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâlâ bilmezler mi?
Cemal Külünkoğlu
(Pişmanlıkla kendisine yönelen) kullarının tevbesini ancak Allah’ın kabul edeceğini, sadakaları geri çevirmeyeceğini ve Allah’ın tevbeleri çokça kabul eden ve merhameti bol olan (bir ilah) olduğunu bilmiyorlar mı?
Mehmet Türk
Allah’ın kullarının tevbesini kabul ettiğini, sadakaları aldığını, Allah’ın tevbeleri kabul ve merhamet eden olduğunu bilmiyorlar mı?
De ki: “Yapacağınızı yapınız! Amelinizi Allah da, Peygamberi de, müminler de görecektir. Sonra, görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz de, O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.”
Cemal Külünkoğlu
Onlara de ki: “İstediğiniz gibi davranınız, yaptığınız işleri Allah da Resulü de mü’minler de görecektir. Sonra görünür, görünmez her şeyi bilen Allah’ın huzuruna çıkarılacaksınız ve O size neler yaptığınızı haber verecektir.”
Mehmet Türk
(Ey Muhammed!) Onlara: “(Yapacağınızı) yapın! Yaptıklarınızı Allah da Rasûlü de mü’minler de görecektir. Sonra hepiniz, o görülmeyeni de görüleni de bilen (Allah)’a döndürüleceksiniz. O da yaptıklarınızı size, tek tek haber verecektir.” de.
Sefere katılmayanlardan diğer bir grup da Allah'ın emrine bırakılmışlardır. O, bunlara ya azap eder veya tövbelerini kabul eder. Allah çok bilendir; hikmet sahibidir.
Cemal Külünkoğlu
Savaşa katılmayanların bir başka bölümü daha vardır ki, onların işleri doğrudan doğruya Allah’ın iradesine kalmıştır. O, onları ya azaba çarptırır ya da tevbelerini kabul eder. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Türk
(Savaşa katılmayanların) diğer bir kısmı da Allah’ın emrine bırakılmıştır. (Allah) onlara, ya azap edecek ya da tevbelerini kabul edecektir. Gerçekten Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
Bir de şunlar var: Zarar vermek için, nankörlük için, inananları fırkalara bölmek için, daha önceden Allah ve Rasûlü ile savaşmış kişiye gözetleme yeri kurmak için tutup bir mescid yapmışlardır. “İyilik ve güzellikten başka bir şey istemiş değiliz” diye, gerile gerile yemin de ederler. Allah şahittir ki, onlar kesinlikle yalancıdırlar.
Cemal Külünkoğlu
Ve (birtakım) zararlı eylemlerde bulunmak, dinden çıkmayı örgütlemek, inananlar arasına ayrılık sokmak ve başından beri Allah’a ve Resulüne karşı savaş tavrı içinde bulunanlara bir gözetleme (kulis) yeri sağlamak için (ayrı) bir mescit (Mescid-i Dırâr) kuranlar (var). Bunlar muhakkak ki, şöyle yemin edecekler: “Biz (bununla) sadece iyilerin iyisini yapmak istemiştik!” Oysa Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder.
Mehmet Türk
(Münafıkların arasında) bir de Müslümanlara zarar vermek, kâfirlik etmek, Müslümanların arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Rasûlü’ne karşı savaş açmış olan kimseye yataklık etmek için mescid yapanlar ve “(bununla) iyilikten başka bir şey istemedik” diye yemin edecek olanlar da vardır. Fakat bunların, kesinlikle yalancı olduklarına Allah şâhittir.
Böyle bir mescidde sakın namaza durma! Daha ilk gününde takvâ üzerine kurulan bir mescid, içinde namaz kılman için çok daha uygundur. O mescidde temizlenmek arzusu taşıyan kimseler vardır. Allah, temizlenenleri sever.
Cemal Külünkoğlu
(Ey Resul!) Böyle bir yerde (Mescid-i Dırar’da) asla namaz kılma! İçinde namaz kılacağın en uygun mescit, daha ilk günden beri Allah’ın emrine ve rızasına uygun olarak yükseltilen mescittir (Kuba Mescididir). Onda, (manevi kirlerden) arınmayı içten arzulayan kişiler vardır. Allah günahtan arınmış tertemiz (kullarını) sever.
Mehmet Türk
O (mescid-i dırarda) sakın namaz kılma! Tâ ilk gününden takva üzerine temeli atılan mescid, elbette içerisinde namaz kılmana daha layıktır. Onun içerisinde (günahlarından) temizlenmeyi seven kimseler vardır. Allah gerçekten temizlenenleri sever.
Peki, binasını Allah'a saygı ve Allah rızası üzerine kuran mı daha güvendedir, yoksa binasını sel artıklarının ucundaki yarın kenarına kurup da onunla birlikte cehenneme yuvarlanan mı? Allah, zâlimler topluluğuna kılavuzluk etmez.
Cemal Külünkoğlu
Binasını, Allah’a karşı sağlam bir sorumluluk bilinci ve O’nun rızasını/hoşnutluğunu kazanmak çabası/temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını, çökmek üzere bulunan bir yar kenarına kurup da onunla beraber cehennem ateşine yıkılıp giden mi? Allah zulmeden topluluğu doğru yola eriştirmez.
Mehmet Türk
Binasını Allah korkusu ve rızası üzerine kuranlar mı daha hayırlıdır yoksa yapısını yıkılmak üzere olan bir uçurumun kenarına kurup, onunla beraber kendileri de çöküp cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Ve Allah zâlim bir toplumu, asla doğru yola ulaştırmaz.
Kurdukları bina, kalpleri parçalanıncaya kadar yüreklerinde bir kuşku olmaya devam edecektir. Allah her şeyi bilen, işlerini yerli yerinde yapandır.
Cemal Külünkoğlu
Kalpleri paralanıncaya kadar kurdukları bina yüreklerinde kuşku kaynağı olmaya devam edecektir. Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Türk
Onların kurmuş oldukları bu bina kalpleri kendilerinde bulunduğu müddetçe, gönüllerinde bir pişmanlık olarak kalacaktır. Gerçekten Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
Allah müminlerden, mal ve canlarını, kendilerine verilecek cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'ân'da Allah üzerinde hak bir vaaddir. Sözünde Allah'tan daha vefalı kim var? O halde, O'nunla yaptığınız bu alışverişten dolayı müjdeler olsun size! İşte bu, büyük bir kazançtır.
Cemal Külünkoğlu
Hiç şüphesiz Allah, inananlardan karşılığında onlara cenneti vermek üzere canlarını ve mallarını satın almıştır. (Şöyle ki;) onlar Allah yolunda savaşırlar, (kendilerini öldürmeye kalkan zalimleri) öldürürler ve gerekirse (bu uğurda seve seve) can verirler. Bu Allah’ın Tevrat’ta da İncil’de de Kur’an’da da üzerine aldığı gerçek bir vaadidir. Verdiği sözde Allah’tan daha sadık kim olabilir? O halde (Ey inananlar!) yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinin. İşte en büyük kurtuluş, en büyük başarı budur!
Mehmet Türk
Allah mü’minlerden canlarını ve mallarını Allah yolunda; gerek öldürerek, gerekse öldürülerek savaşmaları karşılığında cenneti vermek üzere satın almıştır. Bu Onun Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da güvence altına aldığı gerçek bir va’ddir. Allah’tan daha çok, verdiği sözü yerine getiren kim olabilir ki? (Ey îman edenler!) O halde Onunla yaptığınız bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte, en büyük kurtuluş da budur.
Cehennem halkı oldukları belli olduktan sonra akraba bile olsalar, Allah'a ortak koşanlar için af dilemek, ne peygamberin ne de müminlerin yapacağı bir iştir.
Cemal Külünkoğlu
Akraba bile olsalar, cehennemlik oldukları belli olduktan sonra müşrikler için Allah’tan af dilemek, nebiye de mü’minlere de yakışmaz.
Mehmet Türk
Cehennemlik oldukları, iyice belli olduktan sonra Peygambere de îman edenlere de akraba bile olsalar, müşrikler için (Allah’tan) af dilemek yoktur.
İbrâhim'in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden ötürü idi. Fakat onun, Allah düşmanı olduğu kendisine belli olunca ondan uzak durdu. Şüphesiz ki İbrâhim, çok yumuşak huyluydu; pek sabırlı idi.
Cemal Külünkoğlu
İbrahîm’in babası için istiğfarına gelince, bu sırf (önceden) ona verdiği bir söz yüzündendi. Fakat onun bir Allah düşmanı olduğu ona belli olunca, İbrahîm ondan uzaklaştı (ve istiğfar etmeyi bıraktı). Şüphesiz ki İbrahîm, çok yumuşak huylu ve pek sabırlı bir kişiydi.
Mehmet Türk
İbrahim’in babası için (Allah’tan) af dilemesi de sadece ona verdiği bir sözden dolayı idi. Fakat onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine belli olunca, o işten vazgeçti. Gerçekten İbrahim çok yufka yürekli ve yumuşak huylu birisiydi.
Allah, bir toplumu doğru yola ilettikten sonra, sakınmaları gereken şeyleri kendilerine açıklamadıkça onları saptıracak değildir. Allah, her şeyi bilendir.
Cemal Külünkoğlu
Allah bir toplumu doğru yola ilettikten sonra, nelerden sakınacaklarını açıkça belirtmedikçe (günahları yüzünden) onları sapıklığa düşürmez (sorumlu tutmaz). Hiç kuşkusuz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Mehmet Türk
Allah bir toplumu dosdoğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine iyice açıklamadıkça, asla sapıklığa düşürmez ve Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; yaşatan ve öldüren O'dur. Sizin Allah'tan başka ne bir dost, ne de yardımcınız vardır.
Cemal Külünkoğlu
Muhakkak ki göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız Allah’ındır. O, diriltir ve öldürür. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.
Mehmet Türk
Göklerin ve yerin hâkimiyeti kesinlikle Allah’ındır. Dirilten de öldüren de Odur. Ve sizin Allah’tan başka dostunuz da yardımcınız da yoktur.
Andolsun ki Allah, Peygambere, içlerinden bir grubun gönülleri az kalsın eğrilmek üzere iken dar zamanda ona tâbi olan muhacirlere ve ensara yöneldi. Sonra onların tövbelerini kabul buyurdu. Çünkü O, onları affedendir; onlara merhamet edendir.
Cemal Külünkoğlu
Andolsun ki Allah, nebinin ve zor anda onun peşinden giden muhacirlerle Ensar’ın tevbelerini kabul etti. O sırada onlardan bir grubun kalpleri kaymanın eşiğine gelmişti. Arkasından onların tevbelerini de kabul etti. Çünkü, onlara karşı son derece şefkatli ve merhametlidir.
Mehmet Türk
Yemin olsun ki Allah, Peygambere ve o en zor günde ona uyan Muhâcirlere ve Ensâra tevbe nasip etti. O zaman onların içlerinden bir kısmının, kalpleri kaymağa yüz tutmuş iken tevbelerini kabul etti. Çünkü Allah çok acıyan, merhamet edendir.
Seferden geride bırakılan üç kişinin de tövbesini kabul etmiştir. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıkıştırmıştı. Allah'tan başka sığınacak kimse olmadığını anladılar. Sonra onlara yöneldi ki tövbe etsinler. Şüphesiz Allah, tövbeleri kabul eden ve rahmeti sınırsız olandır.
Cemal Külünkoğlu
(Savaştan) geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı). Öyle ki bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıkıştırmıştı. Böylece Allah’tan başka sığınacak hiçbir şey olmadığını anlamışlardı. Sonra eski (iyi) hallerine dönsünler diye (Allah) onların tevbelerini kabul etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul edendir ve merhameti bol olandır.
Mehmet Türk
Allah hükümleri ertelenen o üç kişinin de (tevbelerini kabul etti.) Çünkü onlar (o derece bunalmışlardı ki) yeryüzü bütün genişliğine rağmen başlarına dar gelmiş sıkıntıdan patlayacak gibi olmuşlardı. Sonunda Allah’a sığınmaktan başka bir çare olmadığını, anlamışlardı. Bunun üzerine Allah, tevbe etsinler diye onlara tevbe nasip etti. Gerçekten Allah tevbeleri çok kabul edendir, çok merhametli olandır.
Medine halkına da, onların çevresindeki bedevîlere de Allah'ın Peygamberinden geri kalmak ve kendi canlarını onun canından önde tutmak yakışmaz. Çünkü Allah yolunda uğrayacakları bir susuzluk, bir yorgunluk, bir açlık, kâfirleri şaşırtan bir adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları, kendileri için iyi bir amel olarak mutlaka yazılacaktır. Çünkü Allah iyi davrananların amellerini asla boşa çıkarmaz.
Cemal Külünkoğlu
Bu şehrin halkına ve çevresinde (göçebe kabileler halinde) yaşayan bedevilere, Allah’ın resulünü (mücadelesinde) yalnız bırakmak, kendi canlarını onun hayatından üstün tutmaları yakışmaz. Çünkü onlar Allah yolunda ne zaman susuzluk, yorgunluk ya da açlık çekseler; ne zaman hakkı inkâr edenleri şaşırtan bir adım atsalar ve ne zaman başlarına gelmesi mukadder olan şeye düşman eliyle uğratılsalar (sonuç ne olursa olsun) bu onların lehine kaydedilmektedir. Çünkü Allah, iyilik yapanların emeklerini asla boşa çıkarmaz.
Mehmet Türk
Gerek Medînelilere ve gerekse çevrelerinde yaşayan bedevî Araplara, savaşta Peygamberden geri kalmak ve kendilerini ona tercih etmek asla yakışmaz. Çünkü onların Allah yolunda katlanacakları her susuzluk, her yorgunluk, her açlık, kâfirleri öfkelendirecek bir adım atmaları ve düşmana karşı elde ettikleri her başarı karşılığında mutlaka hesaplarına sevap yazılır. Elbette Allah iyilikte bulunanların karşılığını kesinlikle boşa çıkarmaz.
Küçük büyük bir masraf yapmaları, bir vâdiyi geçmeleri, mutlaka onların lehine yazılır ki, Allah onları, yaptıklarının en güzeliyle ödüllendirsin.
Cemal Külünkoğlu
Allah onları, yaptıklarının en güzeli ile ödüllendirmek için, küçük büyük (Allah için) yaptıkları her harcamayı, geçtikleri her vâdiyi mutlaka onların lehine kaydediyor.
Mehmet Türk
Allah’ın yaptıklarından daha güzeli ile mükâfatlandırması için; onların küçük veya büyük, yaptıkları her masraf, hatta geçtikleri her vadi bile mutlaka onların lehine, (sevap olarak) yazılır.
İnananların hepsinin birden savaşa çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grubun, dinde derin bilgiler edinmek ve sefere çıkan topluluk geri döndüğünde korunmaları ümidiyle onları uyarmak için, arkada kalmaları gerekmez mi?
Cemal Külünkoğlu
Mü’minlerin hepsinin (savaş zamanı) toptan sefere çıkmaları gerekmez. Onların her bölge halkından bir grup din hususunda sağlam bilgi sahibi olmak, dinî hükümleri öğrenmek için çalışmalı ve (savaşa çıkanlar) geri döndüklerinde kötülüklerden sakınmaları ümidiyle, onları uyarmalıdır.
Mehmet Türk
Bununla beraber mü’minlerin hepsinin, toptan savaşa katılmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir gurubun, dini öğrenmek ve toplumlarını geri döndüklerinde uyarmak ve böylece Allah’ın azabından sakınmalarını sağlamak üzere, geri kalmaları gerekir.
Ey İman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşınız ve sizde yenilmez bir kuvvet görsünler. Biliniz ki Allah sakınanlarla beraberdir.
Cemal Külünkoğlu
Ey inananlar! (Size düşmanlık eden) inkârcılardan (öncelikle) yakınınızda olanlarla savaşın ve sizde (sarsılmaz bir iman) bir sertlik ve kararlılık görsünler. Bilin ki Allah, zalimlere karşı dik duran ve Allah’ın emirlerini yerine getirenlerle beraberdir.
Mehmet Türk
Ey îman edenler! (Öncelikle) en yakınınızdaki kâfirlerle savaşın ki sizde bir güç ve kuvvet olduğunu görsünler. Şunu da iyi bilin ki Allah kendisinden hakkıyla sakınanlarla beraberdir.
Herhangi bir sûre indirildiği zaman onlardan bir kısmı der ki: “Bu sizin hanginizin imanını arttırdı?” Müminlere gelince, işte bu sûre onların imanlarını arttırır ve onlar sevinirler.
Cemal Külünkoğlu
Her ne zaman (Kur’an’dan) yeni bir sûre indirilse münafıklardan bazıları (alaylı bir şekilde): “Bu (sûre) hanginizin imanını artırdı?” diye sorarlar. Gerçek şu ki, o (sûre) inananların imanını artırmış (kuvvetlendirmiştir) ve onlar (her inen vahiyle) sevinç duyarlar.
Mehmet Türk
Her ne zaman yeni bir sûre indirilse, o münâfıklardan kimileri: “Bu sûre hanginizin îmanını arttırdı?” diye sorar. Gerçek şu ki o sûre ancak mü’minlerin îmanını artırır ve onlar, bu yüzden sevinç duyarlar.
Kalplerinde hastalık olanlara gelince, onların da murdarlıklarına murdarlık katmış ve onlar kâfir olarak ölüp gitmişlerdir.
Cemal Külünkoğlu
Kalplerinde (şirk ve münafıklık gibi) bir hastalık bulunan kimselere gelince, (inen vahiy) onların inançsızlıklarına inançsızlık katar ve böylece hakkı tanımama tutumu içindeyken ölüp giderler.
Mehmet Türk
(O sûre) kalplerinde hastalık olanların, pisliklerine pislik katar ve onlar da kâfir olarak ölür giderler.
Onlar, her yıl bir veya iki defa imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra da ne tövbe ediyorlar ne de ders alıyorlar.
Cemal Külünkoğlu
Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl, bir veya iki kez (çeşitli belalarla) imtihan ediliyorlar. Böyle iken yine de tevbe etmiyorlar ve bundan ibret de almıyorlar (ders çıkarmıyorlar).
Mehmet Türk
O (münafıklar) kendilerinin her yıl bir iki defa sınandıklarını görmüyorlar mı? da hâlâ tevbe edip, öğüt almıyorlar.
Bir sûre indirildiği zaman birbirlerine bakar, “Sizi birisi görüyor mu?” diye sorarlar, sonra da giderler. Anlamayan bir kavim oldukları için Allah onların kalplerini imandan çevirmiştir.
Cemal Külünkoğlu
(Münafıkların durumunu bildiren) bir sûre indirilince birbirlerine, “Acaba sizi bir gören var mı?” diye sorarlar, sonra kaçarlar. (Hakkı) anlamayan (ve anlamak istemeyen) bir kavim oldukları için Allah onların kalplerini (imandan) çevirmiştir.
Mehmet Türk
Aleyhlerinde bir sûre indirilince de birbirlerine (alay ederek) bakar ve: “Sizi birisi, görüyor mu?” diye sorarak sıvışır giderler. Allah onların kalplerini, anlayışsız bir topluluk olmalarından dolayı (îmandan) uzaklaştırmıştır.
Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkündür; müminlere karşı çok şefkatlidir; merhametlidir.
Cemal Külünkoğlu
Andolsun ki, size kendi içinizden gayet izzetli bir resul geldi. Zorlanmanız ve sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir. O size son derece düşkündür, inananlara karşı şefkatli ve merhametlidir.
Mehmet Türk
(Ey insanlar!) Yemin olsun ki size kendi içinizden sizin üstünüze titreyen öy-le bir Peygamber geldi ki; zahmet çekmeniz, onu incitir ve üzer. O mü’minlere karşı son derece şefkatli ve merhametlidir.
Yüz çevirirlerse de ki: “Bana Allah yeter; O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O, yüce arşın sahibidir.”
Cemal Külünkoğlu
Buna rağmen sana inanmaktan yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana yeter. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur; ancak O’na güvenip dayanırım. Çünkü O’dur en yüce hükümranlığın Rabbi.”
Mehmet Türk
(Ey Muhammed!) Eğer onlar, hâlâ (îman etmekten) yüz çevirirlerse, sen onlara sadece: “Bana tek ilâh olan Allah, yeter. Ben sadece O, hem yüce, hem de kâinat saltanatının sahibi olan (Allah’a) dayanırım.” de.